30 Aralık 2012 Pazar

Yeni Yıl Yeni Yıl- Mim


Nihayet yeni kayıt butonuna tıklamış depresyondan çıkmış bulunuyorum. Aslında hala çıkabilmiş olduğumu düşünmüyorum ama hadi diyorum kandırıyım kendimi. Yaklaşık 2 hafta önce mimlemişti beni sevgili Melodram. Ama ben anca davete icabet edebildim. Peki şimdi başlayalım mı??


  • İlk olarak şu değişmiş halimi sevmedim. Eski Polly olmak istiyorum.
  • Şu finalleri iyi bir şekilde atlatıp 1 ay güzel güzel kendi evimde yatmak istiyorum.
  • Sorumluluklarım azalsın istiyorum.
  • İçimdeki kavgaların son bulmasını istiyorum. 
  • Kardeşimle ablamın sınavlarını kazanmalarını istiyorum.
  • Kivimin artık bişeyler yapmasını istiyorum.
  • İnatçı keçimin dertlerinin son bulmasını istiyorum.
  • Mali işlerimi 2013e harika bir şekilde ayarlayabilmeyi istiyorum.
  • Başkalarının değil kendi istediklerimi yapmak istiyorum.
  • Aslında hepsinden öte, kendimle kavgalarımın, çatışmalarımın, düşüncelerimin boğuşmalarının dinmesini istiyorum. Bunu çok çok istiyorum!!

8 Aralık 2012 Cumartesi

!!

Uyuyamıorum.
Bu kadar mı üstüste birikir dertler.
Bu kadar mı bi insan zorlanır.
Herşeymi kötü gider ya herşey mi.
Ne ankaraya gitmek istiyorum ne de burada kalmak.
Çok farklı bir yerde çok farklı bir insan olarak çok farklı şeyler yapmak istiyorum.
Herşeyi geçtim 4. kez çıkar mı 20lik diş?
Bu kelimeyi kullanmaktan tiksiniyorum ama şuan birçok şeyden 'nefret' ediyorum.
Kalbim patlayacakmış gibi hissediyrum,
Sanki göğüs kafesim dar gelmiş gibi ona.
Kocaman yüreğim çok doldu, beynimin çekmeceleri darmadağın.
Ne olurdu şuan boşlukta salınan bir yıldız olsaydım da canımın istediğinde kayıp uzaklaşabilseydim herşeyden, herkesten...

7 Aralık 2012 Cuma

Doğru Söze 'Buyrun' Denir.


Sevgili Hayal Meyal çok güzel bir konuya değinmiş. Aynı konuları ben yazmak istedim ama bu kadar güzel anlatamazdım heralde. Buyrun birlikte okuyalım. 

İzdivaç programlarına çıkan adamların 8/10'u "Zoru severim zaten" der. Sanırım ekrana çıkmadan önce öğretiliyor bu cümle onlara. Zoru sevmeleri gerekiyor. Ben zoru sevmem mesela. Zorlandığım yerde oradan hemen koşarak uzaklaşırım. Mutsuzluğu da sevmem. Beni mutsuz eden şeylerden de olabildiğince uzaklaşırım. Zorlarda beni mutsuz eder hep. Mutlu olmanın yollarını ararım.


Şimdi böyle konuşuyorum ama yarın öbür gün tersini de söyleyebilirim. Zira benim için "değişmez asla" dediğim bi'şey yok. Dogmatik olan din'dir. Din'i değiştiremem ama dine bakış açım bile değişir. Misal, ben küçükken Pınar Altuğ zihniyetinde insandım. Gençlik zamanlarım diyebileceğim toy düşüncelerimle. Akmerkez'e gittiğimde "kapalı" hanımlar bırakın beni tedirgin etmeyi, rahatsız ediyorlardı. Sonraları nasıl olduysa okudum, öğrendim, araştırdım. 

Kendi hastalıklarımı kendim tamir etmeyi öğrendim. Dinimi onun bunun yönlendirmesine göre değilde, asıl olması gerektiği gibi yaşama kararı aldım. Misal, namaz kılmıyordum. Zayıfım diye oruçta tutmuyordum. "Bugün Allah için ne yaptın?" deseler, zaten O'nun için bi'şe yapamadığım gibi kendim için de bişey yapmıyordum. O an kafama dank etti. Bi'şeyler yapan, bi'şeylerden vazgeçen, koruyan, kollayan insanlar ve de en önemlisi bir amaç uğrunda hayatına yön veren insanlar hakkında olan düşüncelerimden önce utanıp, sonra öğrenmeye başladım..

Öğrendikçe anladım. Anladıkça aşık oldum sayın seyirci. "Örtünmek" örümcek beyinlilik değildi. Güzelliklerinin saklanmasıydı. Tüm pisliklerini, eskimişlerini, geçmişlerini örten insanların bunu anlamasını elbette bekleyemem. Çünkü kötü olanın üstü örtülür onlara göre. Fakat islam o kadar güzel ki, güzel olanı sakla diyor. Güzel olanı herkes görmesin. Özel insanlar görsün, sana helal kıldığımız.

Sonra inandıkça, bağlandıkça bağlanıyorsun. Mutsuz olduğum o eski zamanlarımdan kaçıp, huzur ve mutluluğu buldum. Hep gülmeye başladım o zamandan beri. Gülmeyi sevdim. İçimdeki Allah'a olan bağımlılığım söz konusuydu. Bunu herkes biliyordu artık.

İlk kapandığımda Etiler'e dedemlere gittim.Kapıyı açtı, sonra suratıma kapıyı kapadı. Büyükanneme dönerek "Ya bu bohçacıları neden siteye alıyorlar" dedi. Kapının dışından duyunca beynimden vurulmuşa dönmem gerekirdi. Fakat hayır, sadece güldüm. Acı bi gülmeydi belki fakat kendim için değil bu kesinlikle. Tekrar vurdum kapıyı, bu kez suratıma bakan dedem beni tanıdı.

Öyle farklı zihniyetlerle birlikte oldum, öyle şeyler yaşadım ki. "Rahatsız olma" deyimini yaşamak hiç aklıma gelmedi. Yani birisi başörtümden rahatsız olursa bu kendi sorunudur. Zira ben inancımı yaşıyorum. İnancım gereğini yapıyorum. Peki sen ne yapıyorsun? Hadi, bana amacını sorgulayıp, sonra cevabımı ver. Tartışalım. Ben sana Kur'an dan ayetlerle geleyim örtünme hakkında, namahremlerim hakkında. Sen de bana kendi kitabını göster, "buna inanıyorum ve burada sen gibi insanları dışlamam gerektiği söyleniyor" de, sana saygı duyayım.

Ama şu an sana kesinlikle saygı duymuyorum. Şu düşünceni atlatabilmen için "kendi inandığım" Allah'tan hidayet diliyorum senin adına. Sen benden rahatsız oluyorsun fakat, ben bu olaydan rahatsızlık duymuyorum. Çünkü ben yanlış bi'şey yapmıyorum. 

29 Kasım 2012 Perşembe

Ve nihayet yeni kayıt.

