29 Ağustos 2011 Pazartesi

Bayram gelsin, Hoşgelsinnnn :)

Dımdırırım dımdırırımmm!
Bayram geldi, hoşgeldi! Evlere binbir telaş geldii!

Evvet canlarım yarın arefe. Bugün arefe öncesi. E doğal olarak benim için işkenceeeeeeee. Neden mi? Hemen açıkılıyorum: çünkünüm ben bir Türk kızıyım. Türk kızı olmak demek: temizlikte, yemekte, bulaşıkta, çamaşırda her birşeyde annene yardım etmek demek. E hal böyle iken, e bayramda gelmişken ne yapılır? Tabikide bayram temizliğiiiiiiii.
 
Bugün açtık bir güzel baklavalarımızı. Hemde 7 tepsi!(Şu yanda gördükleriniz bir tepsisi) Ordu doyurcaz ya ondan.Nerdeyse 5 saatimizi falan aldı. İftar yemeğini nasıl hazırladık nasıl yedik bilmiyorum. Hatta sofrada uyuklamışım o kadar diyorum. E sadece baklavayla kalsa paşayız da yarın daha çok iş var. Camlar silincek de, dolma sarılcak da, çarşaf böreği açılcak da, bayramlıklar alıncak da ohoooooo. Bunun bide ıvırı zıvırı var saymıyorum.

Bayramları ne kadar sevsem de bu kısımları zor. Tamam belki bunlar tatlı yorgunluklar ama sonuçta yorgunluk canım bundada polyanna olamamki!
- Hem ben bayramlık almadım daha ya :( Yarın bir de o var. offf off. -

Ben bunları düşünüp şöyle bi bloglara bakıyım derken bir de ne göreyim bloggerlarım bir de ne göreyim? Hayatımın kolyesi. Bayıldımötesi o kadar söylüyorum. Hemende resmini koyuveriyorum.
Hayatımda gördüğüm en güzel kolye. Bir osmanlı tuğrası manyağı olarak hasta oldum resmen. Alaçatıda satılıyormuş.
Şu işlemelerin güzelliğine, taşların dizilişine, rengine bakın hele. Hatta o tuğra. Ahh Ahh bulursam da almazsam öldürün beni atın biryerlerden.
Ha ben bunu biliyorum sana alıp kargoyla şeettittiririm diyorsanız, asla karşı çıkmam. Hemen ev adresini veririm yani o kadar.
Ölmeden almak istediklerim arasına ekledim. Haberin ola kolye. Bir gün benim olacaksın !

28 Ağustos 2011 Pazar

İnsanlık için belki küçük, benim için büyük adım.

Çok fazla amaç, çok fazla yük demek. Çok fazla çalışman demek. Çok fazla sivrilmen gerek demek. Neden bu dünyada varım, neler yapmam gerek diye bir oturup düşünmek gerek. Boş yaşamadan, birşeyler için çabalamak gerek. Önümüzde uzun bir yol var.. Belkide çetrefilli bir yol. Zaten hiçbir başarı kolay yollarla olmadıki.. Her düşünen Türk genci gibi benimde amaçlarım, hedeflerim var. Ama ben o "her"kes gibi olmak istemiyorum. Çünkü o hedefleri olan birçok genç, zoru gördüğünde pes edip bırakıyor. Öyle olsun istemiyorum. Başkaları gibi siyasi görüşüyle bir yere gelenlerden değil; kendini başarısıyla ve seslenişiyle dikkat çeken olmak istiyorum. Birilerinin grubuna dahil olarak, torpille değil; bireysel ve kendini kanıtlamış olmak istiyorum. Hür irademle, fikirlerim değişmeden, ağır ama emin adımlarla ilerlemek istiyorum.
Düşüncelerimi başkalarına anlatırken, olumsuz tepkiler almamak için açık kapı bırakmamalıyım biliyorum. Her sorularına kendimden emin ve kararlı cevap vermeliyim. Şüphe etmemeliler düşüncelerimden. İstediğim cevabı almaları için çok çalışmam gerekiyor biliyorum. Hem bütün tarih kitaplarını yalayıp yutmam, hem güncel tarihçileri takip etmem, hemde karşımdakini ikna için iletişim dersleri çalışmam gerekiyor. Birşeyleri değiştirmek için önce kendi çalışma stilimi değiştirmem gerekiyor. Gerektiği kadar çalışmak değil, fazlasıyla çalışmak gerek.
Düşüncelerini fazlasıyla önemsediğim bir arkadaşla konuştuk bugün. O konuştu ben anlattım. O savundu, ben savundum. Ortak paydada buluşmak için resmen çabaladım. Kendimi hiç bu kadar iyi ifade etmemiştim ona. Belki yüzyüze geldiğimizde elim ayağım birbirine dolandığı içindir. Sanal ortamda daha iyi bir anlaştık. Dua et dedi bana ismen. Etmem mi ona hiç.. O istesin yeterki.. İsmi kadar güzel insan... Onun o umursamaz, kendini beğenmiş tavırlarına sabırla, mülayim bir şekilde cevap verdim. Başkası olsa ağzına patlatası gelir laf sokuştururdu belki. Ama eğer ona kendinizi biraz yakın hissediyorsanız yapamıyorsunuz işte..
Neyse ben duygusala bağladım iyice. Bu kadarı fazla bana. Esen kalın, hoşçakalın, nasıl istiyosanız öyle kalın :)

