19 Eylül 2011 Pazartesi

Gazi-Gazi-Varan1

Ahh bugün okulumun ilk günü. Bu postu da okulun internet odasından yazıyorum. Erken konuşmak gibi olmasın ama burayı çok sevdim :) Tamam trafiği berbat olabilir ama, yinede okul güzel, ortam güzel, ev güzel, ev arkadaşları güzel... Mutlu olmamam için şuan pek bir sebep yok anlayacağınız.

Buraya gelirken o kadar yoğundum o kadar yoğundumki fırsat olmadı bloguma bakmaya.. Aslında okul telaşımla ilgili anlatacaklarım vardı. Bavul hazırlamalar, son kez arkadaşlarla takılmalar, akraba ziyaretleri, arkadaş annesi ziyaretleri falan meşguldüm. Zaten ananem falan da geldi memleketten evde bi karmaşadır gidiyordu. Hatta buraya gelirken ağlayan sadece ananem ve babanemdi.

Kimse ağlamadı ya psikolojim bozuldu. Sanki herkes gitmemi beklermiş gibi.. He birde buraya geldiğim gün bizim sokakta düğün vardı. Davullar, zurnalar.. Kuzenim sanki gelin olmuyormuşsun hissine kapıldım bile dedi. Hatta amacamın tabiriyle geleceğim gün "Hoşçakal Pastamı" bile yaptım. Çikolatalıydı.. Pastayı kestik, sohbetleri ettik, son hazırlıkları da tamamladık ve yola koyulduk..

Üzüldüm mü diye sorarsanız. Ya hiç üzülmedim, çok rahattım, hep güldüm, herkese "Sizi Seviyorum" dedim. Ev arkadaşlarım inanmadı ilk yılımın olduğuna.. O kadar rahattım çünkü.Gece ikiye kadar oturduk sohbet ettik. Ev arkadaşlarıma şimdiden isim taktım bile. Biri "F Maduru" diğeri "Etçil Şirin"..

Şimdilik benden bu kadar sayın ve sevgili bloggerlar.. Artık boş buldukça gelirim ben buralara. Şimdilik Hoşçakalııınnnn :))))

13 Eylül 2011 Salı

Ankara'ya 4 gün kala..


Birçok şeyden bahsetmek istesem de başlayamadığım post bu post. Bugünlerde arkadaşlarımın sorunları birden ortaya çıktı, sonra yavaş yavaş duruldu. Hala İnatçı keçimle doğru dürüst konuşamıyoruz. Ama Tripkolik şahsım daha iyi.. Rus'um birçok şeyi zamana bırakmanın daha doğru olduğunu düşündü ve o da duruldu. Bense kaldığım yerden devam ediyorum hazırlıklarıma.

Bugün başladım valiz hazırlamaya sabah sabah. Ama sinirlerim boşaldı ve saçmasalak ağladım. Gidiyorum diye duygusallaşıyorum işte. Birde annem soru yağmuruna tutmasaydı valiz hazırlarken daha iyi olabilirdim.

Şimdilik olaylar böyle Ankara'ya gitmeme 4 gün kaldı. Heyecanlı ve stresli  bekleyiş devam ediyor. Hazırlıklar son hız. Hemen hemen toparlandım gibi. Ben yine vakit buldukça buralardayım. Şimdilik hepiniz hoşçakalın :)

10 Eylül 2011 Cumartesi

Bir Yanda Mutluluk, Diğer Yanda Hüzün..

Hayatınızdaki insanlardan biri bir an çok mutlu iken, diğeri üzüntüden felaket durumda olabiliyor . Biri sevinç çığlıkları atıp size sarılırken, diğeri gözyaşları içinde titreyerek omzunuza yaslanabiliyor. Birileri doğarken, birileri ölüyor. Çok dengeli hayat işte böyle. (arkada bu çalsın bence) Size herşeyi tattırıyor... Bense arada öyle kalakaldım..
Mutlu olan arkadaşımla bende sevinç çığlıkları atıyorum. Aaa diyorum Rus'um bak seni tanıyor o, seni farketmiş. Belki platonik aşkın karşılıklıya dönüşebilir. Sonra diğerine koşuyorum. Diyorumki elimden birşey gelsin yardım edeyim. Ama olmuyor o da bazen izin vermeyebiliyor. İstediğim olanların mesaj atılması en azından. Ama o da  olmayınca, üzüldüğüm ve beklediğimle kalıyorum. Belki diyorum belki sessizce şarj aletini arayıp bulurda, benim merakımı anlayıp mesaj atar. Demekki durum o kadar feci diyorum sonra. Kırılamıyorum onada. Demekki olaylar her zamankinden değil.. Meraktan uyuyamıyorum tabi. Düşün düşün.. Bir yere de varılmıyor. Sonra diyorum blog belki bana unutturur. Unutur gibi oluyorum ama aklından çıkmıyor tabi insanın..