Bu arabayla döndüm sizee :)
Günler oldu gelmeyeli. Sınavlarımı iyisiyle kötüsüyle atlattım. 4/12'si kötü geçsede olsun en azından bitti. Salı günü çığlıklarla bitirdik yani. Ordan hemen eve uçup oradanda Özbek Sofrasına geçen seneki oda arkadaşım biricik Mkk'm ve diğer arkadaşların yanına gittim. Keçiören'e 1 buçuk saatte varsamda, onlar yemeklerini, tatlılarını ve çaylarını bitirmiş olsalarda en azından 10-15 dk suratlarını görebildim. Sonra Mkk'mla onun evine gittik. Ona aldığım kalpli çikolatayı da verdim pek sevindi ablası ^.^ Sonra dün sabah onunla beraber onların okula gittik. Fatih üniversitesi sağlık kampüsüne. Yani kampüs değil bina. Ama olsun yani adamlar kampüs yapamamış bina yapmış. İçindeki çoğu kişinin burnu havada olduğu için gıcık oldum. Sonuçta özel okul deyip geçtim. Patoloji ve dahiliye dersine girdim. Dahiliyede de konu tiroit. Bende kendi guatrım hakkında biton şey öğrendim hocadan. Oradan Kızılayda çok müthiş pide ve künefe yapan 'Geleneksel Mutfak' diye bir yere gittik. Çok güzeldi ya. Ay künefe yerkenki halimi görseydiniz ahh hatırladıkça bir daha yemek istiyoruum.
Neyse oradan yenimahalleye geçtik bir iki işimizi hallettik sonra ben metroya bindim. Bir iki durak sonra gitarlı iki çocuk bindi. Tam karşıma oturdular. Bi tanesi kalktı metro halkına birşey söyledi tabi benim kulaklığım olduğundan anlamadım. Baktım çocuklar çıkarıyo gitarları bende kulaklığımı çıkardım. Başladı bi tanesi hem çalmaya hemde söylemeye. Çocuk da karadenizli böyle belli girdi volkan konaktan.Şarkı söylüyo ama kıpkırmızı oldu söylerken. Bizde metro halkı olarak kızılaya kadar çok güzel bir mini konser dinlemiş olduk. Sonra çıkardılar küçücük kutularını Allah ne verdiyse topladılar metro halkından. Bitirdi çocuk sonra bende alkışladım sonra diğer insanlarda alkışlamaya başladı. Çok tatlı bir andı. Belki Kenan konserinden bile bu kadar zevk almamıştım. Umarım daha sonra yine karşılaşırız :)

Bu arada bir süpriz yapcam insanlara ama kimsenin haberi yok çok heyecanlıyım. Sonra dönerim size. Şimdilik benden bu kadar. Polly'niz sizi öper.

Ps: Bu yayın 100. yayınım olmuşş. 100. yayında 42 sevimli arkadaşla beraberiz dimi ne hoş :)) nice 100. yayınlaraa ^.^

24 Kasım 2012 Cumartesi

Hayatta böyle tatlı şeyler de varmıışş.

Vizeler artık bitsin yoksa kafayı yicem. Ama önce şunları yiyim ya. Allah'ım ne kadaaaan tatlılar ya. Meyve manyağı biri olarak şunların resimlerine bakmak bile doyuruyo benii.. Aa bide bugün ben bu şarkıya taktım.





22 Kasım 2012 Perşembe

Biri Beni mi Anlatmış? o.O

Tam ders çalışmaya başladığı esnada kaşınmaya başlayan, saçıyla oynayan, saçını değişik şekillerde tarama denemeleri yapan ve yakıştımı acaba diye aynaya bakıp bakıp duran, yüzünde temizlenmedik siyah nokta ve koparılmadık sivilce bırakmayan, bir mesajdan birşey olmaz deyip cep telefonun mesaj bölümünde kaybolan, yarım saat ders çalıştıysa iki saat TV molası veren, facebook'uma bir bakayım da çıkayım deyip hesabına giren ve saatlerce orada kalan, çalışma ortamını daha veriml
i kılmak adına çalışma masasını çay-kahve-çikolata-çerez v.b muhtelif gıda maddeleri ile donatan ve tıkınan, yukarıda yazılan tüm aşmaları geçerek olan enerjisini de tüketen, son bir hamle ile tam ders çalışmaya başladığında iki kelime yazı okuyunca esnemeye başlayan, aamaannn çok çalıştım yatayım sabah erkenden kalkıp birkez daha okurum diyerek sabahın erken saatlerine alarmı kurup yatan, sabah alarm çalınca da 15 Dk erteleye erteleye zamanı tüketen, tükenen zamana inat metanetini koruyup yüzündeki anlamsız tebessümle ve içindeki garip huzurla :) bu saatten sonra çalışılmaz bari gidipte sınıftan iyi bir yer kapayım diyerek kendisine züğürt tesellisi verebilen birisi olsa olsa yurdum öğrencisi olur :)

-Alıntıdır-
Bu da bizim vize masamızın biri!

Bu da tipimiz *.*

19 Kasım 2012 Pazartesi

Polly bigün ölecek.

Vizelerden nefret ediyorum. İki gündür karınımın ağrısı geçmiyo çok fena üşütmüşüm. Kivimi özledim. Yemek  yapmak çok yorucu. Bazı hocalar aşırı kasıyo buna gerek yok. Yarın osmanlıca sınavım var ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Sanırım ayvayı kiloyla yedim. Pharmaton vitamini ne de pahalı öyle. Sanırım iğrenç kokulu B12 vitaminini içmeye devam etmem gerekecek. Şuan içtiğim çayın tadı çok kötü. Lipton dışındaki çayları sevmiyorum. Annem dün en sevdiğim yemekleri yapmış evimi özledim. Bu aralar hep babalarla ilgili yazılar okuyorum ve babamı çok ama çok özlediğimi farkettim. Fatura yatırmak çok sıkıcı bir iş. Vize zamanı nefes almak bile beni yoruyor. Gördüğünüz gibi bunalıma girdim. Haftaya bugün 'yarın saat 15.00da özgürlüğümü ilan edicem' diyebilicem. Sınavlardan sonrada eskişehire gitcem. Buraları çok özledim. Sınavlardan sonra görüşürüz. Hoççakalın...

15 Kasım 2012 Perşembe

Film Film Film - Mim-

Selam gençlerr..
Kaç gündür elim 'yeni kayıt' butonuna gidiyor ama bir türlü yazmak içimden gelmiyordu. Bu yüzden sürü sürü boş taslaklarım var listemde. Neyse lafı uzatmadan benim bu suskunluğumu bozacak bir mim geldi sevgili Melodram'dan. Bende bekletmeden yazıyım dedim. Evvet başlıyorummm ^.^

- Hayatınız bir film olsa hangi filmde başrol olmak isterdiniz?
Kessinlikle Sherlock!
Biliyorum Sherlock Holmes olması biraz garip. Hatta o bir erkek. Belki daha duygusal daha romantik filmlerden birindeki çoğarika bir kız olmak isteyebilirdim. Ama şuana kadar ben hep sherlock olmak istedim. Zekası, tavırları, umursamazlığı, ufak ayrıntıları yakalaması.. Hep bu özellikleri beni etkilemiştir. İlk iki filmini de ağzım açık izlemiştim zaten. Hatta bununla da yetinmeyip bir de 'Sherlock' dizisine başlamıştım. Dizi hala devam ediyor bayılıyorum Sherlock'a.

SherlockSherlockSherlockSherlock kalpkalpkalpkalpkalpkalpkalpkalpkalp


-Sizi en iyi anlatan, en unutulmaz film sahnesi hangisi olurdu?

 Hani Titanicte Rose yaşlanınca olayları anlatıyor ya. Orada yaşlı Rose şu cümleyi kurmuştu: 
"Bir kadının yüreği, sırlarla dolu bir okyanustur."
İşte bu cümle beni en iyi anlatan cümle bence. Kocaman bi kalbim var benim. Hatta içinde kimsenin bilmediği bir çok sır. Duygularımı genelde belli etsemde, içimde yaşadıklarımı kimse bilmiyor. (Çok gizemli , bi havalı, çok bi coool oldum he ^.^)

- Aklınızda en çok yer eden, adeta başucu cümleniz olan replik hangisi?

Çok bilindik ama benim en etkilendiğim replik:
"Korkun seni mahkum eder, umudun seni özgür bırakır."  -Esaretin Bedeli-

- Fimlerle adeta bütünleşmiş o güzelim film müziklerinden favorileriniz hangileri?