26 Ağustos 2011 Cuma

Sorularla başım dertte. Ne yapsam bilmiyorum. Aklımdan bi parça. Söküp atamıyorum.

Uyku tutmadı. Sağa dön, sola dön. Cık. Yok. Tık yok. Uyuyamıyorsun. E heyecan var tabi. Artık ünili olcaksın. Başka şehir, başka insanlar, başka başka ortamlar. Yani ortamlar dediysem öyle "alemlere akıyım", "oo kop kop" olayı değil. Merak ediyorum oradaki herşeyi. Kafamda canlandırmaya çalışıyorum. Ama Ankarayada hiç gitmedim, hayallerde boşluklar oluyor o yüzden. İnsanlar nasıl, yurt nasıl,oda arkadaşlarım acaba nasıl olacak, okulun ilk günü ne yapıcam, ne giyicem, nasıl davrancam, sınıftakiler nasıl.... diye devam eden sorular silsilesi var kafamda. Hayal gücümün sınırlarını zorluyorum bu konuda.
O yüzden uyku tutmuyor işte. Düşünmekten yani. Ama sadece ben değilim böyle. Bakıyorum faceden gazideki benim gibi ilk senesi olan arkadaşlara. Onlarda aynı işte. Hepsinde heyecan var haliyle. Bir yandan o kadar çok gitmek istiyorumki.. Biran önce başlıyım istiyorum. Bir yandan da ailem var, arkadaşlarım var, düzenim var... Yani hem tatlı bir sevinç, hemde içteniçe bir burukluk.. Olgunlaşma dönemine adım atıyorsunuz birnevi. Yani büyümeye bir adım daha..
Çok uzattıım, abarttım, kabarttım belki bu üni işini ama düşünmeden edemiyorum. He bir de ben ankaraya gidince böyle zırt pırt da yazamam. Nerden bulcan orda neti, pc'yi.. Şu üni masrafları olmasa bi netbook aldırırdım ama maalesef en azından ikinci döneme kadar böyle birşey mümkün değil. Uzak kalmak zorunda kalıcam sosyal ağlarımdan.. Ama interneti bulduğum yerde saldırıveririm bloguma. Hemmen anlatırım herşeyi :)

Birde bugün "3.Geleneksel Derya'da iftar yemeği" var . Canım arkadaşlarıma neler hazırlıcam nelerrr. Zaten bu bir veda günü gibi birşey olcak ama neyse. Ne kadar içimizde burukluk olursa olsun yinede güleriz biz. Hatta gülmekten ağlarız. Çünkü dostlar can'dır. Onlardaki sıcacık tadı, samimiliği ünide bulamıcam biliyorum. İstanbula gelmek için can atıcam biliyorum. Ama yinede gidesim var. Hemde koşa koşa.. Bakın yine ben konuyu evirip, çevirip üniye getirdim. 1 haftadır yaptığım gibi.. Oraya gidince nasıl olsa gider bu stres o zaman kurtulursunuz benden :) Hadi görüşmek üzere sayın blog alemi.. (Tabi okuyan varsa :))

-O değilde ben nereye koycam ayımı o kadar eşyanın arasında??-

23 Ağustos 2011 Salı

İlgincim Evet.

