27 Nisan 2011 Çarşamba

Bir Koku, Bir Ses, Bir Bakış, Bir Söz...

Bir koku,
Tek bir koku yeter onun olduğunu anlamaya..
Sevdiğinin kokusu bir başkadır sevgiliye..
Hani bebekler doğduğunda cennet kokar ya,
Anneler bebeklerinin kokusunu taa içine çekerler
Bir annenin bebeğini içine çektiği gibi seviyorum seni...


Bir ses,
Tek bir ses yeter onun olduğunu anlamaya...
Sevdiğinin sesi bir başkadır sevgiliye...
Hani sabah ezanı okunur ya,
Şehrin sessizliğinde inim inim inler..
İnsanın içi huzurla dolar ya,
O huzur gibi seviyorum seni...


Bir bakış,
Tek bir bakış yeter onun olduğunu anlamaya..
Sevdiğinin gözlerindeki bakış bir başkadır sevgiliye...
Hani en yakının komadayken hayata döner,
O ilk gözlerini açtığında en yakını şükreder ya Allah'a.. 
O şükrederken gözlerinde parıldayan ışıklar gibi seviyorum seni..


Bir söz,
Tek bir söz yeter onun olduğunu anlamaya..
Sevdiğinin tek bir sözüyle sadece dünya değil, bütün evren durur sevgiliye..
O konuşsun herkes sussun ister.


Bir arının çiçeğe olan aşkı gibi..
Bir balığın denize olan bağlılığı gibi..
Bir annenin bebeğini sevdiği gibi..
Seviyorum seni..



İşte sen ona yazarsın böyle şiirler. Her gördüğünde titrer tüm vücudun. Aşık tabiriyle "Uçuşur midende kelebekler". Her dokunduğunda ürkersin. Her sözünü gecelerce düşünürsün. O gittikten sonra duramazsın ayakta. Önce bir bardak su içer, sonra deriin bir nefes alıp rahatlarsın. Ama o bilmez ne ona yazdığın şiirleri, ne seni uyutmadığı geceleri, nede o gittikten sonraki halini.. O hiçbişey bilmese bile sen seversin hiç bıkmadan.. Karşılıklı olsun diye değil sadece onu sevmek güzel olduğu için seversin.

"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum."

          Nazım Hikmet..


8 Nisan 2011 Cuma

En Kötü Karar Bile Kararsızlıktan İyidir.

Kararsızım evet. Bu huyumla, ben dahil herkesi delirtirim evet. Ama elimden birşey gelmiyorki.. Sürekli bununla boğuşuyorum ben. O iyi ama o da iyi. O olsun ama o da olur. Yani bir karar verip arkasında dursam başarılı olacağım biliyorum ama içimdeki sesler engel oluyor bana. O ne der başarılı olamazsam o kızar. Ya ondokuz yaşına geldim kazık kadar oldum biliyorum ama hala etrafımdakileri fazla umursuyorum. Kimseyi takmadan kendi başıma devam etsem. Ama o da olmuyorki rahat bırakmıyorlarki. Şimdi ben meslek liseliyim ama dersanede eşit ağırlık sınıfındayım. Ama sözele yatkınlığım var. Şimdi sözel sınıfına geçeceğim ama başarılı olamazsam ne olacak? Bunları düşünüp kendimle boğuşmaktan yoruldum.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Dolu Dolu!

dolu dolu yaşa hayatı!
herşeyin dolu dolu olsun.
arkadaşların, ailen, evin..
yaptıkların, yapacakların..
hep dolu dolu olsun.
en iyisini yap, pişman olma!
sevebildiğin kadar sev!
aşkında dolu olsun emeklerinde..
ne kadar dolu olursa hayatın,
o kadar azdır keşkelerin!

Kendine Geldin Mi Diye Sorsana Bir Bana. Nerdeee?

Sınav biteli bir hafta oldu. O lanet sınava nasıl girdim, nasıl çıktım, tipimdeki kayıklık nasıldı, hiç hatırlamıyorum. Hayatımda olduğum en zor sınavlardan bile zor, en salak sınavlardan bile salaktı. Sen bütün yaz eşşek gibi çalış dersaneye gidebilmek için, sonra 7 ayda sınava hazırlan üniversiteye gidebilmek için. Ardından ÖSYM denen insanların hayatlarını mahvetmeye yarayan bir kurul yüzünden emeklerin boşa gitsin, darmaduman ol ve bu kimsenin umrunda olmasın.
Tabi kimin umrundaki benim hayatım, yada 2 milyona yakın insanın hayatı. Herkes kendi derdinde. Ben bu sınav sistemini ne kadar eleştirirsem eleştireyim bir sonuç elde edemeyeceğim, biliyorum. Ama insan kendini rahatlatmak için de olsa sisteme isyan edesi geliyor. Bunca yıllık emek, bunca yıllık harcama hepsi iki saat kırk dakikada çöpe gidiyor. Neden? Mantıklı düşünemeyen ÖSYM kurulu yüzünden.
Tamam belki hatalı bende olabilirim. Geçen seneki sınavı baz alarak hazırlanıp, kendimi şartlandırdım evet. Ama bunu bu şekilde yapan sadece ben değilim. Onu da geçtim sınavım berbat geçti dediğimde kimse demedi "Aa nasıl ya çok kolaydı." yada "Aslında normal seviyedeydi sen mi heyecanlandın acaba?" diye. Yani gariplik ne bende ne de iki milyona yakın insanda. Gariplik-absürtlük ve daha neler denebiliyorsa- hepsi sınavı hazırlayanlarda.
Önceden meslek liseliler düşünülürdü, sözeller düşünülürdü ona göre matematik soruları hazırlanırdı. Ama bu yıl öyle mi oldu? Hayır. Neden çünkü ben bahtsız bedeviyim ve çöle gitsem kutup ayısına rastlarım. İşte bundan dolayıdır ki sınavın en kazığını yaptılar bu yıl. Normalde 160 soruya 160 dk düşerken, matematikte bir soruya beş dakika gerekiyordu. Evet bunu ben söylemiyorum uzmanların görüşleri bunlar. Ve sınava hala kolaydır diyen danışman hocama sevgilerimi iletip, uzmanların görüşlerini söylediğimde, "Arkadaşlar her yıl böyle yazılan, çizilenler olabilir. Oysaki bizim dersane denemelerimizden ne farkı vardı sınavın?" dedi. Şimdi soruyorum hocama: Sınav kolaydı da o zaman neden herkes normalde yaptığı denemelerin 20 net aşağısına düştü? İşte bu soruyu ne danışmanım ne de sınavı hazırlayanlar cevap verebilir.
Şimdilik tek söyleyebileceğim: Hayatımızın geri kalanını mahveden sınavı hazırlayan insanların ve danışmanım gibi düşünenlerin hepsinin gözlerinden öpüyorum.