8 Aralık 2011 Perşembe

Sosyalleşiyorum, hemde Ankarada!

Okulun kütüphanesinde film indiremiyorum of!
Yani varya o kadar film seçtim dedimki bilgisayar alınca dedim kütüphaneden indiririm ohh dedim.. Amaa nerdeeee? Uğraştım olmadı of!

Tamam tamam şimdi mutsuzluk- umutsuzluk kraliçesi olmaya gerek yok bugün sosyalleşiyorum Ankarada.. Yanlış duymadınız An-ka-ra-da Sos-yal-le-şi-yo-ruuummmmm :))

Abarttım, farkındayım. Bi tane bi tiyatro varmış Osmanlıyla ilgili ona gidiyoruz benim Şekerlik Abidemle.. Aaa ben size Şekerlik Abidemi anlatmadım dimi. Bakın unutmuşum.

Şimdi Şekerlik Abidemle aynı sınıftayız. Sonradan keşfettiğim, çokça sevdiğim, kafama uyan en önemliside gezmeye tozmaya bayılan bir arkadaş bu arkadaş. Vize döneminde yurtta ders çalışamadığı için bizim eve gelmişti 5-6 gün. Şöyleki o günlerde okula gitmeyi gerçekten seviyordum. Ama gerçekten. Yalnız değilim, beraber takılabiliyoruz, ders çalışıyoruz(1 saat sohbet, 5 dk ders :)) Harika bir ikili olduk o zamanlar. Ama onun Feyzası varrr. Onlar çok iyiler. Feyza çok iyi çok tatlı, aralarına girmem. Ama Şekerlik Abidemle doyasıya gezip, alışveriş yapabilirim..

Şimdi şu salak ödevleri hallediyim. Malumunuz 2 saat sonra ders var. Sonrada  ver elini Kızılay!!
Şimdilik hoşçakalın, mutlu kalın, beni özleyin!!

5 Aralık 2011 Pazartesi

Hı ne? Ben mi?

Evimde, yatağımda, kendi pembiş bilgisayarımdayım... Daha ne isteyebilirimki?
Tripkolik şahsımı, İnaçtı keçimi, Rus'umu en sevdiğim arkadaşlarımı gördüm. Ailemi gördüm. İstanbulumu gördüm. Kendi bilgisayarıma kavuştum. Daha ne olsun dostum daha ne olsun. Vizelerimin hemen hemen hepsi de güzel geçti. Dizileriminde yeni bölümleri yayınlanmaya başladı...
Bi dk bi dk bu kadar şeyin güzel gitmesi sizede anormal gelmedimi. Bana geldi valla. Varya kesin başıma birşey gelcek. Kesin ölcem. Lan valla birşey olcak he. Neyse olursa birşey açıp blogumu okur, "yav bu kız zaten hissetmiş la" dersiniz..
Ölmezsemde mükkemmellikten, mutluluktan ölürüm zaten :D
Neyse saçmalıyorum bakmayın siz bana.. Nasıl olsa yarın sabah Ankaraya gittiğimde başlayacak bütün aksilikler, yine mutluluğumun içine edilcek. Ben biliyorumki biliyorumki. Hep aynı terane çünkü. Buraya gel mutlu mutlu sırıtık sırıtık pollyanna pollyanna gez, oraya gidince mutsuzluk abidesi ol.

Ya aslında alıştım oraya da.. Hemen hemen alıştım yani. Ama buranın tadını vermiyorki. Bir kere beni mutlu eden arkadaşlarım yanımda yok, annemin lezzetli yemekleri, babamın sıcacık bakışı yok.. Tv yok, internet yok! Sıkılınca kapısını açabileceğim bir arkadaşım yok. Ya arkadaşım var ama hepsi ayrı alemde. Tamam ordakileri de seviyorum ama benim dostlarımın yanında fos kalıyolar ne yazıkki. Mesela hadi gelin gezelim diyorum kimseden olumlu yanıt gelmiyorki.. Ben aşırı sosyal, yerinde duramayan, aklına eseni yapan, aklına eseni söyleyen, azıcık çatlak biriyim. Belki ben yanlış arkadaş ortamı seçtim ama diğerlerininde ahlaklarından çok hoşlanmıyorum napıyım. Bizimkiler en azından iyiler yani. Aaa fettancanla da uzaklaştık, oh ne güzel :))
Velhasıl ne kadar olumlu yönü de olsa Ankara, Ankara işte.. Benim için soğuk ve donuk şehir..

10 Kasım 2011 Perşembe

Ha Ha ve Ha!

Nasıl güvenirsin bir insana? Nasıl inanırsın?
Şu dünyada değer verdikleriniz, ciddiye aldıklarınız gayet şereften yoksun insanlar olabiliyorlar. Siz onları seviyorsunuz, inanıyorsunuz, ilgileniyorsunuz sonra ne oluyor? Hiç!
Koca bir "Hiç" o kadar... Hata kimde?? Bizde işte sormaya mı gerek var.. Diyorlar bütün insanlar "Şu dünyada babana bile güvenme!" diye. Biz sallamıyoruz, tınlamıyoruz bile. Başına gelince öyle bir anlıyorki insan.. Anlıyorsun işte bu kadar basit.. Şimdi ben kalkıyım sinirden beni deli edenleri arıyım, saydırıyım bir ton laf, küfrediyim şeferine.. Sonra nolcak? Tınlayacak mı ki adam he tınlayacak mı? Yok yine devam edecek. Ben kendimi yediğimle, sıktığımla kalıcam. Kendimi suçlıcam falan.. Gerek yokki, hiç gerek yok! Boş insanlar, boş insanlarla beraber olsunlar!!
Polyannacılık da bir yere kadar!

8 Kasım 2011 Salı

Mutlulukk :))

İstanbula geldimmmmmm :)
İnsanın memleketi, doğup büyüdüğü yer gibisi yok.. O kadar çok özlemişimkiiii. Herkese doya doya sarıldım. Herkesi doya doya öptüm.. 3 yakın arkadaşımdan daha sadece birini görebildim.. Onlada doya doya film-dizi izledik, sohbet ettik, dertleştik :)
Anladımki burda özelim ben. Kendimi olduğum gibi bulduğum, insanların bana samimi olduğu tek yer burası.. Evim, ailem, arkadaşlarım... Beni özel hissettiren insanlar.. Çıkarsız, karşılıksız verilen sevgileri, benim içimi ısıtan.  Neyse duygusala bağlamıcam, biraz daha bağlarsam ağlarım. Şaka şaka duygusuz olan ben nasıl ağlarım :D
Hele bendeki abla sevgisini bir görceksiniz.. Yanından ayrılmıyorum, elini tutuyorum, yanına yatıyorum, şebelik yapıyorum :D O benim bitanemm bitanemmmmmmmmmmmmmm <3<3
Arefe günü ablam, ergengerisi, ben alışverişe gittik. Sabah 11 akşam 7 bir gezdik sormayın. Profilo, cevahir, metrocity avm avm gezdik-tozduk. Bissürü ciciler aldık kendimize :)) Ablalı kardeşli çok eğlendik..
Bayramı zaten saymıyorum.. Gelen, giden, akrabalar, kuzenler... geceleri 2lere 3lere kadar hoş sohbetler.. Etler kavurmalar böreklerrrr :)) Bide benim en sevdiğim bayram kurban olunca bir etobur olarak, daha ayrı :)
Bol gülücüklü, bol sevinçli bi post oldu bu post. Mutluluğum daim olsun, hepimizin bayramı kutlu-mutlu olsunnnn :)
Ennnnnnnnn derin sevgilerimle, Yerli Polyannaaaa :))

19 Eylül 2011 Pazartesi

Gazi-Gazi-Varan1

Ahh bugün okulumun ilk günü. Bu postu da okulun internet odasından yazıyorum. Erken konuşmak gibi olmasın ama burayı çok sevdim :) Tamam trafiği berbat olabilir ama, yinede okul güzel, ortam güzel, ev güzel, ev arkadaşları güzel... Mutlu olmamam için şuan pek bir sebep yok anlayacağınız.

Buraya gelirken o kadar yoğundum o kadar yoğundumki fırsat olmadı bloguma bakmaya.. Aslında okul telaşımla ilgili anlatacaklarım vardı. Bavul hazırlamalar, son kez arkadaşlarla takılmalar, akraba ziyaretleri, arkadaş annesi ziyaretleri falan meşguldüm. Zaten ananem falan da geldi memleketten evde bi karmaşadır gidiyordu. Hatta buraya gelirken ağlayan sadece ananem ve babanemdi.

Kimse ağlamadı ya psikolojim bozuldu. Sanki herkes gitmemi beklermiş gibi.. He birde buraya geldiğim gün bizim sokakta düğün vardı. Davullar, zurnalar.. Kuzenim sanki gelin olmuyormuşsun hissine kapıldım bile dedi. Hatta amacamın tabiriyle geleceğim gün "Hoşçakal Pastamı" bile yaptım. Çikolatalıydı.. Pastayı kestik, sohbetleri ettik, son hazırlıkları da tamamladık ve yola koyulduk..

Üzüldüm mü diye sorarsanız. Ya hiç üzülmedim, çok rahattım, hep güldüm, herkese "Sizi Seviyorum" dedim. Ev arkadaşlarım inanmadı ilk yılımın olduğuna.. O kadar rahattım çünkü.Gece ikiye kadar oturduk sohbet ettik. Ev arkadaşlarıma şimdiden isim taktım bile. Biri "F Maduru" diğeri "Etçil Şirin"..

Şimdilik benden bu kadar sayın ve sevgili bloggerlar.. Artık boş buldukça gelirim ben buralara. Şimdilik Hoşçakalııınnnn :))))

13 Eylül 2011 Salı

Ankara'ya 4 gün kala..


Birçok şeyden bahsetmek istesem de başlayamadığım post bu post. Bugünlerde arkadaşlarımın sorunları birden ortaya çıktı, sonra yavaş yavaş duruldu. Hala İnatçı keçimle doğru dürüst konuşamıyoruz. Ama Tripkolik şahsım daha iyi.. Rus'um birçok şeyi zamana bırakmanın daha doğru olduğunu düşündü ve o da duruldu. Bense kaldığım yerden devam ediyorum hazırlıklarıma.

Bugün başladım valiz hazırlamaya sabah sabah. Ama sinirlerim boşaldı ve saçmasalak ağladım. Gidiyorum diye duygusallaşıyorum işte. Birde annem soru yağmuruna tutmasaydı valiz hazırlarken daha iyi olabilirdim.