Başlıktanda anlaşıldığı gibi biraz ilginç bir insanım ben. Yani genelde öyle derler. Kimseye hayır diyemediğim için, konuşurken karşımdakini kırmamak için debelendiğim için, kısacası birazcık insanlara karşı yumuşak olduğum için.. Bundan dolayıdır ki bana derler yerli polyanna :)
Mesela yakın arkadaşlarımdan birine kırgın olsam, ama o beni kırdığının farkına varmasa, ben ona kırgın olduğumu söylemeye çalışsam, söyleyemem. O konuşur anlatır laflar boğazıma dizilir, unutur giderim olayı. Onun o hevesli konuşmasını bölüp de aramızın bozulmasını istemem. Yani hep öyle yapıyorum. Aramızın bozulmasını istemiyorsam bazı şeyleri içime atıp, görmezden gelirim. Bu huylarım iyi bişey mi peki? Hayır tabii...
Çünkü o biriktirdiklerim yük oluyor bazen bana. Bilinçaltı meselesi olup rüyalarımda görüyorum. Çünkü ben karşımdakine kendimden daha çok değer veriyorum. Günümüzün bencilliğine inat belki de bu huylarım. Konuşurken 'ben' kelimesini çokça kullansamda önem açısından karşımdaki daha değerli..
Çok yakın arkadaşlarımdan biri hep der: a- acaipsin diye. Neyse yapı meselesi yapacak pek birşey yok.. Artık uyku vakti.. -.-

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Ka-zan-dım!!

Ve artık kendime gelebildiğime göre, blogumada geri dönebilirim. Evet sonuçlar cuma günü açıklandı. Heyecanla beklediğim sonucu, sevinç çığlıklarıyla kutladık. Yanımda İnatçı Keçim'le birlikte.(keşke Tripkolik Şahsım da olsadı :( )
Sonucu beklerken üçbuçuk attık evde. Bilgisayar başına kitlendik resmen. O bekleyişte söylediklerimizi de videoya çektik hatta. Ve sonra izlediğimizde baktık ki o anda söylediklerimizi hatırlamıyoruz :)
Neyse uzatmadan söylüyorummmmmmm Gazi üniveristesi Tarih bölümünü kazandımmmmmmmmmm
Zaten tarih okuyacağımı az çok tahmin ediyordum.(bkz: zaten bu gidişle tarih okuyacakmışım gibi görünüyor.)
Ama gazi olması beni çok ama çok şaşırttı. Kazandığımı öğrendiğim andan itibaren araştırmaya koyuldum. Facebookta gazi üniyi beğenmeler, sitesine zırt pırt girip çıkmalar, tarih bölüm derslerine bakmalar falan filan... Böyle yerimde duramıyordum zaten. Herkesi aradım herkesi herkesi...Hala gerçek değilmiş, her an biri beni dürtüp rüyadaydın hadi kalk diyecekmiş gibi geliyor. Ama değil sanırım :) Bayramdan sonra kayda gidiyoruz. Bugün burs başvurusu yapacağım. Hatta dün rektörümden mesaj geldi :) Çok heyecanlıyım ya öyle böyle değil yani. Okula başlamak bana hayal gibi geliyor. Biraz korkum var tabi. Kimlerle karşılaşacağım, ortam nasıl, hocalar nasıl.. Bir ton soru var aklımda. Ama zaten oraya gidince birçoğu hallolur. 19 eylülde başlıyor derslerimiz. Önce yurt işimi falan halletmem lazım. Tabi birton eksiğim var onları almam lazım. Çok şey yapmam lazım çook. Neyse dostlar daha fazla vakit kaybetmeden işe koyulalımmm :)
Hoşçakalın...