Diyorumki sonra aç blogunu yaz. Dök içini rahatla. Kimse okumasa bile sen yaz. Okuduğum bir söyleşi vardı hatta biraz önce. Şuanda ünlü bir blogger olan BIS (yani bence ünlü :)) ilk yazılarında kimsenin okumayacağını bile bile yazmış. Bende öyleydim. Kimse okumasa bile yazıyordum.(Ki hala okunduğundan şüpheliyim)Ama olsun ben rahatlıyorum önemli olanda bu. Hatta facede reklam yapıp benim blogum var dediğim için de pişmanım. Kimseye söylemeseydim burdan rahat rahat herşeyi yazabilirdim. Ama şuanda herşeyi yazamıyorum maalesef (:

Ama "O"nu rahatlıkla yazıyorum. Nasıl olsa okumaz. Nasıl olsa beni tınlamaz diyorum. Yazıyorum. Hatta o bilmese de ben bugün de onu yazıcam. Onu ne kadar sevdiğimi, onun beni ne kadar tınlamadığını, onun için planlar yaptığımı, onun için dualar ettiğimi, onun için biraz olsun ciddileştiğimi, onu herkese anlattığımı, duyduğum her cümlede onu bulduğumu, her gece başım yastığa değdiğinde acaba bugün nasıldı-ne yaptı diye düşündüğümü yazıcam. Ama o yine bilmeyecek. Bilmese de olur zaten. O sevsin diye, o bilsin diye, o okusun diye yazmıyorum ben! Hatta bilmesin, bilirse büyüsü kaçar. O sadece beni farkettiğinde sevsin. İstediğim bu sadece.. Ufak ama mutlu umutlar bunlar.

Döküntülerim bunlar işte. Bu gecelik pek pollyannalık yapamadım. İdare ediverin sizde beni..

9 Eylül 2011 Cuma

Ankara'ya İlk Adım..



Evvet caağnım bloggerlarım. Dün gittim Ankara'ya nihayet. Gittim, gördüm, gezdimm.
Yedi saatlik yorucu ve uykusuz yolculuktan sonra Ankaraya ilk adımımı attım. Ankarayı sevdin mi diye sorarsanız. Sever gibi oldum derim. Yani İstanbuldan pek farkı yok. Ama yinede alışkın olmadığım için biraz soğuk ve sakin geldi. Neyse araya görüşlerimi katmadan önce neler yaptığımı anlatayım. Otogardan indikten sonra yurda gittik. Kahvaltıdan sonra mülakata aldılar. Yurt bana çok tuzlu geldiğinden, ev olsun dedim. Şimdi 5-6 arkadaş evde kalacağız. Nerde kalmam konusunu hallettikten sonra kayıt yaptırmaya gittim. Çok çabuk halloldu zaten kayıt. Ama kayıtta sıra beklerken, on gün sonra sınıf arkadaşım olacak insanlara resmen sinir oldum. Soğuk nevaleler, tip tip baktılar hep. İnsan tanışır, kaynaşır dimi?? Nerdee.
Herneyse.. Ben kayıttayken babam Hüseyin amcayla buluşmuş. Onunla konuştuk falan. Ama kendisini çok sevmedim. Yani çok boş konuşuyor napim.. Tamam bende konuşurum ama çok da boş konuşmam. Otogara döndük tekrar. Biletimizi iki saat sonraya falan aldık. Kalkış saatine kadar gezdiriyim dedi Hüseyin amca.