Şimdilik olaylar böyle Ankara'ya gitmeme 4 gün kaldı. Heyecanlı ve stresli  bekleyiş devam ediyor. Hazırlıklar son hız. Hemen hemen toparlandım gibi. Ben yine vakit buldukça buralardayım. Şimdilik hepiniz hoşçakalın :)

10 Eylül 2011 Cumartesi

Bir Yanda Mutluluk, Diğer Yanda Hüzün..

Hayatınızdaki insanlardan biri bir an çok mutlu iken, diğeri üzüntüden felaket durumda olabiliyor . Biri sevinç çığlıkları atıp size sarılırken, diğeri gözyaşları içinde titreyerek omzunuza yaslanabiliyor. Birileri doğarken, birileri ölüyor. Çok dengeli hayat işte böyle. (arkada bu çalsın bence) Size herşeyi tattırıyor... Bense arada öyle kalakaldım..
Mutlu olan arkadaşımla bende sevinç çığlıkları atıyorum. Aaa diyorum Rus'um bak seni tanıyor o, seni farketmiş. Belki platonik aşkın karşılıklıya dönüşebilir. Sonra diğerine koşuyorum. Diyorumki elimden birşey gelsin yardım edeyim. Ama olmuyor o da bazen izin vermeyebiliyor. İstediğim olanların mesaj atılması en azından. Ama o da  olmayınca, üzüldüğüm ve beklediğimle kalıyorum. Belki diyorum belki sessizce şarj aletini arayıp bulurda, benim merakımı anlayıp mesaj atar. Demekki durum o kadar feci diyorum sonra. Kırılamıyorum onada. Demekki olaylar her zamankinden değil.. Meraktan uyuyamıyorum tabi. Düşün düşün.. Bir yere de varılmıyor. Sonra diyorum blog belki bana unutturur. Unutur gibi oluyorum ama aklından çıkmıyor tabi insanın..

Diyorumki sonra aç blogunu yaz. Dök içini rahatla. Kimse okumasa bile sen yaz. Okuduğum bir söyleşi vardı hatta biraz önce. Şuanda ünlü bir blogger olan BIS (yani bence ünlü :)) ilk yazılarında kimsenin okumayacağını bile bile yazmış. Bende öyleydim. Kimse okumasa bile yazıyordum.(Ki hala okunduğundan şüpheliyim)Ama olsun ben rahatlıyorum önemli olanda bu. Hatta facede reklam yapıp benim blogum var dediğim için de pişmanım. Kimseye söylemeseydim burdan rahat rahat herşeyi yazabilirdim. Ama şuanda herşeyi yazamıyorum maalesef (:

Ama "O"nu rahatlıkla yazıyorum. Nasıl olsa okumaz. Nasıl olsa beni tınlamaz diyorum. Yazıyorum. Hatta o bilmese de ben bugün de onu yazıcam. Onu ne kadar sevdiğimi, onun beni ne kadar tınlamadığını, onun için planlar yaptığımı, onun için dualar ettiğimi, onun için biraz olsun ciddileştiğimi, onu herkese anlattığımı, duyduğum her cümlede onu bulduğumu, her gece başım yastığa değdiğinde acaba bugün nasıldı-ne yaptı diye düşündüğümü yazıcam. Ama o yine bilmeyecek. Bilmese de olur zaten. O sevsin diye, o bilsin diye, o okusun diye yazmıyorum ben! Hatta bilmesin, bilirse büyüsü kaçar. O sadece beni farkettiğinde sevsin. İstediğim bu sadece.. Ufak ama mutlu umutlar bunlar.

Döküntülerim bunlar işte. Bu gecelik pek pollyannalık yapamadım. İdare ediverin sizde beni..

9 Eylül 2011 Cuma

Ankara'ya İlk Adım..



Evvet caağnım bloggerlarım. Dün gittim Ankara'ya nihayet. Gittim, gördüm, gezdimm.
Yedi saatlik yorucu ve uykusuz yolculuktan sonra Ankaraya ilk adımımı attım. Ankarayı sevdin mi diye sorarsanız. Sever gibi oldum derim. Yani İstanbuldan pek farkı yok. Ama yinede alışkın olmadığım için biraz soğuk ve sakin geldi. Neyse araya görüşlerimi katmadan önce neler yaptığımı anlatayım. Otogardan indikten sonra yurda gittik. Kahvaltıdan sonra mülakata aldılar. Yurt bana çok tuzlu geldiğinden, ev olsun dedim. Şimdi 5-6 arkadaş evde kalacağız. Nerde kalmam konusunu hallettikten sonra kayıt yaptırmaya gittim. Çok çabuk halloldu zaten kayıt. Ama kayıtta sıra beklerken, on gün sonra sınıf arkadaşım olacak insanlara resmen sinir oldum. Soğuk nevaleler, tip tip baktılar hep. İnsan tanışır, kaynaşır dimi?? Nerdee.
Herneyse.. Ben kayıttayken babam Hüseyin amcayla buluşmuş. Onunla konuştuk falan. Ama kendisini çok sevmedim. Yani çok boş konuşuyor napim.. Tamam bende konuşurum ama çok da boş konuşmam. Otogara döndük tekrar. Biletimizi iki saat sonraya falan aldık. Kalkış saatine kadar gezdiriyim dedi Hüseyin amca.

Ankaray denen metroya binip Kızılaya gittik. Taksim meydanı gibi bir yer. Kalabalıktı. Orda gezdik çay falan içtik. Hüseyin amca yürüttü bizi biraz. Oradan İzmir Caddesine gittik. Ya zaten heryer birbirine benziyor. Ben şimdi tek gitsem karıştırırım. İzmir caddesinden sonra sırada Kemal paşa bulvarı mı adını tam hatırlamıyorum oraya gittik. Orasıda Bakırköye benziyor. Yani dediğim gibi İstanbuldan pek farkı yok. Artık otobüs saatimiz geldiğinden Ankaraya binip Aşti'ye geri döndük. Yemek yiyip, otobüsümüze doğru yol aldık. Uyur, uyanık İzmite kadar geldik. Ama İzmit'ten sonra bir trafik vardı sormayın. Eve kendimizi zor attık.

İştee ilk Ankara gezimiz bu kadar. 9-10 gün sonra temelli gidiyorum. Şimdi hazırlıklara devam etme vakti. Hadi bana bol şanss :))

6 Eylül 2011 Salı

Ben ve İnternet Manyaklığım!

Fotoğrafın sahibine sonsuz teşekkürlerr <3

Ablam kapıdan girdi az önce. Onun geldiğini duyunca koştum elimde çay doldurulmayı bekleyen kupam(kupadan daha büyük hafif sürahide diyebiliriz) elimde ağzıma dayadım abuk subuk sesler çıkarıyorum. Ablam güldü, şebek yiaaa bu gız dedi.. Onu seviyorum öyle böyle değil, o benim bi'tanem bi biiiiii (:
Kulağımda ablamın ipodundan iki gündür takıldığım şarkıyı dinliyorum. Ya bu kenanın seni hakkaten çok yumuşak ve tatlıı. Eller bi sağa bi sola. Çok sevdim, hem blog okuyup hemde dans edebiliyorum.(evet ben süpersonik yeteneklere sahip bi pollyannayım.)(yalnız egoda tavanda)
Bugünlerin internetimle geçirdiğim son günler olduğunu hatırlayıp daha bi kalkmayasım geliyor pc başından. Malum Ankarada bilgisayarımk olmayacak, internetim olmayacak.. Napıcam ben blogsuz yaa :( Biraz önce İnatçı keçim hatırlattı.
Dediki: "Sen Ankarada blog yazamıcan nolcak, napcan?"
Bende dedimki: "İnt cafe denen bi olay var bilion mu?"
Dediki: "İnt cafede erkek oluyo ya. Kızların takıldığı yer çok az"
Bende dedimki: "Ben bulurum İnatçı keçim yiaaaa"

Aynen böyle düşündüm vallaki. Yani bulurum bi int cafe girerim. Ben netsiz yapamamkiii. Hem ben gidiyim bi Ankaraya bulurum bir şekilde nete girmesini. Sonra bi bakmışsınızki int cafeden çıkmıyorum, okula gitmiyorum falan... Yok yok o kadar abartmamam yaa. Arada bi yazarım size, haberdar ederim. Özletmem kendimi.
Neyse ben Kenanı dinlemeye devam ediyorum. Şimdilik hoşçakalınnnn :))

Dımtısdımtıstistakdımtıstak

Durum mu, Al sana Durum.




Canım sıkkın. Şuan derin modda Bonomo dinliyorum. Bazen çok salakça konuşabiliyorum. Hatta şuan salakça konuşuyorda olabilirim. Salakça konuştuğumu aradan zaman geçtikçe anlıyorum. Neyse benim en yakın arkadaşlarımdan biri olan Tripkolik şahsımla telefonda konuşuyorduk. Yurt hakkında falan. Ben devlete başvurmadım. Sebebi çok.. 8 kişilik oda, içinde şap olan iğrenç yemekler, tuvalet ve odada aynı kullanılan terlik, banyoların pisliği falan.. Bunları anlatıyordum. Bunlarda zaten bana ablamın anlattıkları. Kendisi ilk 2 yıl devlet yurdu maduru olmuştu. Eve her gelişini iple çekip, her gidişinde de ağlıyordu. Resmen eziyet gibi geliyordu yurt ona. E ben olsam bende istemezdm oraya gitmek. Sonuçta çok gereksiz, birbirinden farklı 8 kişi aynı odada. Ben bunları zaten her sorana anlatıyorum ablamda genelde yanımda oluyor. Tripkolik şahsıma da anlatırken makyajını temizliyormuş yan tarafta. Ben anlatırken dediki : "Ben iki yıl kaldım ya o yurtta". Hiçbirşey söyleyemedim. Şimdi bozuldu bana uyudu. Benimde canım sıkıldı haliyle. Ya sonuçta kendisi anlattı nasıl felaket bir yer olduğunu, kendisi bahsetti herşeyden. Ben anlatırkende dokundu. Ama ben üzülsün istememiştimki. E şuan şöyle düşünüyor: Ben iki yıl kaldım eziyeti çektim onun ne farkı var? Neden özel yurt?