En sevdiğim, her dinlediğimde tüylerimi ürperten, duygusal bir şarkı 'Anlamazdın.'


Şimdilik hepiniz hoççakalıın :))

11 Kasım 2012 Pazar

Blogger'ında Artık Magazini Çıkmışş o.O


Sevgili bilogırlarrrr! Çok çok sevdiğim Melodram blogger magazinde bana yer ayırmış. Ona burdan teşekkür etmesem olmazdı. Samimiyetine inandığım güzel insan, çok çok teşekkür ederim sana buradan kocaman. Ayrıca hepinize de Blogger Magazini okumanızı tavsiye ediyorum. Melodram ilk sayı olduğu için çuvalladığını falan söylemiş ama mütevazilik etmiş. Çünkü proje gerçekten çok profesyonelce hazırlanmış. Emeği geçen herkese çok teşekkürlerr. Ayrıca blogger magazinin tasarımı harika olmuş. Enn sevdiğiniz yerlerden biride komik burç yorumları olacaak :) Bu yüzden Blogger Magazin için buradan tıktık.

8 Kasım 2012 Perşembe

'Depresyondan Çıkaran Şarkılar' Mimi..

Çok yapmak istediğim bu mimde melek bahar mimlemiş benii. Nede iyi etmiş :) Ona kocaman kocamaaaaaaaaan sevgilerimi sunarak zevkle sıralamaya başlıyorum şarkılarıı... ^^

Önceee en deli şarkım Nolur Nolur Nolur gelsin Yasemin Mori'den. Zira ben bu şarkıda deliriyorum. Evet canlarım bildiğin manyaklaşıyorum ben bu şarkıda. Böyle "nolur nolur noluuuuuuğğğğğğğ" diye bağırıyorum zıplıyorum falan. Öyle yani bence bu şarkı sizi depresyondan çıkarıp kendinize gelmenizi sağlayacaktır.

Sonraa efenime söyliyim Awolnation'dan "Not your fault" da beni bütünn dertlerimden uzaklaştırır. Hele nakaratı söylerken böğürmek çok eğlenceli oluyor. (Tabi anneniz kafanıza terlik fırlatmıyorsa ^.^)
Ama yüksek sesle dinlemeniz lazım yoksa bir işe yaramaaaaz.

Birdeee bu mimi ilk okuduğum semmma Lilly Allen'dan smile'ı paylaşmıştı. Benimde aklıma onun f.you şarkısı gelmişti. Çünkü ben bu şarkıda çok eğleniyorum.Klip de çok şiriiin. Yubaaaaaaaaaaaaaaa ^.^

Tabiii depresyondan çıkmak deyince Athena'yı atlamamak gerekir. Ondan da çılgın bir şarkı 'Arsız Gönül' gelsiiin..

Ama şimdi Greenday'i de atlamak olmaz. Onunda 'Know your enemy' şarkısı size gelsin genşler. 


Şimdi bu şarkıları dinledikten sonra hala depresif takılanlara sesleniyorum:"E bu kadar coşkuya zıplamaya hala baygın baygın sohbahar havasında takılıyorsanız yuh size beee. Gidin dondurma falan yiyin. Olmadı incecik giyinip donun dışarda. Bakın ne acılar var uleynnnnn" 
Öyle işte. Bende ne havaya girdim he. Neyse gideyimde vize çalışayım ben. Sevgiler..

Londra gibi Ankaradan Meraba!


Sucuk olmuş öğrenci modeli oldum bugün ben. Okula yine koşarak gittim. Yine koşarak geldim. Evet ulaşım şeklini koşarak yapıyorum ben. Özellikle üşürsem hep koşarım... Neyse dün ben okuldan eve erken gelmiştim o zamanlar yağmur yağmıyordu. Akşam yağmış ama ben tınlamadım. Sabah kalkıp yine derse on dakika kala evden çıktığım için dışarıda beni nasıl bir havanın beklediğini de bilmiyordum. Apartmandan çıkasıya soğuk çok soğuk bir rüzgar yüzümü acıtsa da 4 katı tekrar çıkamazdım, zaten derse de geç kalmıştım. Biraz yürüdüm ama doncam yani biraz daha yürüsem. Geriye döndüm anahtarı unuttuğumu farkettim. Sabahın o saatinde de dersi olmayan diğer arkadaşlarımı uyandıramazdım. Bende yapcak bişey yok yola devam dedim kendime. Başladım hızlı hızlı yürümeye. Ama rüzgar ters yönde, yağmurda. Yüzüm kıpkırmızı oldu burnum dondu. Bende ankaraya 1 günde kış nasıl gelir onu öğrenmiş oldum. Hatta öğle arası yemekhaneye gidip gelene kadar sırılsıklam oldum. Ay çok soğuktu bir daha ürperdim he. Allahtan evimiz sıcacık, anne kucağı gibiii ^.^
 Bende şimdi ders çalışmaya karar verdim. Malumunuz vizeler yaklaşıyorMUŞ. Şimdi sıcak yatağıma giriyimde ders çalışayım ben. Cici cici notlarımı düzenliyim. Şimdilik hoççakalıın :))

Not: Ankarada yaşayıp bu saate kadar dışarı çıkmayanlar size sesleniyorum. Montunuzu botunuzu giymeden, şemsiyenizi almadan sakın dışarı çıkmayıın! Saygılar.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Sıkoçpırayt Temizlik Ne Rahat ^^

Öğrenci evi dediğimiz yer temiz olmalı arkadaş!
Hergün çamaşırsuyuyla yıkanmalı etraf. Heryer hijyen kokmalı. Her tarafta saç topağı, damlamış yemek kalıntıları olmamalı. Tuvalet banyo ve mutfağın çöpü hergün değiştirilmeli...
İşte böyle benim dediğim gibi olmazsa evi bişey götürüyor. Ben banyoya girmeye tiksiniyorum falan. Birde evde 7 kişi yaşıyorsanız o ev hergün süpürülüp silinecek arkadaş.
Benim bu düşüncelerim sebebiyle bugün eve bir giriştim heryeri çamaşırsuyuyla yıkadım sildim. Banyo yapmama rağmen hala elim kokuyo o derece kanka oldum çamaşırsuyu bebeğimle. Ama mutluyum rahat uyucam ^.^

Birde odamı topladım, birde annemle babamla konuştum, birde dişlerimi fırçaladım, birde bilog yazıyorum, birde kitap okuyup yatcam cici kız olcam. Annem beni sevcek. Herkes beni sevcek. İşte böyle sevgili bilogırlar :)
Şimdilik iyi gecelerrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr <3

İşte böyle temizlik yapın çocuklar -.-

4 Kasım 2012 Pazar

Vuhuuuuu!

İnternet yokluğu insanı delirtir, boşluğa sürükler. Hele sizde alışkanlık edinmişse bu internet, yokluğunda krize bile girebilirsiniz. Artık internet derdim yok! artık burdayım, ankarada bile yazabilicem. Ah seviyorum buraları. Dizilerimi, facemi, bloğumu, görüntülü aramaları.. :)

Bu yüzden kocamaaan Hoşgeldin internetim!

21 Ekim 2012 Pazar

Anne Ben Manyak Oldum.