Ankaray denen metroya binip Kızılaya gittik. Taksim meydanı gibi bir yer. Kalabalıktı. Orda gezdik çay falan içtik. Hüseyin amca yürüttü bizi biraz. Oradan İzmir Caddesine gittik. Ya zaten heryer birbirine benziyor. Ben şimdi tek gitsem karıştırırım. İzmir caddesinden sonra sırada Kemal paşa bulvarı mı adını tam hatırlamıyorum oraya gittik. Orasıda Bakırköye benziyor. Yani dediğim gibi İstanbuldan pek farkı yok. Artık otobüs saatimiz geldiğinden Ankaraya binip Aşti'ye geri döndük. Yemek yiyip, otobüsümüze doğru yol aldık. Uyur, uyanık İzmite kadar geldik. Ama İzmit'ten sonra bir trafik vardı sormayın. Eve kendimizi zor attık.

İştee ilk Ankara gezimiz bu kadar. 9-10 gün sonra temelli gidiyorum. Şimdi hazırlıklara devam etme vakti. Hadi bana bol şanss :))

6 Eylül 2011 Salı

Ben ve İnternet Manyaklığım!

Fotoğrafın sahibine sonsuz teşekkürlerr <3

Ablam kapıdan girdi az önce. Onun geldiğini duyunca koştum elimde çay doldurulmayı bekleyen kupam(kupadan daha büyük hafif sürahide diyebiliriz) elimde ağzıma dayadım abuk subuk sesler çıkarıyorum. Ablam güldü, şebek yiaaa bu gız dedi.. Onu seviyorum öyle böyle değil, o benim bi'tanem bi biiiiii (:
Kulağımda ablamın ipodundan iki gündür takıldığım şarkıyı dinliyorum. Ya bu kenanın seni hakkaten çok yumuşak ve tatlıı. Eller bi sağa bi sola. Çok sevdim, hem blog okuyup hemde dans edebiliyorum.(evet ben süpersonik yeteneklere sahip bi pollyannayım.)(yalnız egoda tavanda)
Bugünlerin internetimle geçirdiğim son günler olduğunu hatırlayıp daha bi kalkmayasım geliyor pc başından. Malum Ankarada bilgisayarımk olmayacak, internetim olmayacak.. Napıcam ben blogsuz yaa :( Biraz önce İnatçı keçim hatırlattı.
Dediki: "Sen Ankarada blog yazamıcan nolcak, napcan?"
Bende dedimki: "İnt cafe denen bi olay var bilion mu?"
Dediki: "İnt cafede erkek oluyo ya. Kızların takıldığı yer çok az"
Bende dedimki: "Ben bulurum İnatçı keçim yiaaaa"

Aynen böyle düşündüm vallaki. Yani bulurum bi int cafe girerim. Ben netsiz yapamamkiii. Hem ben gidiyim bi Ankaraya bulurum bir şekilde nete girmesini. Sonra bi bakmışsınızki int cafeden çıkmıyorum, okula gitmiyorum falan... Yok yok o kadar abartmamam yaa. Arada bi yazarım size, haberdar ederim. Özletmem kendimi.
Neyse ben Kenanı dinlemeye devam ediyorum. Şimdilik hoşçakalınnnn :))

Dımtısdımtıstistakdımtıstak

Durum mu, Al sana Durum.




Canım sıkkın. Şuan derin modda Bonomo dinliyorum. Bazen çok salakça konuşabiliyorum. Hatta şuan salakça konuşuyorda olabilirim. Salakça konuştuğumu aradan zaman geçtikçe anlıyorum. Neyse benim en yakın arkadaşlarımdan biri olan Tripkolik şahsımla telefonda konuşuyorduk. Yurt hakkında falan. Ben devlete başvurmadım. Sebebi çok.. 8 kişilik oda, içinde şap olan iğrenç yemekler, tuvalet ve odada aynı kullanılan terlik, banyoların pisliği falan.. Bunları anlatıyordum. Bunlarda zaten bana ablamın anlattıkları. Kendisi ilk 2 yıl devlet yurdu maduru olmuştu. Eve her gelişini iple çekip, her gidişinde de ağlıyordu. Resmen eziyet gibi geliyordu yurt ona. E ben olsam bende istemezdm oraya gitmek. Sonuçta çok gereksiz, birbirinden farklı 8 kişi aynı odada. Ben bunları zaten her sorana anlatıyorum ablamda genelde yanımda oluyor. Tripkolik şahsıma da anlatırken makyajını temizliyormuş yan tarafta. Ben anlatırken dediki : "Ben iki yıl kaldım ya o yurtta". Hiçbirşey söyleyemedim. Şimdi bozuldu bana uyudu. Benimde canım sıkıldı haliyle. Ya sonuçta kendisi anlattı nasıl felaket bir yer olduğunu, kendisi bahsetti herşeyden. Ben anlatırkende dokundu. Ama ben üzülsün istememiştimki. E şuan şöyle düşünüyor: Ben iki yıl kaldım eziyeti çektim onun ne farkı var? Neden özel yurt?