Haklı mı bilmiyorum. Kendince haklı olabilir. Ama bende kalamamki orda...İnşallah vakıf bursu ayarlayabilirim de babama yük olmam. Çünkü kaç gündür bunu düşünüyorum. Yurt fiyatları beklediğimizin neredeyse iki katı çıktı. Devlete de başvurmadım. Ne yapıcağımı bilmiyorum. Ya vakıf bursu yada yurt indirimi. Bakalım. Babam çarşamba gecesine bilet almış. Perşembe sabahın köründe ordayım. İnşallah istediğim herşey hayırlısıyla olur.

Sevgililerimle,
Kendisine yerli polyanna denilen ama buralarala geldiğinde genelde canı sıkkın olan ilginç kişilik.


4 Eylül 2011 Pazar

14 Gün Kala..

Gitmeye iki haftam kaldı. Bu koşturma maceralarımı sizinle paylaşmaya karar verdim. Bugün alışveriş niyetiyle eminönüne gittik. Malum valiziydi nevresimiydi var ihtiyaçlarım.

Çıktık sabah kahvaltıdan sonra. Hava ne kadar sıcak olsa da, nemden yapış yapış olsak da yılmadık gittik. İnanılmaz bir kalabalık var eminönünde. Otobüsten iner inmez farkediyorsunuz zaten. Yalnızca kalabalığı değil; kızarmış balık kokusu, deniz kokusu, ilerde turşu kokuları falan baya yoğun..

Köprünün altından geçtik. Ama kaç dk'da geçtik sormayın. O kadar kalabalıkki millet birbirini eziyor resmen. Ama ayrı bir havası var oranın. Bi yandan satıcılar, bir yandan turistler, bir yandan müşteriler, pazarlık sesleri.. Heryer ışıl ışıl.. Saatler, kolyeler, ayakkabılar, elbiseler... Sonra çıktık meydana. Közde mısır kokusu geldi önce burnuma. Ama daha yeni kahvaltı yaptığımdan dedimki kendime "Derya sakin ol daha yeni yedin, hem aldığın kiloları nasıl geri verceksin? Uzak dur, sakın birşey yeme!(Balık-ekmek dahil)"

Yokuşları çıkmaya başladık.. Satıcılar babama hacı amca dediler hep. - Hacı olmasa da nur yüzlü benim babam yiaa - Tabi yaşlı birini görünce "Abi hacı malzemeleri burda.", "Abi kampanyadayız buyrun pasaja." Babam diyor hayır, iki adım ötede başkası takılıveriyor peşine. Neyse hacı malzemeleri satan yeri aştıktan sonra diğer yokuşta düğün malzemeleri. Bu sefer beni gören diyor babama: "Abi bak çeyizlikler burda." Ama kaç tanesi söyledi. Babam da en sonunda sinirlenip: "Yok çeyiz meyiz, öğrenci bu" diye çemkirdi. Nevresim takımı bakıyoruz hemen diyor benim kızım öğrenci. Çok bozuldu valla :) Ben nasıl kıkır kıkır gülüyorum babamın tepkileri görünce sormayın. En son çocukken gelmiştik ailecek eminönüne. Bayramlık almak için gelirdik arefe günleri.. Okul başlarken çanta, ayakkabı almak için.. Geldiğimizde simit atardık kuşlara.. Balık- ekmek yerdik ailecek.. Çok eğlenirdik. Aldıklarımızı denemek için biran önce eve gelmek isterdik.. Çok duygusala bağladım neyse...

Önce alışverişi bitirelim dedi babam. Sonra biraz gezeriz. Ama zaten beli ağrıyordu, yormak istemedim. Genelde ilk baktığımız yerden aldık, çıktık. Bissürü cici aldım kendimeee (:  Valiz, nevresim, öyle ıvır zıvırlarda aldık.

Sonra girdik mısır çarşısına.. Kendisine aşık olduğum biryer. Çocukluğumdan beri eminönünde en çok burayı severim. Loş ışıkları.. Baharat kokuları.. Rengarenk kumaşları, halıları, elbiseleri, şalları... Çeşit çeşit sabunları.. Gümüşleri.. Hediyelikleri.. Lokumları.. Herşeyini severim oranın. Ama en çok da ışıl ışıl parlayan mücevherlerini.. Hepsini almak isterim onların, hepsine dokunmak.. Hepsi benim olsun isterim.. Yerleri yumuşak taştan yada mermerden mısır çarşısının. Yumuşacık.. Kimbilir kimler geldi geçti üstünden.. Kim bilir neler yaşandı dükkanlar bir bir kapanırken.. Tavan o kadar yüksekki kendinizi bir başka dünyada hissediyorsunuz orada.. Işıkları almıyor gözünüzü, seviyorsunuz ışığını bile.. Kendine has kokusuyla, rengiyle, insanlarıyla harika bir yer Mısır Çarşısı..

Mısır çarşısının bitiminde 'Kurukahveci Mehmet Efendinin' ürünlerinin satıldığı dükkana girdi babam. Biz girmedik çünkü valizle kalabalığı yarmak epey bir zor.. Mis kokulu kahvemizi de alıp kalabalıktan sıyrıldık. Babam tabi yiyecek gördümü gözü başka birşey görmediğinden coşkun sucuğun dükkanına girmeye çalıştı, engel oldum. İlerde birde peynirci gördü tam engel olacaktımki valizi çekmekle meşgul olduğumdan babamı engelleyemedim. Almış tabi alacağını.. Neyse acıktınız mı diye sordu. Hayırr! dedim aşırı bir tepkiyle. Zaten kilo aldım hayatta yemem balık ekmek. Annemde kilo aldı o da istemedi. Tabi babamın keyif tıkırında. tam i k i b u ç u k  k i l o vermişşş. Ama onada yedirmedik tabiki. Denizin kokusunu çeke çeke gittik durağa. Bindik otobüse. He birde oradayken kuzenim aradı. Dün gelmişler memleketten, bizi çaya  çağırdılar. Ama gitmez olaydım. Çünkü mısır unlu balık vardı menüde! Dayanamadım yedim! Yedim işte çok yedim hemde. Kilo alırsamda alıyım banane yaa :(

Kilo faslını bir kenara bırakıp yedik ailecek afiyetle. Sonra yeni aldığım cicilerimi giydim. Çook beğendilerrr.. Bende beğendim yani sorun yok. İşte amaç sadece alışverişti. Bahaneyle Ankaraya gitmeden birde eminönünü görmüş oldum. Ve buradan gitmeme sadece iki hafta kaldı...

-Üstüne Tıklayınca Büyüyor Dediler (: -

1 Eylül 2011 Perşembe

Emirgan - İstinye yolcusu kalmasıınn (:

 ~ Emirgan Sahil ~

Ohh gezdim bugün.. Ankaraya gitmeden bi deniz kokusu alıyım dedim. Ailecek şöyle bir Emirgan-İstinye gezisi yaptık. Hatta babam denize bile girdi. E havalar böyle devam ederse Ankaraya gitmeden bende bi giderim plaja. Malum orda deniz yok. Toygar ışıklı abimizinde olduğu gibi, bende deniz görmeden yapamam. Ama sınav döneminde pek fırsatım olmadığından zaten uzak kalmaya alışmıştım. O yüzden zorlanmam heralde.

Velhasılıkelam gezdik tozduk, yedik içtik oh miss. Deniz kokusuna doyayım diye içime çektim iyice. Emirganın nefis kokoreçinden de yedik..(ne nefisi ya afedersniz b*k gibiydi. içinde acı olmasa yenilecek gibi de değildi yani. sadece güzel şeyler anlatıyım istedim ondan. laf olsun torba dolsun güzel dursun maksat.)

Luna parkı gezdik, kamikazede çığlık atan gençlere güldük, çay içtik falan. Hatta çook uzun zamandır istediğim yüzükleri de aldırdım. Ah babam asla kıyamaz bana (: Onun şımarık, tatlı, cadı, sakar kızıyım çünkü ben. Ben gidince çok sıkılacaklar. Neyse neyse gittim ben.. 


29 Ağustos 2011 Pazartesi

Bayram gelsin, Hoşgelsinnnn :)

Dımdırırım dımdırırımmm!
Bayram geldi, hoşgeldi! Evlere binbir telaş geldii!

Evvet canlarım yarın arefe. Bugün arefe öncesi. E doğal olarak benim için işkenceeeeeeee. Neden mi? Hemen açıkılıyorum: çünkünüm ben bir Türk kızıyım. Türk kızı olmak demek: temizlikte, yemekte, bulaşıkta, çamaşırda her birşeyde annene yardım etmek demek. E hal böyle iken, e bayramda gelmişken ne yapılır? Tabikide bayram temizliğiiiiiiii.
 
Bugün açtık bir güzel baklavalarımızı. Hemde 7 tepsi!(Şu yanda gördükleriniz bir tepsisi) Ordu doyurcaz ya ondan.Nerdeyse 5 saatimizi falan aldı. İftar yemeğini nasıl hazırladık nasıl yedik bilmiyorum. Hatta sofrada uyuklamışım o kadar diyorum. E sadece baklavayla kalsa paşayız da yarın daha çok iş var. Camlar silincek de, dolma sarılcak da, çarşaf böreği açılcak da, bayramlıklar alıncak da ohoooooo. Bunun bide ıvırı zıvırı var saymıyorum.

Bayramları ne kadar sevsem de bu kısımları zor. Tamam belki bunlar tatlı yorgunluklar ama sonuçta yorgunluk canım bundada polyanna olamamki!
- Hem ben bayramlık almadım daha ya :( Yarın bir de o var. offf off. -

Ben bunları düşünüp şöyle bi bloglara bakıyım derken bir de ne göreyim bloggerlarım bir de ne göreyim? Hayatımın kolyesi. Bayıldımötesi o kadar söylüyorum. Hemende resmini koyuveriyorum.
Hayatımda gördüğüm en güzel kolye. Bir osmanlı tuğrası manyağı olarak hasta oldum resmen. Alaçatıda satılıyormuş.
Şu işlemelerin güzelliğine, taşların dizilişine, rengine bakın hele. Hatta o tuğra. Ahh Ahh bulursam da almazsam öldürün beni atın biryerlerden.
Ha ben bunu biliyorum sana alıp kargoyla şeettittiririm diyorsanız, asla karşı çıkmam. Hemen ev adresini veririm yani o kadar.
Ölmeden almak istediklerim arasına ekledim. Haberin ola kolye. Bir gün benim olacaksın !

28 Ağustos 2011 Pazar

İnsanlık için belki küçük, benim için büyük adım.