Senin ağzını burnunu yirim.
Yibaaaaa genşler çok şükür buralara geldim. İstanbuldayım ya inanamıyorum. Tam 29 gün sonra kendi yumoş yatağımda uyudum. Annemi mıncırdım kuzenlerimle dalga geçtim babamla dertleştim kardeşimin üstüne zıpladım falan. Ay çok eğleniyorum. Sanırım Ankara beni iyice manyak yaptı. Sınıfta evde heryerde milleti güldürüyorum ya. Şebek gibi bişey oldum. Suratıma bakan gülmeye başlıyo. Şimdi eski mısır dersimiz var eski yunan dersiyle aynı hoca giriyor. Nadir bayan hocalarımızdan. Geçen gün dediki sen hep gülüyomusun yiaa. Bende dedim evet hayatımın yüzde doksanı sırıtmakla geçiyo. Eliyle başımı seviyo falan sanki köpek seviyo komik bi kadın. Neyse ben konuya nerden geldim heh ben eski yunan dersinde konu anlatcam. Konuda İlliryalılar falan. Çıktım tahtanın önüne ama bütün sınıf karşımda. Hepsi bana bakıyo. Bütün sınıf sırıtıyo böyle bıyık altından. Üst sınıf alt sınıf herkes var derste. Çünkü ders seçmeli. Neyse 60 kişi civarında. İlk kez hocaların konu anlattığı şeye çıkmışım, anlatacağım herşey uçup gitmiş kafamdan. Neyse başladım anlatmaya bi yerde takılı kaldım elimde kağıt var ama bakamıyorum böyle saf manyak bişey oldum. İşte kraliçe teutayı romalılar almışlar, ele geçirmişler, yani alıp götürmüşler, esir almışlar, bırakmamışlar diye zırvalıyorum. Hocada döndü güldü "romalılarda bu kraliçeyi napcaklarsa amma seviyomuş" dedi. Bütün sınıf bu sefer tuttukları kahkahaları patlattılar. Ay rezil oldum ya. Kızlar iyi anlattın diyo ama üst sınıftaki çocuklar çok güldü bende rezil olduum.

Ay öyle işte Ankara eğlenceli bu sene. Zaten okul sabahtan öğlene kadar oh mis. Ama dersler ağır ya. Hele bu sene osmanlıcada el yazısına geçtik hiçbişey anlamıyorum. Okuyamıyorum. Okuyan iki tane çocuk var onlara deli oluyorum. Öyle işte. Ah çok özledim buraları yaa. Ama harbiden. Şimdi fizynin mood seçeniğini mutlu yaptım. Manyak manyak gülüyorum dans ediyorum falan. İşte böyle genşler. Yeniden aranızda bulunmak süper bişii. Şimdilik böyle. İşim gücüm var bitiriyim gelcem yine. Hepiniz kocaman öpüldüğğğnüzzzzz :))

20 Eylül 2012 Perşembe

Hazırlıklar.. Hazırlıklar..

Yorgunum, yoğunum. Günlerdir dur durak bilmeden bir oraya bir buraya koşturup duruyorum. Artık bacaklarımda kollarımda derman kalmadı. Mutsuz muyum? Hayır. Ama bir an önce Ankara'ya gidip herşeyin düzene girmesini istiyorum.
Ablam ücretli öğretmenliğe başladı bu hafta. Bu sebeple bugün ona bir ton kıyafet almak zorunda kaldık. 9-10 saat alışveriş merkezinde o mağaza senin bu mağaza benim dolaştık. Ha birde dersaneye yazıldı Kpss için. Anlayacağınız bu seneki gelirimiz ablam ve ergengerisinin dersane masraflarına gidecek.
Bense Ankara'da kendi yağımda kavrulucam. Zaten ders seçimleri de tamamlandı. Programda belli. Sabahtan öğlene kadar ders var. Oh mis. Bütün günüm bana kalıyor. Geçen seneki gibi yoğun- çok yoğun olmayacağım. Kendime, kitaplarıma ve internete zaman ayırabileceğim. Bu mutlulukla da dün valizimi hazırlamaya başladım bile. Eksikleri not alıp, gidermeye çalışıyorum. En sevdiğim kısım burası. Eksikleri almak! Bir bakım çantası hazırladım bayılırsınız. Aaa hatta durun burda göstertiyim. O kadan uğraştııım ^.^


Gideceğim için de hem mutluyum hem üzgünüm. Garip bir duygu bu. Ruh halim bir öyle oluyor bir böyle. Biletleri de aldım bugün. Rusum, annesi ve ben cuma gecesi yola çıkıyoruz. Belki bu son postum olabilir İstanbul'dan yazdığım. Ama özleyeceğim buraları. Sizde beni özleyin e mi? Kendinize de çok iyi bakın. Kocaman öpüldüğğğğnüzz :))

                                                 Sevgilerle Yerli Polly ^.^

13 Eylül 2012 Perşembe

İşte böyle böle..

Evvet eylül geldi hoşgeldi. Ama annelerin kış hazırlıklarını da beraberinde getirdi. Bugün domates ve şeftali doğramaktan, turşuluk salatalığı kürdanla delmekten ellerim mahvoldu. Sarımsak soymaktan ellerim koktuu :( Hayır hepsi aynı güne getirilir mi?!
Ama annem işte, o yapılacak dediyse yapılır... Saabah kahvaltıdan sonra koştur koştur şeftali almaya gittik 10-12 kilo vardı ve hepsini ben taşıdım. Onları annem soydu ben doğradım, reçel yapılcak hale getirdik.


 Yetmedi.. 15 kiloya yakın da menemenlik domatesi yine annem soydu ben doğradım. 
İşte o domateslerin yarısı.
Yetmedi.. 4 kilo turşuluk salatalığı kürdanla tek tek deldim. Turşu için iki baş sarımsağı da soydum.. Sonra onları kurduk.

Hatta bu turşu kışlık falan değil. Öyyyyle yemelikmiş. Yani birde kışlık turşu kurulacak. Birde kışlık tarhana yapılacak ama henüz onlara başlamadık. Büyük ihtimalle onlar ben Ankaraya gittikten sonra yapılacak. Neyse bugün öldüm yorgunluktan.. Reçel için şeker yetmemiş annem almaya git dedi, ama halim kalmadı gidemedim. 
Birde babam öğlen erkenden geldi. Hastaneye gidip serum bile bağlamışlar. Cırcır olmuş :( Babam bağırsın çağırsın ama hasta olmasın ya. O kadar halsiz oluyorki kıyamıyorum. İlaç içti ama halsizliği geçmedi. Bende vitamin deposu yaptım ona. Havuç, elma, şeftali, erik, limon hepsini robotta çektirdim babişkom için. 
İşte o vitamin deposu.
İnşallah iyileşir yarına. Dua edin sizde olur mu. Hadi hoççakalııın..

9 Eylül 2012 Pazar

Eylül Olsaydı Benim Adım..

*Arka planda olsun bu ama*

Eylül gelmiş dediler
Baktım sokağa, anlamadım.
Geldiğini anlamak için kısa kolluyla çıkıp,
Akşam üşümek gerek dediler
Çıktım akşam sokağa
Hafif bir esinti var sanki
Böyle o ılık rüzgarı hissedince 'mmmm' diyor insan
Gözlerini kapatıp, ağzında hafif gülümseme oluyor.
Ağzına yazın ilk dondurmasını aldığında,
Baharda ilk çıkan papatyaları kokladığında,
Karı eline ilk alışında oluşan his gibi işte..
Mevsim değişikliği adı bunun.
His değişikliği..
Ruh yenilenmesi..
Adına  ne koyarsanız koyun Eylül farklı işte.

Adım Eylül olsaydı benim
Anlamını böyle severek anlatsaydım
Tat alarak..
Dokunur gibi, hissederek..

Eylül böyle hissettirir işte.
Birde ağaç yaprakları sarılı, kahverengili bir dökülsün
Yağmurda biraz üşüdüğümüzü hissedelim
Sonbaharın tadı çıksın,
O zaman ben 'ben' olurum işte..