Haklı mı bilmiyorum. Kendince haklı olabilir. Ama bende kalamamki orda...İnşallah vakıf bursu ayarlayabilirim de babama yük olmam. Çünkü kaç gündür bunu düşünüyorum. Yurt fiyatları beklediğimizin neredeyse iki katı çıktı. Devlete de başvurmadım. Ne yapıcağımı bilmiyorum. Ya vakıf bursu yada yurt indirimi. Bakalım. Babam çarşamba gecesine bilet almış. Perşembe sabahın köründe ordayım. İnşallah istediğim herşey hayırlısıyla olur.

Sevgililerimle,
Kendisine yerli polyanna denilen ama buralarala geldiğinde genelde canı sıkkın olan ilginç kişilik.


4 Eylül 2011 Pazar

14 Gün Kala..

Gitmeye iki haftam kaldı. Bu koşturma maceralarımı sizinle paylaşmaya karar verdim. Bugün alışveriş niyetiyle eminönüne gittik. Malum valiziydi nevresimiydi var ihtiyaçlarım.

Çıktık sabah kahvaltıdan sonra. Hava ne kadar sıcak olsa da, nemden yapış yapış olsak da yılmadık gittik. İnanılmaz bir kalabalık var eminönünde. Otobüsten iner inmez farkediyorsunuz zaten. Yalnızca kalabalığı değil; kızarmış balık kokusu, deniz kokusu, ilerde turşu kokuları falan baya yoğun..

Köprünün altından geçtik. Ama kaç dk'da geçtik sormayın. O kadar kalabalıkki millet birbirini eziyor resmen. Ama ayrı bir havası var oranın. Bi yandan satıcılar, bir yandan turistler, bir yandan müşteriler, pazarlık sesleri.. Heryer ışıl ışıl.. Saatler, kolyeler, ayakkabılar, elbiseler... Sonra çıktık meydana. Közde mısır kokusu geldi önce burnuma. Ama daha yeni kahvaltı yaptığımdan dedimki kendime "Derya sakin ol daha yeni yedin, hem aldığın kiloları nasıl geri verceksin? Uzak dur, sakın birşey yeme!(Balık-ekmek dahil)"

Yokuşları çıkmaya başladık.. Satıcılar babama hacı amca dediler hep. - Hacı olmasa da nur yüzlü benim babam yiaa - Tabi yaşlı birini görünce "Abi hacı malzemeleri burda.", "Abi kampanyadayız buyrun pasaja." Babam diyor hayır, iki adım ötede başkası takılıveriyor peşine. Neyse hacı malzemeleri satan yeri aştıktan sonra diğer yokuşta düğün malzemeleri. Bu sefer beni gören diyor babama: "Abi bak çeyizlikler burda." Ama kaç tanesi söyledi. Babam da en sonunda sinirlenip: "Yok çeyiz meyiz, öğrenci bu" diye çemkirdi. Nevresim takımı bakıyoruz hemen diyor benim kızım öğrenci. Çok bozuldu valla :) Ben nasıl kıkır kıkır gülüyorum babamın tepkileri görünce sormayın. En son çocukken gelmiştik ailecek eminönüne. Bayramlık almak için gelirdik arefe günleri.. Okul başlarken çanta, ayakkabı almak için.. Geldiğimizde simit atardık kuşlara.. Balık- ekmek yerdik ailecek.. Çok eğlenirdik. Aldıklarımızı denemek için biran önce eve gelmek isterdik.. Çok duygusala bağladım neyse...

Önce alışverişi bitirelim dedi babam. Sonra biraz gezeriz. Ama zaten beli ağrıyordu, yormak istemedim. Genelde ilk baktığımız yerden aldık, çıktık. Bissürü cici aldım kendimeee (:  Valiz, nevresim, öyle ıvır zıvırlarda aldık.