Çok fazla amaç, çok fazla yük demek. Çok fazla çalışman demek. Çok fazla sivrilmen gerek demek. Neden bu dünyada varım, neler yapmam gerek diye bir oturup düşünmek gerek. Boş yaşamadan, birşeyler için çabalamak gerek. Önümüzde uzun bir yol var.. Belkide çetrefilli bir yol. Zaten hiçbir başarı kolay yollarla olmadıki.. Her düşünen Türk genci gibi benimde amaçlarım, hedeflerim var. Ama ben o "her"kes gibi olmak istemiyorum. Çünkü o hedefleri olan birçok genç, zoru gördüğünde pes edip bırakıyor. Öyle olsun istemiyorum. Başkaları gibi siyasi görüşüyle bir yere gelenlerden değil; kendini başarısıyla ve seslenişiyle dikkat çeken olmak istiyorum. Birilerinin grubuna dahil olarak, torpille değil; bireysel ve kendini kanıtlamış olmak istiyorum. Hür irademle, fikirlerim değişmeden, ağır ama emin adımlarla ilerlemek istiyorum.
Düşüncelerimi başkalarına anlatırken, olumsuz tepkiler almamak için açık kapı bırakmamalıyım biliyorum. Her sorularına kendimden emin ve kararlı cevap vermeliyim. Şüphe etmemeliler düşüncelerimden. İstediğim cevabı almaları için çok çalışmam gerekiyor biliyorum. Hem bütün tarih kitaplarını yalayıp yutmam, hem güncel tarihçileri takip etmem, hemde karşımdakini ikna için iletişim dersleri çalışmam gerekiyor. Birşeyleri değiştirmek için önce kendi çalışma stilimi değiştirmem gerekiyor. Gerektiği kadar çalışmak değil, fazlasıyla çalışmak gerek.
Düşüncelerini fazlasıyla önemsediğim bir arkadaşla konuştuk bugün. O konuştu ben anlattım. O savundu, ben savundum. Ortak paydada buluşmak için resmen çabaladım. Kendimi hiç bu kadar iyi ifade etmemiştim ona. Belki yüzyüze geldiğimizde elim ayağım birbirine dolandığı içindir. Sanal ortamda daha iyi bir anlaştık. Dua et dedi bana ismen. Etmem mi ona hiç.. O istesin yeterki.. İsmi kadar güzel insan... Onun o umursamaz, kendini beğenmiş tavırlarına sabırla, mülayim bir şekilde cevap verdim. Başkası olsa ağzına patlatası gelir laf sokuştururdu belki. Ama eğer ona kendinizi biraz yakın hissediyorsanız yapamıyorsunuz işte..
Neyse ben duygusala bağladım iyice. Bu kadarı fazla bana. Esen kalın, hoşçakalın, nasıl istiyosanız öyle kalın :)

26 Ağustos 2011 Cuma

Sorularla başım dertte. Ne yapsam bilmiyorum. Aklımdan bi parça. Söküp atamıyorum.

Uyku tutmadı. Sağa dön, sola dön. Cık. Yok. Tık yok. Uyuyamıyorsun. E heyecan var tabi. Artık ünili olcaksın. Başka şehir, başka insanlar, başka başka ortamlar. Yani ortamlar dediysem öyle "alemlere akıyım", "oo kop kop" olayı değil. Merak ediyorum oradaki herşeyi. Kafamda canlandırmaya çalışıyorum. Ama Ankarayada hiç gitmedim, hayallerde boşluklar oluyor o yüzden. İnsanlar nasıl, yurt nasıl,oda arkadaşlarım acaba nasıl olacak, okulun ilk günü ne yapıcam, ne giyicem, nasıl davrancam, sınıftakiler nasıl.... diye devam eden sorular silsilesi var kafamda. Hayal gücümün sınırlarını zorluyorum bu konuda.
O yüzden uyku tutmuyor işte. Düşünmekten yani. Ama sadece ben değilim böyle. Bakıyorum faceden gazideki benim gibi ilk senesi olan arkadaşlara. Onlarda aynı işte. Hepsinde heyecan var haliyle. Bir yandan o kadar çok gitmek istiyorumki.. Biran önce başlıyım istiyorum. Bir yandan da ailem var, arkadaşlarım var, düzenim var... Yani hem tatlı bir sevinç, hemde içteniçe bir burukluk.. Olgunlaşma dönemine adım atıyorsunuz birnevi. Yani büyümeye bir adım daha..
Çok uzattıım, abarttım, kabarttım belki bu üni işini ama düşünmeden edemiyorum. He bir de ben ankaraya gidince böyle zırt pırt da yazamam. Nerden bulcan orda neti, pc'yi.. Şu üni masrafları olmasa bi netbook aldırırdım ama maalesef en azından ikinci döneme kadar böyle birşey mümkün değil. Uzak kalmak zorunda kalıcam sosyal ağlarımdan.. Ama interneti bulduğum yerde saldırıveririm bloguma. Hemmen anlatırım herşeyi :)

Birde bugün "3.Geleneksel Derya'da iftar yemeği" var . Canım arkadaşlarıma neler hazırlıcam nelerrr. Zaten bu bir veda günü gibi birşey olcak ama neyse. Ne kadar içimizde burukluk olursa olsun yinede güleriz biz. Hatta gülmekten ağlarız. Çünkü dostlar can'dır. Onlardaki sıcacık tadı, samimiliği ünide bulamıcam biliyorum. İstanbula gelmek için can atıcam biliyorum. Ama yinede gidesim var. Hemde koşa koşa.. Bakın yine ben konuyu evirip, çevirip üniye getirdim. 1 haftadır yaptığım gibi.. Oraya gidince nasıl olsa gider bu stres o zaman kurtulursunuz benden :) Hadi görüşmek üzere sayın blog alemi.. (Tabi okuyan varsa :))

-O değilde ben nereye koycam ayımı o kadar eşyanın arasında??-

23 Ağustos 2011 Salı

İlgincim Evet.

Başlıktanda anlaşıldığı gibi biraz ilginç bir insanım ben. Yani genelde öyle derler. Kimseye hayır diyemediğim için, konuşurken karşımdakini kırmamak için debelendiğim için, kısacası birazcık insanlara karşı yumuşak olduğum için.. Bundan dolayıdır ki bana derler yerli polyanna :)
Mesela yakın arkadaşlarımdan birine kırgın olsam, ama o beni kırdığının farkına varmasa, ben ona kırgın olduğumu söylemeye çalışsam, söyleyemem. O konuşur anlatır laflar boğazıma dizilir, unutur giderim olayı. Onun o hevesli konuşmasını bölüp de aramızın bozulmasını istemem. Yani hep öyle yapıyorum. Aramızın bozulmasını istemiyorsam bazı şeyleri içime atıp, görmezden gelirim. Bu huylarım iyi bişey mi peki? Hayır tabii...
Çünkü o biriktirdiklerim yük oluyor bazen bana. Bilinçaltı meselesi olup rüyalarımda görüyorum. Çünkü ben karşımdakine kendimden daha çok değer veriyorum. Günümüzün bencilliğine inat belki de bu huylarım. Konuşurken 'ben' kelimesini çokça kullansamda önem açısından karşımdaki daha değerli..
Çok yakın arkadaşlarımdan biri hep der: a- acaipsin diye. Neyse yapı meselesi yapacak pek birşey yok.. Artık uyku vakti.. -.-

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Ka-zan-dım!!

Ve artık kendime gelebildiğime göre, blogumada geri dönebilirim. Evet sonuçlar cuma günü açıklandı. Heyecanla beklediğim sonucu, sevinç çığlıklarıyla kutladık. Yanımda İnatçı Keçim'le birlikte.(keşke Tripkolik Şahsım da olsadı :( )
Sonucu beklerken üçbuçuk attık evde. Bilgisayar başına kitlendik resmen. O bekleyişte söylediklerimizi de videoya çektik hatta. Ve sonra izlediğimizde baktık ki o anda söylediklerimizi hatırlamıyoruz :)
Neyse uzatmadan söylüyorummmmmmm Gazi üniveristesi Tarih bölümünü kazandımmmmmmmmmm
Zaten tarih okuyacağımı az çok tahmin ediyordum.(bkz: zaten bu gidişle tarih okuyacakmışım gibi görünüyor.)
Ama gazi olması beni çok ama çok şaşırttı. Kazandığımı öğrendiğim andan itibaren araştırmaya koyuldum. Facebookta gazi üniyi beğenmeler, sitesine zırt pırt girip çıkmalar, tarih bölüm derslerine bakmalar falan filan... Böyle yerimde duramıyordum zaten. Herkesi aradım herkesi herkesi...Hala gerçek değilmiş, her an biri beni dürtüp rüyadaydın hadi kalk diyecekmiş gibi geliyor. Ama değil sanırım :) Bayramdan sonra kayda gidiyoruz. Bugün burs başvurusu yapacağım. Hatta dün rektörümden mesaj geldi :) Çok heyecanlıyım ya öyle böyle değil yani. Okula başlamak bana hayal gibi geliyor. Biraz korkum var tabi. Kimlerle karşılaşacağım, ortam nasıl, hocalar nasıl.. Bir ton soru var aklımda. Ama zaten oraya gidince birçoğu hallolur. 19 eylülde başlıyor derslerimiz. Önce yurt işimi falan halletmem lazım. Tabi birton eksiğim var onları almam lazım. Çok şey yapmam lazım çook. Neyse dostlar daha fazla vakit kaybetmeden işe koyulalımmm :)
Hoşçakalın...

9 Ağustos 2011 Salı

K.K.

kadınlar konuşmayı severler, erkekler gerektiğinde konuşurlar
kadınlar gelecek zamandır, erkekler şimdiki zaman
kadınlar planlarlar, erkekler yaşarlar
kadınlar çalışırlar, erkekler severler
kadınlar olmak istedikleri gibidir, erkekler olduğu gibi
işte bu yüzden 'erkek sözü mü' denir her güven testinde...



8 Ağustos 2011 Pazartesi

20'lik diş belası.