8 Eylül 2012 Cumartesi

ıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı

Bir arkadaşa kızgınım. Bilgisayara oturunca hemen kalkasım geliyo. Çünkü artık onu tanıyamıyorum. Artık onun yanında kimsenin olmasına ihtiyacı yokmuş. Cevap vermedim sözlerine sinirlendim çıktım. İçimde patladı. Nefret ediyorum bazı şeyleri söyleyemeyip içimde patlamasından. Bir arkadaşına 6 yıl inanılmaz derecede değer verirsen böyle der tabi. Gel deyince gelip git deyince gidersen...Başkaları gibi olup kimseyi iplememek vardı ama karakterime ters napıyım. Argo konuşasım var ama yakışmıyo yapamıyorum. Sinirliyim gerçekten. Zaten diyetim berbat gidiyo aldıklarım dar geliyo. Ağlayasım var of.


5 Eylül 2012 Çarşamba

Günlük Gibimsi Vol-3

Bu tatlı şeye manyak demişler ama yazık :(
Yoğun bir haftasonu ve sıkıcı bir hafta başlangıcından sonra yine buralardayım. Ara sıra uğruyorum aslında ama içim sıkılıyor çıkıyorum. Ya evet söylüyorum ben harbiden Ankarayı özledim. İstanbuldan sıkıldığımdan değil, hakikaten arkadaşlarımı özledim.

Hatta haftasonum çok komik geçti. Sünnet düğünü vardı cumartesi günü yakın bir akrabamızın. Giyindik şıkır şıkır, taktık ayaklarımızı platform topukları burdan taaaaaaaaa Kurtköye gittik. Yani burdan İzmit kadar var. İzmite yakın zaten orası. Neyse böyle yeşillikler arasında bir restoranda olcakmış. Oh dedim salon değilse daha rahatız. Zaten azıcık kişiydik. Sadece yakın akrabalar ve bir-iki arkadaşla komşu. Aslında ben hanımkız olup oynamayacaktım. Ama çok ısrara dayanamıyorum ben. Zarla zorla kaldırdılar ablamla beni. Böyle oynıcaz ama hopbidi hoppidi değil. Hanımkızca oynıcaz. Sonuçta ablamda örtmen oldu öyle haldurhuldur oynayamaz. Neyse döktük kurtlarımızı. Hatta yengemi, halamı, yıllardır oynamayan amcamla babamı bile kaldırdık. Çok hoştu çok güzeldi. Sünnet çocuğunun dedesi şapkayı, pelerini birde asayı alırsa nolur. Çok komik olur. Hatta bizim manyak ailemizin manyak insanları onu çeker face'e atar. Gül gül öldük o gün ya. Gerçekten normal bir aile değiliz. Herkes matrak. Yani böyle olunca hepimiz birer sitendapçı modundayız. Hayatımız dizi olsa, en absürt dizi biz oluruz ^.^

O gece karşıda amcamlarda kaldık. Gırgır şamata ordada devam etti. Pazar günü de sünnet çocuğunun ailesi falan geldi. Evde olduk mu 18 kişi. Bir evde o kadar kişi olursa nolur. Nolur sorarım sanaaağğğ??

Şimdi yengem çok güzel etli ekmek yapar.Ama varya herkes parmaklarını yer istisnasız. Bizim ergengerisinin de çiğköftesi meşhur. O zaman dediler haydi kolları sıvayın. Bir oraya koşturuyoruz bir buraya. Neyse kadınlar koşturdu erkekler Gs maçını izlediler. Sonra ben parmağımı kestim çok kanadı tütün bastılar falan kaçtım ordan oh. Çok yorulmuştum zaten. Yedik içtik yıkadık falan derken birde pasta yedik mi. Bizim göbekler oldu koccumaaaaaaaan. Zaten manyak bir aileydik şimdide baskül ailesi olduk iyi mi ?!

Gecenin 2sindede eve dönüş yaptık. Bol bol uyuyorum geldiğimden beni. Orda çok yorulduğumdan ve terleyip üşümemden dolayı hafif bir grip atlattım ama şimdi iyiyim. Birazdan İnatçı Keçim gelicek. Temizliği hallettim kurabiye yapcam şimdi.

İşte bu kadaaaaaaaaaaan. Sevgilerle Yerli Polly.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Yahu olayı çözdüm ben!


Ya sorun ne biliyormusun duygularımın bozuk olması.
Yani bende bazı duygular yok.
Mesela ben aşık olamıyorum.
Ölümlere ağlayamıyorum.
Ekildiğimde takmıyorum.
İçimde birşeylerin ters gittiğini hissettiğimdeyse,
Bazı duyguları yaşamadığımı farkediyorum.
Ve bu durum berbat.
Etrafım çok kalabalık ama ben yalnızım ya.
Çünkü herşeye gülsem de herkesin güldüğü bazen saçma geliyor.
İşte o zaman gülmezsem garip karşılanıyorum.
Bazen  bazı şeyler çok karışık.
Bütün duyguların bende olmasını istiyorum ben.
Hepsi bu kadar.


28 Ağustos 2012 Salı

Kahvaltını kraliçe, öğle yemeğini sade, akşam yemeğini ise dilenci gibi ye..

Al işte sana bir cümlede diyet programı. Bir kore dizisinden replik. Ama güzel tavsiye veriyorlar dizide. Bende hazır kilo almışken yine diyete giriyim dedim. Diyet dediysem sabah 1 kibrit kutusu kadar peynir , öğlen haşlama tavuk gibi değil. İstediğimi yicem ama yemeğe ek tuz katmadan, çay şekerini azaltarak, akşam 7den sonrada birşey yemeyerek. He birde ip atlıcam sabah akşam 200er kere. Yani dün başladım iyi gidiyor. Annem şuan patates kızartsa da hatta onun kokusuna içim gitsede yemicem. Çünkü ben iradeli bir insanım. Şişman değilim evet 55.8 kg kilom ama ben mutsuzum. Çünkü pantolonlarımın içine giremeyince moral olarak direk çöküyorum. Normalde 36-38 beden kıyafetlere bakarken şimdi 40 beden aramak kendimi kötü hissetmeme sebep oluyor. Ama ben başarıcam Ankaraya gidene kadar 52 olcam ^.^

Hepinizi de kocaman öpüyor size bu şarkıyı yolluyoruum :)

Bir arkadaşa gitsin bu foto. Hatta bu vosvostan bir gün onda da olsun ^.^

23 Ağustos 2012 Perşembe

Dile kolay 37 yıl bu..

Annemle babamın 37. evlilik yıldönümleriydi dün. Beş günlük annemle küs devrimizden sonra barışmanın zamanı gelmişti. Ben haklıydım. Hala da haklıyım ama anne o. Mecburen gitmek zorunda kalıyorsun. Neyse bende barışma zamanımızın da geldiğini düşünerek dün bir süpriz yapayım dedim. Tek yapmadım tabiki. Rusum olmasaydı başaramazdım. Alkışlarınız Rusum içinnn ^.^

Ben ne yapsam ne yapsam diye düşünürken pasta yapmak geldi aklıma. Ama süpriz olcak. Annem evde varken nasıl yapcam? Sonra fırsat kollamaya başladım. Annemle ablam markete gidesiye bende çıktım evde marketten malzemeleri alıp eve geldim. 45 dk falan vaktim var. Çünkü annemler 1 saate dönüyorlar marketten hep. Başladım hazırlığa.. Rusumda çikolata sosunu yaptı bir yandan. Birde arkamızda iz bırakmamak için kullandığımız herşeyi yıkayıp kurulayıp aynı yerine koyuyoruz. Aaa bak şimdi hatırladım kullandığımız kremşanti kutularını süt kutusunu salondaki dolaba koymuştuuum. İnşallah kokmamıştır  ^.^


* 37. yıl... Hamdi <3 Şükran ... Siizi seviyorummm *
Tam pastayı bitirdik derken camdan bir baktımki annemler sokağın başında. Rusumun eline tutuşturdum pastayı üst kata çık dedim. Bekliyor merdivenlerde zavallım. He bu arada pastayı bizim rusun evine bırakcaz. Hemen arka sokakta çünkü. Bende indim poşetleri eve getirdim. Biz Rusumla gezmeye gidiyoruz dedim çıktım evden. Ben aşağı sokak kapısını kapatınca rusumda arkadan indi. Eve bırakıp çıktık hediye almaya.. Anneme de babama da güzel birer gömlek aldık. Bende kendime elbise aldım. Kendimize de hediye almak lazım dimi ^.^ Lacivert bordo güzel bişi :)