Sonra girdik mısır çarşısına.. Kendisine aşık olduğum biryer. Çocukluğumdan beri eminönünde en çok burayı severim. Loş ışıkları.. Baharat kokuları.. Rengarenk kumaşları, halıları, elbiseleri, şalları... Çeşit çeşit sabunları.. Gümüşleri.. Hediyelikleri.. Lokumları.. Herşeyini severim oranın. Ama en çok da ışıl ışıl parlayan mücevherlerini.. Hepsini almak isterim onların, hepsine dokunmak.. Hepsi benim olsun isterim.. Yerleri yumuşak taştan yada mermerden mısır çarşısının. Yumuşacık.. Kimbilir kimler geldi geçti üstünden.. Kim bilir neler yaşandı dükkanlar bir bir kapanırken.. Tavan o kadar yüksekki kendinizi bir başka dünyada hissediyorsunuz orada.. Işıkları almıyor gözünüzü, seviyorsunuz ışığını bile.. Kendine has kokusuyla, rengiyle, insanlarıyla harika bir yer Mısır Çarşısı..

Mısır çarşısının bitiminde 'Kurukahveci Mehmet Efendinin' ürünlerinin satıldığı dükkana girdi babam. Biz girmedik çünkü valizle kalabalığı yarmak epey bir zor.. Mis kokulu kahvemizi de alıp kalabalıktan sıyrıldık. Babam tabi yiyecek gördümü gözü başka birşey görmediğinden coşkun sucuğun dükkanına girmeye çalıştı, engel oldum. İlerde birde peynirci gördü tam engel olacaktımki valizi çekmekle meşgul olduğumdan babamı engelleyemedim. Almış tabi alacağını.. Neyse acıktınız mı diye sordu. Hayırr! dedim aşırı bir tepkiyle. Zaten kilo aldım hayatta yemem balık ekmek. Annemde kilo aldı o da istemedi. Tabi babamın keyif tıkırında. tam i k i b u ç u k  k i l o vermişşş. Ama onada yedirmedik tabiki. Denizin kokusunu çeke çeke gittik durağa. Bindik otobüse. He birde oradayken kuzenim aradı. Dün gelmişler memleketten, bizi çaya  çağırdılar. Ama gitmez olaydım. Çünkü mısır unlu balık vardı menüde! Dayanamadım yedim! Yedim işte çok yedim hemde. Kilo alırsamda alıyım banane yaa :(

Kilo faslını bir kenara bırakıp yedik ailecek afiyetle. Sonra yeni aldığım cicilerimi giydim. Çook beğendilerrr.. Bende beğendim yani sorun yok. İşte amaç sadece alışverişti. Bahaneyle Ankaraya gitmeden birde eminönünü görmüş oldum. Ve buradan gitmeme sadece iki hafta kaldı...

-Üstüne Tıklayınca Büyüyor Dediler (: -

1 Eylül 2011 Perşembe

Emirgan - İstinye yolcusu kalmasıınn (:

 ~ Emirgan Sahil ~

Ohh gezdim bugün.. Ankaraya gitmeden bi deniz kokusu alıyım dedim. Ailecek şöyle bir Emirgan-İstinye gezisi yaptık. Hatta babam denize bile girdi. E havalar böyle devam ederse Ankaraya gitmeden bende bi giderim plaja. Malum orda deniz yok. Toygar ışıklı abimizinde olduğu gibi, bende deniz görmeden yapamam. Ama sınav döneminde pek fırsatım olmadığından zaten uzak kalmaya alışmıştım. O yüzden zorlanmam heralde.

Velhasılıkelam gezdik tozduk, yedik içtik oh miss. Deniz kokusuna doyayım diye içime çektim iyice. Emirganın nefis kokoreçinden de yedik..(ne nefisi ya afedersniz b*k gibiydi. içinde acı olmasa yenilecek gibi de değildi yani. sadece güzel şeyler anlatıyım istedim ondan. laf olsun torba dolsun güzel dursun maksat.)

Luna parkı gezdik, kamikazede çığlık atan gençlere güldük, çay içtik falan. Hatta çook uzun zamandır istediğim yüzükleri de aldırdım. Ah babam asla kıyamaz bana (: Onun şımarık, tatlı, cadı, sakar kızıyım çünkü ben. Ben gidince çok sıkılacaklar. Neyse neyse gittim ben..