Üç gündür berbatım. Berbattan öte hatta. Dişimin ağrısıyla uyuyup, onun ağrısıyla uyanıyorum. Yanağım şiş, zor konuşup, zor yutkunup, zor gülüyorum. Benim için çekilmez bi durum. Ha diş eti attı ha atıcak bekliyorum öyle. Günde iki tane apranaks ile. Sadece dişim ağrımıyorki. Dişim, başım, çenem..
Doğru dürüst yaptığım birşey yok zaten. Bütün gün evde yat. Bugün nerdeyse 12 saat uyumuşum. Biraz daha uyusaydım uyku komasına girerdim zaten. Yapacak bir işimde olmadığından, sınav döneminde yapmak istedip de yapamadıklarımı yapmaya çalışıyorum.
Mesela geç kalınmış filmleri izliyorum. Bir dönem herkesin yanıp tutuştuğu 'Aşk Tesadüfleri Sever'i izledim bugün. O dönemlerde herkes birbirine bu filmi anlatıp duruyordu. Ben çok istedim izlemeyi ama birşey popüler olduğu zaman onu yapmayı sevmiyorum. Modası geçsin öyle benim olsun. Çünkü o zaman daha kalıcı oluyor.
Neyse film harikaydı. Ağladım hatta. Ölüme bile ağlamayan katı olan ben, bu filme ağladım. Senaryo müthiş. Oyuncular harika. E tamda benim sevdiğim türden. Daha ne olsun..
Birde bugün üç yıldır görüşmediğim bi arkadaşımla görüştük telefonda. Sesin değişmiş dedi. Büyüdüm dedim bende. E koskoca 19 olduk ya..
Üç yıl görüşmedik ama neler neler gelmiş başına.. Askerden muaf olduğunu söyledi. Ooo dedim daha ne istiyosun. Ama nedenini sorduğumda, böyle tepki verdiğime pişman oldum. Çünkü neredeyse milyonda bir görülen bir hastalık çıkmış onda. Omzuyla ilgili birşey. Omzundaki kaslar kopuyormuş. Sol kolundaki kasların tamamen kopması an meselesiymiş. Duyduğumda şok oldum. Çünkü o bizim voleybol çalıştırıcımız, o bizim smaç rekortmenimiz.. Beklemezsin ondan böyle birşey.. O kadar üzüldümki.. Allah şifa versin ona. İnşallah tedavisi bulunur.
Öyle işte.. Bütün gün evde olunca pek iyi olmuyorum ben. Birde diş ağrım yok mu... Bi arkadaşın dediği gibi "Boş vakitlerimde deliririm." ben.
Benden bu kadar. Esen kalın...

7 Ağustos 2011 Pazar

'Değmesin Ellerimiz'e ithafen.

Sen nıyetlı degılsın unutmaya. Hala sevmeye devam edebılıyorsun. Kabullenemıyorsun ayrılıgı. Unutamıyorsun onu. Vazgecemıyorsun gecmısınden. Vazgec ondan! Sevmeyı terket! Haketmeyen bırını sevmen yanlıs cunku. Senı hıc ama hıc anlamayan bırını sevme lutfen. Evet bıtsın dıyemıyorsun belkı hala severken. Ama yanlıs, terket gecmısını! Ayrılık konusunda ıyı olmayabılırsınız. Bırakamıyorsunuz belkı bırbırınızı. Ama gec bunları, alıskanlık sadece...
En ufak bır seyde yenıden dönebılırsınız bırbırınıze. Ama o kıvılcımlar körükleyemıyorsa eger ateşı, yanmıyorsa kalplerde aşk, bırak bu sefer bıtsın!
Degmesın ellerınız, dokunmasın kalplerınız, bulusmasın gözlerınız. Ufak kıvılcımda baslar hepsı. Ask sarkıları, ask fılmlerı, asık parkları... Ask,ask ve ask.. Yıne bıtecek olan herseye tekrar bır 'merhaba' yanlıs... Olmuyorsa ne onunla ne onsuz; beceremıyorsanız ne askı ne ayrılıgı; unut gıtsın! Sevme!
Ask kokan dudaklar mı dıyorsun? Ulasamadıkların tatlı gelır ınsana, uzak dur!
Son bırkez karsına gectı belkı. Son kez soyledı sozlerını... Aldanma, her aldanısta uzuldun unutma!
Gercek olsaydı askınız, bıtmezdı boyle! Bıttı hıkayenız ve sonunuz boyle. Evet degmezdı sevgınız ne savasmaya ne dırenmeye!
Yıpratır ask, acıtır, aglatır, zırlatır. Ne varsa yasamak gereken; yasatır ask hıc cekınmeden.
Olmuyorsa olmuyordur fazla zorlamayacaksın. Kasılıp, kasmayacaksın. Oluruna da bırakmayacaksın. Unutup kaldıgın yerden devam edeceksın hayata. 'O olmazsa yasayamam demeyeceksın. Yasarsın cunku.' Nefes almak zorunda ınsan, yasamak zorunda! Ve varsa zorunluluklar sıkıcıdır evet. Ama ınsan kendı ve gelecegı ıcın yapmalı bunu... Vazgecmelı 'zorlanan asktan.' Ve devam etmelı yola hakedenlerle!

~27.o5.2o11~

Buyrunuz o şarkı..

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Tek Bir Söz..

Ev kalabalık.
Misafire hizmet etmekten yorulmuş insan modeli halinde bir köşeye kıvrılmış kalmışım.
20 dk ya daldım ya dalmadım.
Erkek kardeşimin iç geçirmeleri, hıçkırıkları, bağırtılarıyla uyandım.
Annem kalk yerine yat demek için uyandırmış.
Ne olduğunu anlamadan banyoya gittim.
Erkek kardeşim yerde sinir krizi geçiriyor.
Amcam tokatlıyor, kuzenim kalk diye bağırıyor, hakan kafasını vuruyor.
Saçma sapan bir halde bakıyorum.
Hiç birşey yapamadan.
Öylece bakıyorum.
Geç içeri dedi annem.
Geçtim bende.
Kafasını suya sokmuşlar hakanın.
Kendine getirmeye çalışıyorlar.
Yanımdan hışımla geçti hakan ve kuzenim.
Hakan titriyordu, ıslaktı.
Balkona geçtiler, hava alsın diye.
Kuzenim çık dedi bana.
Abla çık kapıyı kapat.
Okan diyorum ne oldu.
Abla çık nolur.
Çıktım bende.
Kapıyı kapattım, geçtim içeri.
Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Babannem diyo babama demeseydin öyle.
Amcam tamam anne sus diyo.
Anneme dönüp noldu dedim.
Yok birşey git yat dedi.
Nasıl yatabilirim?
Bu kadar duyarsız mıyım ben?
Kardeşim sinir krizi geçirmiş, ben yatabilir miyim?
Noldu anne söyle dedim.
Baban o kadar insanın içinde şerefsiz dedi hakana.
O da banyoya attı kendini, dedi.
Babama aşırı bir düşkünlüğüm var benim.
Nasıl kızarım şimdi ben ona?
Ne diyebilirim?
Demedim birşey, gittim dinledim.
Babannem saçmaladı, ben dinledim.
Amcam sus diyo kadın susmak bilmiyor.
Babam çok üzülmüş, elbette üzülür.
Bu kadar olcağını tahmin etmedim diyo babam.
Üzülür tabiki oda.
Pişman olmuş belli.
Biricik oğlu onun, heralde üzülür.
Ardarda kaç sigara içti bilmiyorum.
Okan aldı indirdi hakanı alt kata babanneme.
Az sonrada gitti amcamlar.
Hakanın yatağına yattım bende.
Uyumak ne mümkün.
Yengeme seslendim.
Hakan nasıl?
İyiler dedi meyve yiyorlar.
Rahatladım bir nebze.
Bir ara dalar gibi olmuşum, hakan geldi.
Hemen kalkıyorum dedim.
Çıktım ranzanın üstüne, hemen uyumuşum zaten.

Çok duygusal bir çocuk o.
1.80 boyuna, iri kalıbına rağmen benden duygusal.
İstesemde fazla kızdıramıyorum onu.
Duvarları yumrukluyor, kalbi sıkışıyor.
Korktuğumdan o kadar üstüne gidemiyorum hiç.
Babam üstüne gidince kötü olmuş, hemen gözleri dolmuş.
Çıkmış odadan.
Teyzem öldüğünde arkadaşlarıyla dışardaydı.
Ablam arayıp haber vermiş.
Arkadaşlarıyla beraber eve geldi.
Nasıl ağlıyor.
Ben bir damla gözyaşı dökmedim, kaskatı durdum.
O o kadar duygusal, o kadar kırılgan işte.
Değmeyin benim kardeşime, ilişmeyin, kırmayın.
Annem gittiğinde onbeş gün her dediğini yaptım.
Kırmadım, bir dediğini iki etmedim.
Annemde öyle yapıyor çünkü.
Biz bu kadar üstüne düşerken, tek bağımlılığı bilgisayar.
Ona takınca babam tutamıyor kendini napsın?
Annem, hakan hepsi kızgın babama.
Bende kızdım elbet ama dünden beri yüzü beş karış.
Umarım düzelir herşey bir an önce...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Sanırım Ben Doğmadım (:

Anneme bugün aynen şöyle söyledim: "Anne ben hayatımın kitabını yazıcam. Bana hamileliğini, bebekliğimi, çocukluğumu anlatsana."
Zaten az çok biliyorum da ayrıntılarıyla öğreniyim dedim. Annemden cevap: "Amaan zaten zordu hamileliğim, aşeriyodum, midem bulanıyordu hep hastanede yattım. Zaten sen içimde serumla büyüdün."
Şimdi güler misin ağlar mısın :) Neyse zorla soruyorum, cımbızla ağzından cevap alıyorum. Dedim bende anne sanırım ben doğmadım. Zaten yanlışlıkla olmuşum. Bu kadar mı konuşmayı sevmez bir insan ya. Ben neysem annem tam tersim :)
Hep aynı şeyi söyler annem, aynı baban gibisin diye. Aynen öyle aynen babam gibiyim. Anneme hastalıklarım hariç hiçbirşeyim çekmemiş. He birde sabrım annem. Sonra dedim bende anne ya ben hep babamla senin iyi huylarını almışım. İnsanın hiç mi kötü huyu olmaz ya falan diyorum :D
Ukalasın işte diyor aynı baban gibi (:
Seviyorum ama onu ya, çok çok hemde...
Birde bugün hüzünlendik ana-kız. Diyo sen gidince ben napcam. Ev sessiz olur. Ben cıvıl cıvıl seviyorum. Bende tabi hemen kendime çeviririm olayı. Aile bensiz tabiki sessiz. Evde benden başka kimsenin sesi çıkmadığı için :)
Neyse uzatmayalım. Arıcam bugünleri biliyorum. Annemin ağzından cımbızla laf almayı, babama bıdı bıdı birşey anlatırken "Of tamam kızım yeter artık!" dedirtmeyi, Hakanla kısır döngü olan muhabbetimiz: "Nabin? Nabim? Sen nabin? Nabim?" olan konuşmamızı. Herşeyi...