Eve geldik koştur koştur. Tabi Rusum kendi evine gitti. Ben arayınca pastayla hediyeleri getircekti bizim eve. Neyse yemek yedik çay faslına gelince haber verdim geldi hemen. O gelince mutfakta pastayı hazırlarken bende bir özür faslı çekiyim dedim. Sonuçta haklı da olsam anneye bağrılmaz. Affedildim sonra hemen rusum getirdi pastayıı. Üstüne de mum :) Babamla annem unutmuşlar ben hatırlatmış oldum. Beraber mumu üflediler birbirlerini öptüler pastayı kestiler hediyelerini de giydiler. Mutlu mesut aile olduuk. Kırkbirkeremaşşallahtütütütübize :))

Nice 37, 47, 57, 67... yıllaraa ^.^

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Bu şarkı özel olsun. onu sevelim. beni seven de sevsin.



Rus'um Ankaraya Geliyorrrr

Evvet başlıktan da anlaşılacağı gibi 20 yıllık dostum Ankaraya geliyor. Hemde üniversite okumaya. Hemde aynı üniversite. Hemde aynı fakülte. Hemde aynı bölüm dicem ama yok değil :) Biliyorum ona kazandığı gün buraya onunla ilgili şeyler yazacağımı söyledim. Bekledi. Özür dilerim kuzum ama seni öyle alelacele uykulu modda anlatmak istemedim. Şimdi şöyle yayıla yayıla bi anlatıyım :)

Biz Rusumla ne ilkokulda nede lisede aynı çatı altında okuduk. Biz hep arada sırada birbirine giden gelen ama ona rağmen aralarına hiç soğukluk girmeyen iki arkadaşız. Küçüklükten beri hiç kavga da etmedik çok şükür. En son kavgamız herhalde bebeğimi niye yere attın falandır ^.^ İlk defa aynı sıraya geçen sene dersanedeyken oturduk. Ama bu sefer durum farklı. Hiç yaşamadığımız birşeyi yaşıyoruz. Aynı şehirde aynı okulda aynı binadayız. (Hatta aynı ev bile olabilir çalışmalar devam ediyor. :))

Ve bu haberi biz yanyanayken aldık. Tabi o gün bekledik bekledik açıklamadılar. Sürekli gözüm telefondaydı. Artık ümidi kestik bayramdan sonra açıklayacakları fikrinde karar kıldık. Gece 10-11 gibi Rusum beni çaya çağırdı. Balkonda oturmuş dertleşiyoruz. Onun çok yakın arkadaşlarından Havva aradı -çok severim kendisini ben oyy :))- Telefonda doğru düzgün çekmiyor bizim mahallede. Zar zor duyuyoruz sesini. Yani Rusum konuşmak için balkondan beline kadar sarkıyordu o derece. Neyse dediki sonuçlar açıklanmış. Biz bunu duyar duymaz hemmen bilgisayarın başına fırladık klavye bende fare onda. Giriyoruz ama nasıl heycanlıyız. Sonra açıldı sayfa nereye bakacağını şaşırıyor tabi insan. İlk gördüğüm yer Ankara oldu sonra Gazi sonra Çtl.. Ben bir çığlık kopardım nasıl sarılıyoruz birbirimize. Arkamızdada annesi ne ankara mı ya gerçekten mi falan diyo. Ama Rusum sakin ben çok fenayım. Sanki kazanan benim :) Evin kapısını açtı bas bas bağırıyo Rusum yengee yengeee diye. Herkese duyurduk o akşam.Hatta şu aşağıdaki kutlama çikolatalarından da boll boll yedik ^.^ O sevindi ama tam algılayamadı. Neyseki şuan algılamış durumda ayın 6sındada kayda gidicez :) Şimdiki konumuz: "Polly ben oraya ne götürcem ne lazım kayda neyle gitcez bileti gidiş dönüşmü alıyım" gibi sorular.


Ama biz mutluyuz umutluyuz huzurluyuz vsvs. Şimdi onu tebrik etme zamanıı. "Bravo Rus güzelim, tebrikler harikasın benim ateşböceğim-küçükken ona öyle derdim oda bana esmer bomba derdi eheheh- artık beraberiz, seni çok seviyorum, beni hiç unutma hep beni sev mucuka mucukaa" :))

18 Ağustos 2012 Cumartesi

En Eski Anı...Mim...


Sevgili Deep mimlemiş beni. Ne de iyi etmiş. Ona sonsuuuz teşekkürü bir borç bilirim :) Mimin konusu ise süper. Tam benlik. O yüzden zevkle yazmaya başlıyorum ^.^

Benim çocukluğum en eski anılarım tam bir felaket. Harika bir çocukmuşum çok zekiymişim falan dersem yalan olur yani. Bebekken durmadan ağlarmışım. Annemler sürekli doktora giderlermiş ve doktorun söylediği tek şey "sadece gazı var beyfendi!". Babamda deli olurmuş ve eve geri getirirlermiş. Birde bebekken çok çirkinmişim ben yani ilk doğduğumda. Beşikte battaniyeyi kaldıran "bu ne biçim çocuk!!" deyip kapatıyorlarmış yüzümü. Çünkü zayıf doğmuşum ben 2.5 kilodan biraz fazla. Kapkaraymışım birde. Üstüne üstlük sürekli yüzüstü sol yanağımın üzerine yatıyormuşum. Hala sol yanağım biraz daha zayıftır :))

Hatta 20 yıllık arkadaşım (yani neredeyse doğduğumdan beri:)) Rusum, bana bir keresinde demiştiki "sen benim kızım olsan seni hemen çöpe atardım?!". O kadar fenaydım yani. Yaşım büyüse bile sürekli ağlamaya devam etmişim ben. Küçüklüğüm denince aklıma ilk 'ağlarken aynaya baktığım an' gelir. Çünkü hep ağlıyodum ben abicim. Nedeni yok. Havaya bakarak anıra anıra ağlarmışım. Sonra yengemler birinden duymuşlar 3 hafta cuma günleri sela verilirken şu şu duaları okuyarak babasının terliğini ağzına 3 kere vurursanız susar. Yoksa bu çocuk ya anasını yer yada babasını demiş. Yapmışlar tabii. E çaresizlik napsınlar. Birde ne görsünler bunları yaptıktan sonra susmuşum ben. ahah cidden gerçek bu ^.^

Birde ben çok hareketli bir çocuktum durmadan zıplardım hoplardım sokakta sürekli dizimi kanatırdım. Çocukken hep dizlerim kabuktu. Biri iyileşmeye başlarken yine biryerden düşüp kanatırdım dizimi. He birde sakardım ben. Hala sakarım. O yüzden babam bana "sakarya grubundansın kızım sen." der hep.

Bide bide çocukların bebekken ilk dişleri çıkar ya hani, benim ilk hangi dişlerim çıkmış dersiniz?? Tabiki köpek dişleri!! hemde sadece onlar çıkmış üstte ve altta sadece köpek dişleri olan bir bebek!! Korkunç ya. O yüzden amcam bana 'vampir' dermiş. Şöyle birde çocukluk tipimi betimlersek: saçları seyrek düz siyah, kulaklar hafif kepçe, bir kulakta iki kulak memesi (yani bir kulak memesi ikiye bölünmüş gibi), zapzayıf üflesen uçacak derecede, dizleri hep kanamış yara bere içinde, dişler desen tam bir felaket... İşte böyleymişim ben. Çocukluk arkadaşımın söylediğine şuan hak verdim doğrusu!