9 Ağustos 2011 Salı

K.K.

kadınlar konuşmayı severler, erkekler gerektiğinde konuşurlar
kadınlar gelecek zamandır, erkekler şimdiki zaman
kadınlar planlarlar, erkekler yaşarlar
kadınlar çalışırlar, erkekler severler
kadınlar olmak istedikleri gibidir, erkekler olduğu gibi
işte bu yüzden 'erkek sözü mü' denir her güven testinde...



8 Ağustos 2011 Pazartesi

20'lik diş belası.

Üç gündür berbatım. Berbattan öte hatta. Dişimin ağrısıyla uyuyup, onun ağrısıyla uyanıyorum. Yanağım şiş, zor konuşup, zor yutkunup, zor gülüyorum. Benim için çekilmez bi durum. Ha diş eti attı ha atıcak bekliyorum öyle. Günde iki tane apranaks ile. Sadece dişim ağrımıyorki. Dişim, başım, çenem..
Doğru dürüst yaptığım birşey yok zaten. Bütün gün evde yat. Bugün nerdeyse 12 saat uyumuşum. Biraz daha uyusaydım uyku komasına girerdim zaten. Yapacak bir işimde olmadığından, sınav döneminde yapmak istedip de yapamadıklarımı yapmaya çalışıyorum.
Mesela geç kalınmış filmleri izliyorum. Bir dönem herkesin yanıp tutuştuğu 'Aşk Tesadüfleri Sever'i izledim bugün. O dönemlerde herkes birbirine bu filmi anlatıp duruyordu. Ben çok istedim izlemeyi ama birşey popüler olduğu zaman onu yapmayı sevmiyorum. Modası geçsin öyle benim olsun. Çünkü o zaman daha kalıcı oluyor.
Neyse film harikaydı. Ağladım hatta. Ölüme bile ağlamayan katı olan ben, bu filme ağladım. Senaryo müthiş. Oyuncular harika. E tamda benim sevdiğim türden. Daha ne olsun..
Birde bugün üç yıldır görüşmediğim bi arkadaşımla görüştük telefonda. Sesin değişmiş dedi. Büyüdüm dedim bende. E koskoca 19 olduk ya..
Üç yıl görüşmedik ama neler neler gelmiş başına.. Askerden muaf olduğunu söyledi. Ooo dedim daha ne istiyosun. Ama nedenini sorduğumda, böyle tepki verdiğime pişman oldum. Çünkü neredeyse milyonda bir görülen bir hastalık çıkmış onda. Omzuyla ilgili birşey. Omzundaki kaslar kopuyormuş. Sol kolundaki kasların tamamen kopması an meselesiymiş. Duyduğumda şok oldum. Çünkü o bizim voleybol çalıştırıcımız, o bizim smaç rekortmenimiz.. Beklemezsin ondan böyle birşey.. O kadar üzüldümki.. Allah şifa versin ona. İnşallah tedavisi bulunur.
Öyle işte.. Bütün gün evde olunca pek iyi olmuyorum ben. Birde diş ağrım yok mu... Bi arkadaşın dediği gibi "Boş vakitlerimde deliririm." ben.
Benden bu kadar. Esen kalın...

7 Ağustos 2011 Pazar

'Değmesin Ellerimiz'e ithafen.