Hadi biraz duygusallaşalım...

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Sev

belki sen şimdi onunlasındır..
üşüyen ellerini ısıtıyorsundur..
kurumuş dudaklarını öpmektesindir..
belki üşüyen elleri değil kalbidir..
kalbini ısıtayım diye sevmektesindir onu, çok sevmektesindir..
sev..
sevmek güzeldir!
sen onu, o seni ısıtsın.
yeterki sen sev..

An Gelir

Siz doğru dürüst tanımadığınız birini kendinize çok yakın hissettiniz mi? Sanırım ben hissettim. Ama hemen yanlış anlaşılmasın. Aşk, sevgi falan degil benimkisi. Ama onu sanki böyle çok yakınımmış, sürekli konuşuyormuşum gibi hissediyorum. Ayrıca anlatmakta da güçlük çekiyorum. Olay ilginç yani. Garip. Böyle aynıymışım gibi sanki onunla. Yıllardır tanıyormuşum gibi. Toplasanız beş kere görmemişimdir suratını. Oturmuş kemikli suratı, yumuşak içten bakışları bir garip. Yaptığı herşey ilgi çekici. Ama o sıradanmış gibi davranıyor. Belki dostluğu çok iyi biliyor, belki kardeşlik kavramını çok iyi kavramış. Onu anlatanlar sıradan kelimeler kullanamıyorlar. Çünkü adam sıradan değil, belli..
Neyse uzatmaya gerek yok. Yalnızca garip işte. Farklı. İlgi çekici. Arkadaşım olsun isterdim.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Sustuklarım..

herzaman doğru tahminler yapamıyorum ben. çok yanılıyorum. evet haklı olmalarımdan çok, yanlış tahminlerim var benim. ama olsun. ben buyum. herkese güveniyorum. yanlış tanıyorum. yanlış hissediyorum. yanlış anlıyorum insanları. yada onlar bana yanlış tanıtıyorlar bilmiyorum. genelde önyargılı birçok kişi bana. hissediyorum..

neyse üzülüyorum ben böyle arada bir. bakmayın siz bana. genelde sırıtkanım. herkes öyle der ve öyleyimde. ama kendi kendime kaldığımda daha sakin daha düşünceliyim ben. sürekli özeleştiri yapmak gibi manyaklığım var benim. mesela bugün birini mi kırdım, yada öyle mi anladım bütün gün aklımdan çıkmaz. ama birşey yapmam. kalır biriktirdiklerimin arasında. çok birikintim var benim. dünyanın en büyük gölü olacak kadar büyük bir göl.

ha birde neden herkes beni benden daha iyi tanıyormuş gibi davranıyor onuda anlamış değilim. gerçekten. beni benden daha iyi tanıyacak bi fani yok şu dünyada anlayın.

neden mi bunları yazdım? bugün birşey okudum da ondan : Sustukların büyür içinde... Büyümesinde aksın şu benim satırlarımın arasına. bellki rahatlarımda sustuklarım içimde büyümez..

Herşey Çöpe!

Hayatımızda pek çok şey düşünüyoruz kendimizle ilgili. Bazen bu düşünceler o kadar fazlalaşıyorki kafayı sıyırmaya başlıyoruz. Uykumuz kaçıyor, iştahımız gidiyor falan.. Bu tercih dönemi gerçekten zormuş. Benim için aşırı stresli olmasa da bazı arkadaşlarım için öyle. Hele eğitim sisteminin her yıl değiştiği bir ülkede yaşamak daha da zor. Takip etmek neredeyse olanaksız.
Şöyleki: siz şimdi bir hedef koyuyorsunuz, çalışıp çabalıyorsunuz. Sonra sınava girip hedefinize ulaşmanız gereken puanı alıyosunuz. Ardından ne oluyor peki? Sizin istediğiniz fakülteler hoppp diye kapatılıyor. E ne olacak şimdi? Bütün o çabalar, çalışmalar, emekler, paralar boşa mı gitti? Aynen öyle boşa gitti. Peki ne yapacağız?
İşte insan bu noktada sinirlenmemek için kendini zor tutuyor. Yapılacak tek bir şey var: tekrar sınava hazırlanmak. O stresi, çileyi tekrar çekmek... Söylemesi kolay, yaşanması çok zor bir durum...
Bu en yakın arkadaşlarımdan birinin başına geldi. Ve ben ona teselli vermekten başka  birşey yapamıyorum. Kendimi onun yerine koyuyorum ama ne kadar anlayabilirimki? Herşey gönlünce olsun. Seneye herşey istediğin gibi olsun. Canım kardeşim sen herşeyin en iyisine layıksın. Allah Yar ve yardımcın olsun...

17 Temmuz 2011 Pazar

Hayal Kırıklıklarım...

Ve aslında aşık olduğunuz kişi hiç de umduğunuz gibi çıkmaz. Siz sadece aşık olmak istediğiniz karakteri onun üzerine koymuşsunuzdur. İstemediğiniz yönlerini görmemeye çalışırsınız. Onları örtmek için kendi kendinize nedenler arar, kılıf uydurmaya çalışırsınız. O bir söyler, siz bin anlarsınız. Abartır, kabartır onu imkansızmış gibi görürsünüz. Sanki siz ondan azmışsınız gibi hissettirirsiniz kendinizi. Çünkü aşkın imkansızı güzel ya, hani daha üstünü daha zor. Zor olan da güzel. Size olan ufacık bir hareketini büyütür, ama imkansız olduğu için kendinizi umutlandırmamaya çalışırsınız. Bir yanınız onunla olur der, bir yanınız asla! Siz hiçbirine aldırmadan kendi burnunuzun dikine gidersiniz. Akışına bırakıyorum der ama yine de olması için zorlarsınız. Karşınızdaki size tepki vermediyse eğer, karşılık göremediyseniz, hele de o başkasına birşeyler hissettiğini belli ediyorsa o zaman da siz karşı atağa geçersiniz. Bundan sonraki evre kendi kendinizi ondan uzaklaştırıp, ondan soğumaktır. Ama yapamazsınız. Çünkü siz onu o kadar abartmışsınızdır ki, o kadar mükemmelleştirmişsinizdir ki ondan kopamazsınız. Bir zaman sonra siz hiçbirşey yapmasanız bile, yavaş yavaş gerçekler açığa çıkmaya başlar. Sizin, onun görmek istemediğiniz yanlarını koyduğunuz cam fanuslar bir bir kırılmaya başladığında, o zaman anlarsınız o sizin istediğiniz değildir. Sizin kafanızda yarattığınız, mükkemmelleştirdiğiniz adamdır sadece. Sonra yavaş yavaş anlarsınız herşeyi. İşte bu yüzden tuzla buz oluncaya kadar beklediğim hayal kırıklıklarım var benim!

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Her Renkten 'Ben'

Bugün Mor'um ben!
Biraz maviden, biraz kırmızıdan aldım.
Biraz dingin, biraz neşeli..
Ben morken seversiniz beni..

Bugün Sarı'yım ben!
Yalnızca sarı.
Güneşten aldığım sıcaklığım var sadece.
Durgunum ben, bir o kadarda yumuşak huylu.

Bugün Turuncu'yum ben!
Hem kırmızıdan hem sarıdan aldım.
Hem neşeliyim, hem sıcak.
Ben turuncuyken çook seversiniz beni.

Bugün Yeşil'im ben!
Hem maviden aldım dinginliğimi, hem sarıdan aldım durgunluğumu.
Yeşilken ben,
Sevmezsiniz beni.
Suskunluğum üzer sizi.

Bugün Kahverengi'yim ben!
Her renkten aldım.
Aldım almasına ama,
Kahverengiyken anlamazsınız siz beni.
Mutlu görünürüm ama aynı zamanda durgun..
Suskun görünürüm ama sıcağımdır aslında..

Ne renk olursam olayım,
Ben, benim işte.
Olduğum gibi.
Siz böyle olduğum gibi sevin beni...

~ 16.o7.2o11 ~

15 Temmuz 2011 Cuma

Etiket olcaz iyi mi ?!

bugün sınav sonuçları açıklanacak saat 10da.
yaklaşık 4 saat var.
sabahın körü ve ben uyuyamıyorum.
aklım hep ya'larda..
ya puanım düşük olursa, ya kazanamazsam, ya birşey olursa...
diye devam eden  ya'lar..
bugünden sonra tercih dönemi başlıyor.
derlerki büyük ablalarımız, abilerimiz: tercih dönemi sınava hazırlık döneminden daha stresli daha çetrefilli.
e doğal olarak korkuyor insan.
bir de hiç kendinden emin olmayan bi 'ben' olunca ortada dahada fena.
hiçbirşeyi takmıyormuş gibi görünsemde ben,
içten içe stresliyim.
kabuslarımda hep 'hiiiç takmıyorum' dediklerim.
o yüzden korkuyorum işte.
korkularım gelecek için..
hep insanlara yararlı şeyler yapmak istedim çocukluğumdan beri.
öğretmen olmak istedim hep.
(çocukluğıumda tiyatrocu.)
o zaman neden meslek lisesi? diye sorsanız:
çünkü oks'den sonra bu okulu kazandım.
kayıt olmamam için hiç bir sebep yoktu o zamanlar.
okula 4. olarak girmiştim.
dersaneden 4 tane arkadaşım burayı kazanmıştı.
okulun bahçesi, içerisi falan herşey süperdi.
daha 14-15 yaşınızdasınız ve bunlar sizin gözünüzü boyayan şeyler.
e birde aile büyüklerinden bir müdür yardımcısı da çok iyi okul deyince atladım bende.
ilk tercihlerden hooop kayıt oldum.
pişmanlığım 2. tercihleri yapmamak.
neden mi?
çünkü çevredeki anadolu liseleri hep benim puanımdan düşük puanla kapattılar da ondan.
ama 'kısmet' deyip geçiyorum, yapacak birşey yok.
şimdi tek isteğim: istanbul çevresi biryerin 1. öğretimini kazanmak.
İnşallah kazanırım dostlar, inşallah...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Öhöm, Öhöm!