Ama ne olursa olsun annem babam bana bakmış büyütmüşler. Şuan çirkin ördek yavrusundan kuğuya dönen birşeyim ben ehe ^.^ Benimde en eski anılarım bunlarr...

Mimlediklerim:

Rapunzeliçe

The secret in my eyes

Mia Wallace

16 Ağustos 2012 Perşembe

Polly Güzel Şeyler Buldu ^.^

Başıktan da anlaşılacağı gibi harika şeyler buldum bugün. Annemin bayram temizliğine başlamalıyız demesiyle kollar sıvandı tabii.. İlk başta salondan başlayalım dedik ve 3-4 saattir hala dolapların altını düzenliyoruz. Ama ben çok eğlendim. Neden sorun biiii. Çünküü ailemize ait güzel şeyler buldum ve onları fotoğrafladımm. Hemeeen ekliyorum benim 3.2'lik telefonumla çektiğim fotolarımıı ^.^

Bizim milyon yıllık fotoğraf makinemiz. Kullanmıyoruz ama o hep bizimle ^.^

Duvara iple tutturulmuş çok eski bir fotoğraf. Ama artık duvarımızda değil. Sanırım 80li yıllara ait :)


Ah babamın diploması bu. İlk defa görüyorum. Ama şok yakışıklı dimiğ ya yerim babişkomuu ^.^

Annemin robotunun parçaları. Bir kere bile kullanmamış. Ama ben hepsini deniyiciğimm :)

Şehirleri tanıtan yaklaşık sekize katlanmış kataloklar. Eskiden böyleymiş dimekkii..

Ergengerisi ve benim göbek bağlarımız. Ablamınki yok. Peki niye diye bir sorun. Çünkü onun göbek bağı okul bahçesine gömülü. Çünkü o okusun diye gömmüşler. Okudu büyüdü örtmen oldu o abisi ablası. Bu fotoğrafı annemin hala sakladığına inanamıyorum. Beyaz olan benim  ^.^

İlk defa gördüğüm bebeklik fotoğrafım. Ay çok tatlıyım yaa tipe geel :D

Annem ve babama gelen yılbaşı kartları. Eskiden herkes birbirine yollarmış. Nostalji olsun diye bende yapcam..

Daha birsürü bişey daha buldum. Yemek tariflerimi dersiniz. 79 yılına ait eşyaların garanti belgesimi. Evin tapusu. Babamın mayolu fotoğrafları. Ama çok güzeldi ciddeen ^.^

Şimdilik böylee. Sevgiyle mutlulukla kalın emii :))

12 Ağustos 2012 Pazar

Sıkıntı Yıkanırmıki?

Geldim buralara. Güya ramazan sonuna kadar internete girmeyecektim, bilgisayarı açmayacaktım. Ama olmadı. Sıkılıyorum evde ya. Bunalıma girdim dün. Birde sürekli gelen giden misafir durumu var. İnsan rahatlayacak bir yer arıyor. Sürekli markete gidip gelmekle, evi silip süpürmekle, misafir ağırlamakla geçiyor günlerim. Gördüğünüz gibi harika bir ev kızı oldum. Ama bu beni sıktı. Ev kızlığının yanında yaptıklarım  televizyon izleyip kitap okumak.

Evet tatile girerken hayallerim bunlardı, ama farkettim ki ben Ankara'yı özledim. Biliyorum oraya gidince bu yazıyı okuyup "Yuh be ne demişim ben. Burası özlenilecek yer mi?" dicem. Ama burda da yapılcak şeyler bitti neredeyse.

Tamam televizyon karşısında yayılıp bütün gün olimpiyatları izlemek güzeldi. Hatta bütün sporların kurallarını, kim 2010da şampiyon olmuş, bizim sporcular naapmış gibi soruların cevaplarını falan baya öğrendim. Ama yatmaktan da bel ve sırt ağrısı çektim. Neyse dedim kitap okuyayım biraz. Okudum çok güzel vakit geçirdim, okuduğum kitaplar gerçekten çok güzeldi. Ama o da sıktı.

Fakat bugün farklıydı. Bugün istanbul harikaydı. Bugün inanılmaz yağmur yağdı. Bugün hava kapkara oldu, gri oldu, lacivert oldu. Bugün balkonda acayip ıslandık. Yağmurun tadına istediğimiz kadar vardık. Babamla harika vakit geçirdik. Kurulanmadık bile, kurumayı bekledik. Yaz yağmuru harika birşeymiş.


Öyle işte bütün sıkıntım bir yağmurla sona erdi. Yağmur bütün istanbulu yıkadığı gibi benim sıkıntılarımı da yıkadı. Ve ben babamı ne kadar sevdiğimi, ona ve istanbula nasıl bağlı olduğumu anladım. Ayrıca sana söylüyorum Ankara "Farkettimki seni hiç ama hiç özlememişim! Seni sevgilisi olmayınca sıkılıp eski sevgilisi özleyen ergen gibi özlemişim. Hatta benim sana eski sevgiliye verilmiş olan sevgim bile yok. Öyle işte Ankara sadece yanılmışım. Kusura bakma."

Şimdi yağmur yağınca bu yazının şarkısı olarak cem adrian dinleyelim diyecektim ama canım bunu dinlemek istedi. Bu da bu yazının şarkısı olsun.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

MİM:ACAYİP Mİ ACAYİP SORULAR


Kendisini okumaya bayıldığım, her postunu merakla beklediğim, kültürümü çokça arttırmamı sağlamış olan deeptone(http://sadevederin.blogspot.com/) mimlemiş beni bu harika mimde. Ama bu mimin benim için çok büyük bir önemi var. Çünkü bu benim ilk mimim. Bu yüzden öncelikle deeptone'a kocamaaan teşekkürler ^.^ İyiki varsın deep..

Mim soruları:

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz.Kalan 1 yılınızda ne yapardınız?

Bir pollyanna olarak hemen olumlu bakıp bıcır bıcır yaşamaya devam edebilirmiydim bilmiyorum. Belki ilk zamanlarda bunalıma girerdim ama sonra çaresi olmadığını anlayınca dolu dolu yaşamaya devam ederdim. En yakın arkadaşlarımla pijama partileri verirdim. Kilo alma problemim olmadığından dilediğimce pasta, börek vsvs bol bol yerdim. İstanbulda en sevdiğim yerlere gidip piknik yapardım en sevdiklerimle, özellikle ailemle. Yaz mevsiminde denizden hiç çıkmayıp, kışın karlara yatardım. Yağmuru, güneşi, taşı, toprağı hepsini doya doya hissederdim.

Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?

En büyük fobim karanlık. Hayatta kalamam. O yüzden hayatta en nefret ettiğim şey elektriklerin gitmesidir. Zifiri karanlık olduğunda da çığlık çığlığa bağırırım zaten. Takıntı olarak da simetrim var. Herşey düzgün ve özenli olmalı. Dağınık bir odada asla ders falan çalışamam.

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiçbir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?

Hayatta en çok yaptığı şey arkadaşlarıyla takılmak olan ben intihar eylemi yapabilirdim. Bide neden ben neden ben diye düşünürdüm. Önce tek olduğumdan emin olmak için heryeri avare gibi dolaşırdım. Yaşamaya çalışırdım belki bir çiftliğe gidip sebze meyve yetiştirirdim aç kalmamak için. Etobur olduğumdan inek ve tavuk beslerdim bide.

Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız, neden?

Bosnadan başlardım. Çünkü Bosna'ya boşnaklara karşı sempatim var. Saraybosna'yı, Mostar köprüsünü görmeyi gerçekten çok istiyorum. Orda Osmanlı zamanından kalma yerleri falan dolaşırdım. Ahhh Bosna aşkım depreşti!

İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?