Sen nıyetlı degılsın unutmaya. Hala sevmeye devam edebılıyorsun. Kabullenemıyorsun ayrılıgı. Unutamıyorsun onu. Vazgecemıyorsun gecmısınden. Vazgec ondan! Sevmeyı terket! Haketmeyen bırını sevmen yanlıs cunku. Senı hıc ama hıc anlamayan bırını sevme lutfen. Evet bıtsın dıyemıyorsun belkı hala severken. Ama yanlıs, terket gecmısını! Ayrılık konusunda ıyı olmayabılırsınız. Bırakamıyorsunuz belkı bırbırınızı. Ama gec bunları, alıskanlık sadece...
En ufak bır seyde yenıden dönebılırsınız bırbırınıze. Ama o kıvılcımlar körükleyemıyorsa eger ateşı, yanmıyorsa kalplerde aşk, bırak bu sefer bıtsın!
Degmesın ellerınız, dokunmasın kalplerınız, bulusmasın gözlerınız. Ufak kıvılcımda baslar hepsı. Ask sarkıları, ask fılmlerı, asık parkları... Ask,ask ve ask.. Yıne bıtecek olan herseye tekrar bır 'merhaba' yanlıs... Olmuyorsa ne onunla ne onsuz; beceremıyorsanız ne askı ne ayrılıgı; unut gıtsın! Sevme!
Ask kokan dudaklar mı dıyorsun? Ulasamadıkların tatlı gelır ınsana, uzak dur!
Son bırkez karsına gectı belkı. Son kez soyledı sozlerını... Aldanma, her aldanısta uzuldun unutma!
Gercek olsaydı askınız, bıtmezdı boyle! Bıttı hıkayenız ve sonunuz boyle. Evet degmezdı sevgınız ne savasmaya ne dırenmeye!
Yıpratır ask, acıtır, aglatır, zırlatır. Ne varsa yasamak gereken; yasatır ask hıc cekınmeden.
Olmuyorsa olmuyordur fazla zorlamayacaksın. Kasılıp, kasmayacaksın. Oluruna da bırakmayacaksın. Unutup kaldıgın yerden devam edeceksın hayata. 'O olmazsa yasayamam demeyeceksın. Yasarsın cunku.' Nefes almak zorunda ınsan, yasamak zorunda! Ve varsa zorunluluklar sıkıcıdır evet. Ama ınsan kendı ve gelecegı ıcın yapmalı bunu... Vazgecmelı 'zorlanan asktan.' Ve devam etmelı yola hakedenlerle!

~27.o5.2o11~

Buyrunuz o şarkı..

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Tek Bir Söz..

Ev kalabalık.
Misafire hizmet etmekten yorulmuş insan modeli halinde bir köşeye kıvrılmış kalmışım.
20 dk ya daldım ya dalmadım.
Erkek kardeşimin iç geçirmeleri, hıçkırıkları, bağırtılarıyla uyandım.
Annem kalk yerine yat demek için uyandırmış.
Ne olduğunu anlamadan banyoya gittim.
Erkek kardeşim yerde sinir krizi geçiriyor.
Amcam tokatlıyor, kuzenim kalk diye bağırıyor, hakan kafasını vuruyor.
Saçma sapan bir halde bakıyorum.
Hiç birşey yapamadan.
Öylece bakıyorum.
Geç içeri dedi annem.
Geçtim bende.
Kafasını suya sokmuşlar hakanın.
Kendine getirmeye çalışıyorlar.
Yanımdan hışımla geçti hakan ve kuzenim.
Hakan titriyordu, ıslaktı.
Balkona geçtiler, hava alsın diye.
Kuzenim çık dedi bana.
Abla çık kapıyı kapat.
Okan diyorum ne oldu.
Abla çık nolur.
Çıktım bende.
Kapıyı kapattım, geçtim içeri.
Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Babannem diyo babama demeseydin öyle.
Amcam tamam anne sus diyo.
Anneme dönüp noldu dedim.
Yok birşey git yat dedi.
Nasıl yatabilirim?
Bu kadar duyarsız mıyım ben?
Kardeşim sinir krizi geçirmiş, ben yatabilir miyim?
Noldu anne söyle dedim.
Baban o kadar insanın içinde şerefsiz dedi hakana.
O da banyoya attı kendini, dedi.
Babama aşırı bir düşkünlüğüm var benim.
Nasıl kızarım şimdi ben ona?
Ne diyebilirim?
Demedim birşey, gittim dinledim.
Babannem saçmaladı, ben dinledim.
Amcam sus diyo kadın susmak bilmiyor.
Babam çok üzülmüş, elbette üzülür.
Bu kadar olcağını tahmin etmedim diyo babam.
Üzülür tabiki oda.
Pişman olmuş belli.
Biricik oğlu onun, heralde üzülür.
Ardarda kaç sigara içti bilmiyorum.
Okan aldı indirdi hakanı alt kata babanneme.
Az sonrada gitti amcamlar.
Hakanın yatağına yattım bende.
Uyumak ne mümkün.
Yengeme seslendim.
Hakan nasıl?
İyiler dedi meyve yiyorlar.
Rahatladım bir nebze.
Bir ara dalar gibi olmuşum, hakan geldi.
Hemen kalkıyorum dedim.
Çıktım ranzanın üstüne, hemen uyumuşum zaten.