dün ben şimdi bi film izledim.
can sıkıntısı işte.
bunalım, sıcak, iş güç..
filmin adı 'Aşkın 500 günü'
tabi bu isimden ne anlıyoruz?
bir aşk hikayesi anlatacak.
filmin başında diyorki anlatan arkadaş: dikkat!bu bir aşk hikayesi değildir.
ben tabi inanmıyorum, çünkü filmin ismi bilinçaltıma yerleşti bi kere.
neyse başlıyo önce esas kızı, sonra esas oğlanı anlatmaya.
işin ilginç yanı önce 290. günden mi ne başlıyor.
ayrılmışlar falan.
bende zannediyorumki ondan sonra barışırlar falan.
sonra 1. günden başlıyor.
iki gün atlıyo böyle rasgele günler anlatılıyor.
sıkıldım izlerken inanın.
çünkü film gerçekten saçma.
neymiş efenim: ilk görüşte aşk falan yalanmış, kadermiş onlar sahteymiş falan..
saçma yani.
boş vakit geçirdim.
hiç önermiyorum. sakın izlemeyin.
öyle işte.. daha kahvaltı yapmadan böyle film izleyince insan güne zinde başlayamıyor tabi.

oysa benim ne hayallerim vardı tatil için.
sınav zamanı yapamadığım herşeyi doyasıya yapacaktım.
'Kazım Mirşan' diye bi tarihçi vardı kuzenimin anlattığı.
sanırım adam kırgızdı.
yada kazak hatırlamıyorum.
onu araştırcaktım.
adam türklerle ilgili süper araştırmalar yapmış çünkü.
zaten bu gidişle tarih okuyacakmışım gibi görünüyor.
hem tarihi de seviyorum.
o zaman ne yapmak gerek?
bugün şu evin temizliğini, bulaşığını bilmemnesini bitirip, araştırmaya koyulmak gerek.
çünkü evde bütün gün yatarak, efenime söyleyim film izleyerek bir yere varılmıyor.
hem gıcık olurum bütün gün evde yatanlara, hem ben aynı şeyi yapmaya başladım.
olmaz böyle tutarsızlık.
neyse dostlar, gidelimde işleri güçleri halledelim.
e zaman ne zamanıdır?
Bilgi depolama zamanı!
Esen kalın..




13 Temmuz 2011 Çarşamba

Bi tatilim olsun istiyorum bende..

yok yok benim evden çıkıp gitmem lazım bu böyle olmayacak.
sıkıntıdan ölen ilk insan olcam yoksa.
annemde gelsin istiyorum özledim onu.
o gidince hiçbirşey normal gitmiyor.
geçen hafta babam yoktu bir hafta.
sonra babam geldi annem gitti.
bir haftada o yok.
ne bu ya hep birşeyler eksik hayatımda.
sanki eksiklikler azmış gibi.
bağlıyım işte aileme.
annem yoksa eksiğim, babam yoksa buruk..
ablamı özlerim üniversiteden gelsin diye beklerim.
kardeşim iki gün amcama gider, nerde bu öküz özledim derim.
ben ki herşeye mutlu olan, ne hale geldim of.
açıklansın şu lanet olası sınav sonuçları.
yapayım tercihimi, gideyim nereye gideceksem.
savrulmak istiyorum bir rüzgarla bir şehre..
yeni sayfam olsun istiyorum.
kendime konulmuş yasaklarım olsun..
istanbul dar geliyorsun artık bana!
küçülüyorsun gitgide!
rahat bırak artık benide...

Bütün gün bunu dinledim.Sizde dinleyin işte..

12 Temmuz 2011 Salı

Dedim ya..

duygusallığım üzerimde bu aralar.
belki senin yüzündendir.
kafam çok karışık.
kızarkadaşın karıştırmıştır belki aklımı.
sen onunla mutlu değilsin biliyorum, en azından hissedebiliyorum.
o seni çok sevmiyor bunu da biliyorum.
kestane şekerini sevebilirsiniz ikinizde.
ben sevmem ama bilirsin.
daha uyumlu da olabilirsiniz.
gelecek hayalleriniz benzer belki.
görüşleriniz aynı da olabilir.
ama kalben uyabiliyor musunuz?
umarım uyuyorsunuzdur.
çünkü sen sevmeyi de sevilmeyi de hakediyorsun.
biz yapamadık belki ama siz yapabilin en azından.
mutlu olun..
biliyorum garip kaçtı biraz sözlerim ama böyleyim bende işte.
belki de kıskandım sizi bilmiyorum.
dedim ya duygusalım bu aralar.
yada bilmiyorum.
kıskanmadım belki, ama üzüldüğünü görünce üzüldüm bende.
arkadaşken de iyiyiz senle bilirsin.
hep anladım seni, hep anlarım ben seni..
söyle haketsin sevgini!
dedim ya: sen mutlu ol yeter!

uzaklaşmak istiyorum belki buralardan.
izmir, belki lübnan..
ama uzaklaşmalıyım.
düşüncelerim saçmasapanlarda çünkü.
unutmuştum seni ben çok önce.
hatta aşık olmuştum.
belki hala ona aşığım ben bilmiyorum.
umrunda değilim onun.
o yüzden uzaklaşıyorum ondan, adımlarım geri geri.
kafam karışıkken çok karışığım ben ya.
en iyisi uyumak.
dedim ya: kafam karışık!

iyi gider back to black..

27 Haziran 2011 Pazartesi

...ve biz kanatlanıp uçarız
en güzel masallara...

beraberken geçen en güzel dakikalarımız bizim masallarımız.. siz benim her zaman yanımdaydınız..en güzel çağlarımın en güzel anılarındasınız.. büyümek, olgunlaşmak dediğimiz dönemde başucumdasınız.. biliyorum mezuniyetimde, nişanımda, düğünümde, çocuğum olduğunda, hastalandığımda ve belki ölüm anımda hep yanımda olacaksınız.. siz hiç eksilmeyin hayatımdan! benim en güzel masallara uçmamı sağlayan kanatlarımsınız siz!

en güzel yaşamı hakeden, sevgi perilerim.. sizi sevdim, seviyorum ve daima seveceğim... :)


23.10.2010


Bu yazıyı yazalı epey bir olmuş. Bunu en yakın iki arkadaşıma yazmıştım. Damlama ve Tubama... Bir resmin altına yazmıştım.. İçimden geldiğince.. Şimdi tekrar okuduğumda ise onlara olan sevgimin hiç eksilmediğini aksine arttığını görüyorum.. Onlarla yaşanan hergünün hayatımın en güzel günleri olduğunu, paylaştığımız şeyin gerçek dostluk olduğunu biliyorum.. Her zaman elleri omzumda destek olduklarını biliyorum.. Ve beni mutlu etmek için çabaladıklarını.. Bir dostun sizin için çırpındığını görmek kadar huzur verici bir duygu yok bu dünyada.. Yanınızda iki meleğinize ekstradan iki melek daha olduğunu bilmek çok güzel.. Umarım herkes bir gün gerçek dostlarını bulur ve huzura kavuşur (: 


En deeerin sevgilerimle..

5 Mayıs 2011 Perşembe

Felsefik Konuşmaya Başlayalı'dan Beri..

Şimdi ben sözele geçtim ya. Hani çalışıyorum sosyoloji, psikoloji, mantık falan.. Bunlar benim üzerimde çok pis etkiler bırakıyor arkadaş! Böyle normalde pat diye konuşurdum. Farkettiyseniz -di'li geçmiş zaman eki var. Çünkü artık konuşamıyorum. Böyle bir arkadaşla muhabbet ediyoruz mesela düşünüyorum düşünüyorum felsefi birşey söylüyorum. Sonra bende kendime şaşırıyorum ama olan oluyor...
Bu bölümde kendimi daha doymuş, daha sosyal hissediyorum. Hayatın içindeki şeyleri ders diye görüyorum çünkü. Tarihte olsun, sosyolojide olsun.. Böyle sınavdan bir çıkıyorumki mutluyum... Bu hissi zor bulurum ben birdaha :) Hatta soruları okurken gülüyorum bile.. Ama bu gülme dediğim YGS sınavında matematik sorularını gördüğümde güldüğüm gibi değil.. Haz alışın mutluluğu..
Birde bugün mantık çözerken bir soru vardı çok güzel. Soruyu yapamayıp boş bıraksam bile soru güzeldi :) Şimdide onu paylaşmak istiyorum:
"Bana öyle yakınsınız ki seni ben sandım.
Sana öyle yakınım ki beni sen sandım.
Sen mi bensin ben mi senim, şaşırdım kaldım."
İşte böyle birşey. Bu sözden sonra klavyemi bırakırım ben. Esen kalın..

27 Nisan 2011 Çarşamba

Bir Koku, Bir Ses, Bir Bakış, Bir Söz...

Bir koku,
Tek bir koku yeter onun olduğunu anlamaya..
Sevdiğinin kokusu bir başkadır sevgiliye..
Hani bebekler doğduğunda cennet kokar ya,
Anneler bebeklerinin kokusunu taa içine çekerler
Bir annenin bebeğini içine çektiği gibi seviyorum seni...


Bir ses,
Tek bir ses yeter onun olduğunu anlamaya...
Sevdiğinin sesi bir başkadır sevgiliye...
Hani sabah ezanı okunur ya,
Şehrin sessizliğinde inim inim inler..
İnsanın içi huzurla dolar ya,
O huzur gibi seviyorum seni...


Bir bakış,
Tek bir bakış yeter onun olduğunu anlamaya..
Sevdiğinin gözlerindeki bakış bir başkadır sevgiliye...
Hani en yakının komadayken hayata döner,
O ilk gözlerini açtığında en yakını şükreder ya Allah'a.. 
O şükrederken gözlerinde parıldayan ışıklar gibi seviyorum seni..


Bir söz,
Tek bir söz yeter onun olduğunu anlamaya..
Sevdiğinin tek bir sözüyle sadece dünya değil, bütün evren durur sevgiliye..
O konuşsun herkes sussun ister.


Bir arının çiçeğe olan aşkı gibi..
Bir balığın denize olan bağlılığı gibi..
Bir annenin bebeğini sevdiği gibi..
Seviyorum seni..



İşte sen ona yazarsın böyle şiirler. Her gördüğünde titrer tüm vücudun. Aşık tabiriyle "Uçuşur midende kelebekler". Her dokunduğunda ürkersin. Her sözünü gecelerce düşünürsün. O gittikten sonra duramazsın ayakta. Önce bir bardak su içer, sonra deriin bir nefes alıp rahatlarsın. Ama o bilmez ne ona yazdığın şiirleri, ne seni uyutmadığı geceleri, nede o gittikten sonraki halini.. O hiçbişey bilmese bile sen seversin hiç bıkmadan.. Karşılıklı olsun diye değil sadece onu sevmek güzel olduğu için seversin.

"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum."

          Nazım Hikmet..


8 Nisan 2011 Cuma

En Kötü Karar Bile Kararsızlıktan İyidir.

Kararsızım evet. Bu huyumla, ben dahil herkesi delirtirim evet. Ama elimden birşey gelmiyorki.. Sürekli bununla boğuşuyorum ben. O iyi ama o da iyi. O olsun ama o da olur. Yani bir karar verip arkasında dursam başarılı olacağım biliyorum ama içimdeki sesler engel oluyor bana. O ne der başarılı olamazsam o kızar. Ya ondokuz yaşına geldim kazık kadar oldum biliyorum ama hala etrafımdakileri fazla umursuyorum. Kimseyi takmadan kendi başıma devam etsem. Ama o da olmuyorki rahat bırakmıyorlarki. Şimdi ben meslek liseliyim ama dersanede eşit ağırlık sınıfındayım. Ama sözele yatkınlığım var. Şimdi sözel sınıfına geçeceğim ama başarılı olamazsam ne olacak? Bunları düşünüp kendimle boğuşmaktan yoruldum.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Dolu Dolu!

dolu dolu yaşa hayatı!
herşeyin dolu dolu olsun.
arkadaşların, ailen, evin..
yaptıkların, yapacakların..
hep dolu dolu olsun.
en iyisini yap, pişman olma!
sevebildiğin kadar sev!
aşkında dolu olsun emeklerinde..
ne kadar dolu olursa hayatın,
o kadar azdır keşkelerin!

Kendine Geldin Mi Diye Sorsana Bir Bana. Nerdeee?

Sınav biteli bir hafta oldu. O lanet sınava nasıl girdim, nasıl çıktım, tipimdeki kayıklık nasıldı, hiç hatırlamıyorum. Hayatımda olduğum en zor sınavlardan bile zor, en salak sınavlardan bile salaktı. Sen bütün yaz eşşek gibi çalış dersaneye gidebilmek için, sonra 7 ayda sınava hazırlan üniversiteye gidebilmek için. Ardından ÖSYM denen insanların hayatlarını mahvetmeye yarayan bir kurul yüzünden emeklerin boşa gitsin, darmaduman ol ve bu kimsenin umrunda olmasın.
Tabi kimin umrundaki benim hayatım, yada 2 milyona yakın insanın hayatı. Herkes kendi derdinde. Ben bu sınav sistemini ne kadar eleştirirsem eleştireyim bir sonuç elde edemeyeceğim, biliyorum. Ama insan kendini rahatlatmak için de olsa sisteme isyan edesi geliyor. Bunca yıllık emek, bunca yıllık harcama hepsi iki saat kırk dakikada çöpe gidiyor. Neden? Mantıklı düşünemeyen ÖSYM kurulu yüzünden.
Tamam belki hatalı bende olabilirim. Geçen seneki sınavı baz alarak hazırlanıp, kendimi şartlandırdım evet. Ama bunu bu şekilde yapan sadece ben değilim. Onu da geçtim sınavım berbat geçti dediğimde kimse demedi "Aa nasıl ya çok kolaydı." yada "Aslında normal seviyedeydi sen mi heyecanlandın acaba?" diye. Yani gariplik ne bende ne de iki milyona yakın insanda. Gariplik-absürtlük ve daha neler denebiliyorsa- hepsi sınavı hazırlayanlarda.
Önceden meslek liseliler düşünülürdü, sözeller düşünülürdü ona göre matematik soruları hazırlanırdı. Ama bu yıl öyle mi oldu? Hayır. Neden çünkü ben bahtsız bedeviyim ve çöle gitsem kutup ayısına rastlarım. İşte bundan dolayıdır ki sınavın en kazığını yaptılar bu yıl. Normalde 160 soruya 160 dk düşerken, matematikte bir soruya beş dakika gerekiyordu. Evet bunu ben söylemiyorum uzmanların görüşleri bunlar. Ve sınava hala kolaydır diyen danışman hocama sevgilerimi iletip, uzmanların görüşlerini söylediğimde, "Arkadaşlar her yıl böyle yazılan, çizilenler olabilir. Oysaki bizim dersane denemelerimizden ne farkı vardı sınavın?" dedi. Şimdi soruyorum hocama: Sınav kolaydı da o zaman neden herkes normalde yaptığı denemelerin 20 net aşağısına düştü? İşte bu soruyu ne danışmanım ne de sınavı hazırlayanlar cevap verebilir.
Şimdilik tek söyleyebileceğim: Hayatımızın geri kalanını mahveden sınavı hazırlayan insanların ve danışmanım gibi düşünenlerin hepsinin gözlerinden öpüyorum.

12 Mart 2011 Cumartesi

Başa Dönebilir miyiz??

Bulunduğumuz andan ne kadar mutluyuz? Ne kadar zevk alıp, tadına varabiliyoruz?
Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi zamanı har vurup harman savuruyoruz.. Sonra günlerden bir gün eski güzel günlerimize dair ufacık birşey hatırlasak, hayıflanıp duruyoruz. Diyoruzki nasılda geçmiş zaman, nasılda kıymet bilememişim..
Lise yılları!
İnsanın birdaha eline geçiremeyeceği zaman dilimi.. Öyle güzelmişki o yıllar.. Öyle eğlenceli.. Öyle buruk.. Doya doya yaşasanız da tekrar dönüp yaşamak isteyeceğiniz... Aşklar, arkadaşlıklar, hayaller, umutlar, kırgınlıklar... İşte o küçücük zaman dilimi içerisinde hepsini doya doya yaşıyorsunuz(Hiç bitmeyecekmiş gibi).. Hem çok şey öğrenip, hemde büyüyorsunuz.. Lise bittiğindeyse evet olgunlaşmışım diyorsunuz..
Geçen gün okulumun olduğu semte doğru yürürken, bizim evden okula gidilen yokuşun önünde durup baktım. Öyle bir baktımki gıptayla.. Keşke dedim keşke tekrar yaşayabilsek. Keşke geri dönebilsem.. Ben dolu dolu yaşadım ama yetmedi, yetmezde! O zamana dönsem daha çok uyur, daha çok okuldan kaçar, daha çok dersi sabote ederdim :)
Etmedim mi? Yapmadım mı?
Hepsini yaptım! Okuldan da kaçtım, dersi de kaynattım. Ama keşke daha çok yapsaymışım!!

7 Mart 2011 Pazartesi

Tatil mi? Rahat bıraksalarda yapsak ya!!

Hayır anlamıyorum neden benim tatilimi mahvetmek için birbirleriyle yarışıyorlar bütün yakınlarım?
Zaten sınava şurda 20 gün kalmış stres içerisindeyim, yetmezmiş gibi annemler 3 günlük tatil yapıyorlar tek başlarına. Bütün ev bana kalıyor, bütün sorumluluklar bana.. Hatta 17 yaşında iki çocuğu da başıma bırakıyorlar. İrikıyım kardeşim ve kuzenimle 2 gün uğraşmak zorunda olmak ne kadar vahim birşey anlatmam. Yaşamak gerek. Birbirinden haylaz, birbirinden sorumsuz, birbirinden dağınık 2 çocuk!
Yemekleri, bulaşıkları, ütüleri, çamaşırları.... Bitmek bilmeyen istekleri insanı deli etmeye yetiyor. hadi bunlar yetmezmiş gibi pazartesi sendromlarını çekmek de bana kaldı. Sabahın köründe kalk kahvaltılarını hazırla. Ama kimin umrunda! Hey babam hey! 15 dakika dil döktüm kardeşimi okula göndemek için gitmedi! Bir de kuzenim var tabi.. Onun için kahvalı hazırlıyım tek lokma yemeden çıksın evden!
Tamam onlarla uğraştım bitti diyelim. Biraz uyku girsin gözüme dedim, yatmaz olaydım! 3 kere kapı çaldı 2 kere telefon. Yatırmadılar beni!
Yok yoook ev hanımı olmak kadar zor birşey yok ben bunu anladım. Var gücümle sınava hazırlanmaya devam edeceğim. Yoksa ben katlanamam bu kadarına !!!

20 Şubat 2011 Pazar

Doğmak, Büyümek ve Yaşlanmak sanırım.

Geçenlerde doğum günüm geçti. Diyebilirimki hayatımın en güzel doğum günüydü. Çünkü ilk defa bu kadar önemsenmiş ilk defa sevildiğimi bu kadar hissetmiştim. Yılardır doğru dürüst kutlanmayan doğum günlerime inat bu yıl iki süpriz kutlamayla karşılandım. Hatta üç diyebilirim. Çünkü yoğun sınav temposundan dolayı en yakın arkadaşlarım bir gün sonra kutladılar. Hemde eski dostlarımızı çağırarak.. Eskileri hatırlamak da amma güzelmiş :)
Hatırlamasını en çok istediğim insanlar hatırladı hatta. En çok kalbimi çarptıran olay... Böyle şeyler hissetmeyeli uzun zaman olmuş yeni farkettim.. Şu salak sınava sayılı günler kala bu yoğunluğun, bu stresin arasında şu doğum günüm öyle iyi geldiki bana anlatamam..
Bu sınavdan sonra yapmak istediğim o kadar çok şey varki.. Aslında hep varolan ama sakladığım içimde.. Hepsini yapmaya niyetliyim. Şu kısacık tatile hepsini nasıl sığdıracağımı bilemesemde.. Neyseki sıkı tempolara alışığım. Günün 24 saatini herşeye ayırabilirim :)
Mutluyum şuan aslında stresi saymazsak. Aklıma takılan tek şey umutsuz arkadaşlarım.. Yardım etmeye çalışsamda elimden geleni yapsamda hala umutsuz olmaya devam eden arkadaşlarım.. Her zaman umut vardır, her zaman şans vardır diyorum anlatamıyorum..
Doğum günüm geçti evet artık koccamann harflerle yazacağım bi ONDOKUZ yıl geçti. İnsan genç olduğunu düşünür değilmi ama ben yaşlandım gibi hissediyorum nedense. Aslında olgunlaşmak da diyebiliriz.
Neyse artık ondokuzun içindeyim.
Ve son sözlerim: İyiki varsınız kocaman ailem!
İyiki varsınız dostlarım!
İyiki varsınız tanıdığım ve tanımadığım herkes :)
Ve teşekkürler Allah'ım beni yarattığın için..