Çok duygusal bir çocuk o.
1.80 boyuna, iri kalıbına rağmen benden duygusal.
İstesemde fazla kızdıramıyorum onu.
Duvarları yumrukluyor, kalbi sıkışıyor.
Korktuğumdan o kadar üstüne gidemiyorum hiç.
Babam üstüne gidince kötü olmuş, hemen gözleri dolmuş.
Çıkmış odadan.
Teyzem öldüğünde arkadaşlarıyla dışardaydı.
Ablam arayıp haber vermiş.
Arkadaşlarıyla beraber eve geldi.
Nasıl ağlıyor.
Ben bir damla gözyaşı dökmedim, kaskatı durdum.
O o kadar duygusal, o kadar kırılgan işte.
Değmeyin benim kardeşime, ilişmeyin, kırmayın.
Annem gittiğinde onbeş gün her dediğini yaptım.
Kırmadım, bir dediğini iki etmedim.
Annemde öyle yapıyor çünkü.
Biz bu kadar üstüne düşerken, tek bağımlılığı bilgisayar.
Ona takınca babam tutamıyor kendini napsın?
Annem, hakan hepsi kızgın babama.
Bende kızdım elbet ama dünden beri yüzü beş karış.
Umarım düzelir herşey bir an önce...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Sanırım Ben Doğmadım (:

Anneme bugün aynen şöyle söyledim: "Anne ben hayatımın kitabını yazıcam. Bana hamileliğini, bebekliğimi, çocukluğumu anlatsana."
Zaten az çok biliyorum da ayrıntılarıyla öğreniyim dedim. Annemden cevap: "Amaan zaten zordu hamileliğim, aşeriyodum, midem bulanıyordu hep hastanede yattım. Zaten sen içimde serumla büyüdün."
Şimdi güler misin ağlar mısın :) Neyse zorla soruyorum, cımbızla ağzından cevap alıyorum. Dedim bende anne sanırım ben doğmadım. Zaten yanlışlıkla olmuşum. Bu kadar mı konuşmayı sevmez bir insan ya. Ben neysem annem tam tersim :)
Hep aynı şeyi söyler annem, aynı baban gibisin diye. Aynen öyle aynen babam gibiyim. Anneme hastalıklarım hariç hiçbirşeyim çekmemiş. He birde sabrım annem. Sonra dedim bende anne ya ben hep babamla senin iyi huylarını almışım. İnsanın hiç mi kötü huyu olmaz ya falan diyorum :D
Ukalasın işte diyor aynı baban gibi (:
Seviyorum ama onu ya, çok çok hemde...
Birde bugün hüzünlendik ana-kız. Diyo sen gidince ben napcam. Ev sessiz olur. Ben cıvıl cıvıl seviyorum. Bende tabi hemen kendime çeviririm olayı. Aile bensiz tabiki sessiz. Evde benden başka kimsenin sesi çıkmadığı için :)
Neyse uzatmayalım. Arıcam bugünleri biliyorum. Annemin ağzından cımbızla laf almayı, babama bıdı bıdı birşey anlatırken "Of tamam kızım yeter artık!" dedirtmeyi, Hakanla kısır döngü olan muhabbetimiz: "Nabin? Nabim? Sen nabin? Nabim?" olan konuşmamızı. Herşeyi...

Hadi biraz duygusallaşalım...

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Sev

belki sen şimdi onunlasındır..
üşüyen ellerini ısıtıyorsundur..
kurumuş dudaklarını öpmektesindir..
belki üşüyen elleri değil kalbidir..
kalbini ısıtayım diye sevmektesindir onu, çok sevmektesindir..
sev..
sevmek güzeldir!
sen onu, o seni ısıtsın.
yeterki sen sev..

An Gelir

Siz doğru dürüst tanımadığınız birini kendinize çok yakın hissettiniz mi? Sanırım ben hissettim. Ama hemen yanlış anlaşılmasın. Aşk, sevgi falan degil benimkisi. Ama onu sanki böyle çok yakınımmış, sürekli konuşuyormuşum gibi hissediyorum. Ayrıca anlatmakta da güçlük çekiyorum. Olay ilginç yani. Garip. Böyle aynıymışım gibi sanki onunla. Yıllardır tanıyormuşum gibi. Toplasanız beş kere görmemişimdir suratını. Oturmuş kemikli suratı, yumuşak içten bakışları bir garip. Yaptığı herşey ilgi çekici. Ama o sıradanmış gibi davranıyor. Belki dostluğu çok iyi biliyor, belki kardeşlik kavramını çok iyi kavramış. Onu anlatanlar sıradan kelimeler kullanamıyorlar. Çünkü adam sıradan değil, belli..
Neyse uzatmaya gerek yok. Yalnızca garip işte. Farklı. İlgi çekici. Arkadaşım olsun isterdim.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Sustuklarım..

herzaman doğru tahminler yapamıyorum ben. çok yanılıyorum. evet haklı olmalarımdan çok, yanlış tahminlerim var benim. ama olsun. ben buyum. herkese güveniyorum. yanlış tanıyorum. yanlış hissediyorum. yanlış anlıyorum insanları. yada onlar bana yanlış tanıtıyorlar bilmiyorum. genelde önyargılı birçok kişi bana. hissediyorum..

neyse üzülüyorum ben böyle arada bir. bakmayın siz bana. genelde sırıtkanım. herkes öyle der ve öyleyimde. ama kendi kendime kaldığımda daha sakin daha düşünceliyim ben. sürekli özeleştiri yapmak gibi manyaklığım var benim. mesela bugün birini mi kırdım, yada öyle mi anladım bütün gün aklımdan çıkmaz. ama birşey yapmam. kalır biriktirdiklerimin arasında. çok birikintim var benim. dünyanın en büyük gölü olacak kadar büyük bir göl.

ha birde neden herkes beni benden daha iyi tanıyormuş gibi davranıyor onuda anlamış değilim. gerçekten. beni benden daha iyi tanıyacak bi fani yok şu dünyada anlayın.

neden mi bunları yazdım? bugün birşey okudum da ondan : Sustukların büyür içinde... Büyümesinde aksın şu benim satırlarımın arasına. bellki rahatlarımda sustuklarım içimde büyümez..

Herşey Çöpe!

Hayatımızda pek çok şey düşünüyoruz kendimizle ilgili. Bazen bu düşünceler o kadar fazlalaşıyorki kafayı sıyırmaya başlıyoruz. Uykumuz kaçıyor, iştahımız gidiyor falan.. Bu tercih dönemi gerçekten zormuş. Benim için aşırı stresli olmasa da bazı arkadaşlarım için öyle. Hele eğitim sisteminin her yıl değiştiği bir ülkede yaşamak daha da zor. Takip etmek neredeyse olanaksız.
Şöyleki: siz şimdi bir hedef koyuyorsunuz, çalışıp çabalıyorsunuz. Sonra sınava girip hedefinize ulaşmanız gereken puanı alıyosunuz. Ardından ne oluyor peki? Sizin istediğiniz fakülteler hoppp diye kapatılıyor. E ne olacak şimdi? Bütün o çabalar, çalışmalar, emekler, paralar boşa mı gitti? Aynen öyle boşa gitti. Peki ne yapacağız?
İşte insan bu noktada sinirlenmemek için kendini zor tutuyor. Yapılacak tek bir şey var: tekrar sınava hazırlanmak. O stresi, çileyi tekrar çekmek... Söylemesi kolay, yaşanması çok zor bir durum...
Bu en yakın arkadaşlarımdan birinin başına geldi. Ve ben ona teselli vermekten başka  birşey yapamıyorum. Kendimi onun yerine koyuyorum ama ne kadar anlayabilirimki? Herşey gönlünce olsun. Seneye herşey istediğin gibi olsun. Canım kardeşim sen herşeyin en iyisine layıksın. Allah Yar ve yardımcın olsun...