Şuana kadar hiç kurbağa öpmedim. Öpmem de sanırım. Çünkü vıcık vıcıklar. Ve ben vıcık vıcık olan şeyleri sevmem. Birde küçükken kuzenim bana 'bak burda kırboo var. sakın yaklaşma. ellersen elinde kocaman lekeler olur.' demişti. O yüzden ömrümün sonuna kadar yaklaşmıcam.

En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay?

Dün liseden bir arkadaşın evine iftara gittik. Erken gittiğimizden sadece kızlar vardık. Otururken en yakın arkadaşım gömleğimin bir yerinde delik olduğunu söyledi. -ki ben böyle şeylerde gerçekten çok takıntılıyım.üstümdeki herşey hep mükemmel olmak zorundadır.- Sonra bak burdada varmış dedi. O kadar  bozuldumki.. Bende dedim bu şilebezi çabuk yırtılıyo makinede. Görmemişim aynısından bir tane kankine al dedim. Ama çok yakın olmadığım diğer kızların arasında kendimi çok kötü hissettim.

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?

Telefon, selpak ve cüzdan. Bunun yanında birde parfüm.

Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmak isterdiniz?

İlk Aşk filminin olmasını isterdim. O film bir çocuğun gözünden anlatılıyor ama olsun. Güzel yani ilk aşkınla evlenmek falan. Öyle birşeyler olsun isterdim.

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?

Giderdim ya. Gezmeyi görmeyi seviyorum sonuçta. Bir de ilk giden kişi olmak.. Ayrıcalıklı birşey tabi. Beni seçmesi de onur verici ama beni seçmeyip kimi seçicek dimi o da var. Tabi giderken inşallah ölmem nefes alabilirim diye dua ederek giderdim.

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?

Oooo istediğim yere giderdim. Hatta ilk olarak Üsküdar vapuruna binip bütün gün inmezdim ^.^


Mimlediklerim:

Serapus                   Kırmızı Başlıklı Pollyanna           Rapunzeliçe            
The Secret In My Eyes 

2 Ağustos 2012 Perşembe

Organize Olamayan Organizatör

Ramazan geldi hoşgeldii. Eski dostlarla bir arada iftar yemekleri de geldi ne iyi etti. Lise arkadaşları, ilkokul arkadaşları, mahalle arkadaşları, liseden kankiler derkeeeen hergün dolu dolu geçmeye başladı. Ama tabi bunların hepsi ne istiyor?? Tabiki organizasyon. Peki ben yapabiliyor muyum?? Tabiki hayır. Ama en vefalı dostlardan biri sayıldığım için; herkesin telefon numaraları bende, herkesin nerede olduğunu az çok ben biliyorum, e kimseyle küs  müs de değilim. Ben ne kadar "ben organizasyon yapmam." desemde aradan 2 gün geçmeden elimde telefonla orayı burayı ararken buluyorum kendimi. İşin içine hop diye atıveriyorlar beni.

Bugün ilkokul arkadaşlarıyla iftar yapıcaz. 3 kişi benimle iletişimde.  Ben topu başkalarına atıyorum onlar bana. Yok biri diyor ben onla konuşmuyorum sen mesaj atsana. Diğeri diyor Polly ben diyemem sen de. Böyle 1 haftadır yedim bitirdim kendimi. Peki bu sabah ne öğrendim ben? Organizatör arkadaş şehir dışındaymış geç gelecekmiş. E noldu peki? Tabiki top "organize olamayan organizatör" olan bana geldi. Yok rezervasyon yapılmadan olmazmış da. Yok kesin sayıyı bildirmemiz gerekiyormuş da. Ben ilgilenmicem dedim arkadaşım desem deee. O kadar millete haber veren ben olduğum için tabiki de sorunları benim halletmem gerekiyor. Dua edin de işin içinden çıkabileyim. Lisede yaptığım gibi berbat etmiyim herşeyi. Tövbeliydim ama yapcak birşey yok bozmam lazım!

P.S: İnşallah kafayı yemem...


25 Temmuz 2012 Çarşamba

Sana Aşığım ~

O kadar yumuşak ve o kadar tatlısınki..
Seninle evde istediğimiz yatağa ve koltuğa gidebiliyoruz.
O kadar anlayışlısınki, 
Seni ne kadar sıkarsam sıkayım hiç ses çıkarmıyosun.
Sana başımı yasladığım anda,
Bütün kötü şeylerden kurtulup yüzümü bir tebessüm kaplıyor 
Ve güzel rüyalara dalabiliyorum.
Sen benim hayatımda maddi olarak 1 metre yer kaplıyor olabilirsin.
Ama ben sana aşığım,
Benim biricik yumuşacık yastığım!!


P.S: Çok uyumaktan beyni bulanmış insan modeli.

24 Temmuz 2012 Salı

Günlük Gibimsi Vol-2

Bayadır yokum buralarda. 3 hafta falan olmuştur heralde. Alelacele amcamlar beni tatile götürdü ve geldiğimden beride toparlanamadım gençler. Telefonumda günlerdir yapılacaklar listemde "Bloga gir ve bak" adlı bir not var ve ben bi türlü onu hayata geçirip de listeden silemiyordum. Ve geldim ve gerçekleştiriyorum!

Bir gün babannemlerde otururken amcamlar geldi ve seni de tatile götürüyoruz dediler. He nereye nasıl ?? gibi soruları soramadan hemen valizimi hazırladım ve gecenin 3ünde yola çıktık. Sarımsaklı'ya gittik. Ayvalık'ın az ilerisinde, harika bir denize sahip, harika bir lunaparkı ve inanılmaz lezzetli Ayvalık tostunu yiyebileceğiniz bir yer. Amcam yengem 2 şirin kuzenimle harika bir tatildi. Resmen bayıldım oralara. Bol bol denize girdik, iskeleden atladık, bol bol meyve ve dondurma yedik. Hatta o kadar bol yemişimki tam 2 kilo almışım! Lanet! Bu tatilin en sinir olduğum kısmı. Hergün akşam yemeğine farklı bir yerdeydik. Ayvalık'a da gittik 2 kere falan. Ama Sarımsaklı daha güzel ^.^ Orası artık bizim mekan!

Birde İzmir'e amcamın askerlik arkadaşlarının yanına gittik. Buca ve Hatay'a. Onlar bizi gezdirdi baya. Piknik falan yaptık. Babamın askerliğini yaptığı Narlıdere askeri şeysinin önünden bile geçtik. İzmirin havası İstanbula göre daha güzel ya! Daha nemsiz...

İzmirden sonra tekrar Sarımsaklıya döndük. Sarımsaklıdan İstanbula dönerken de Susurlukta ayran içtik, çiğ börek yedik, Bandırmaya yine amcamın başka bir askerlik arkadaşının yanına gittik, oradan çıkıp Bursa Orhangazi'de yengemin akrabalarına uğrayıp evin yolunu tuttuk. Yani anlayacağınız baya bir uzun sürdü dönüş yolu...

Ama amcam sayesinde harika bir tatil geçirmiş oldum. Seneye de Didim'e babanlarla geliriz dediii. Bakalım seneye neler olurr! Hadi şimdilik ben kaçtım ^.^

(Merak etmeyin bi daha bu kadar özletmem kendimii :))


4 Temmuz 2012 Çarşamba

Sevgiler ^.^

Ben geldimm :)


Sakin, tatlı, sempatik bir tatilden döndüm. Çok kısa sürdü, doyamadım sanırım. Ama olsun, yine giderim :)
Bizim Etçil Şirin vardı bahsettiğim hatırlarmısınız bilmem. Onların yazlığına gittim Çandarlıya. Çok sakin bir yerdi. Bizim dışımızda çok az insan vardı. Böyle çok çok denize gireriz, serinleriz diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Çünkü deniz çoook soğuktu. Yaz günü bu sıcaklarda bildiğiniz donduk suda. Birde çok tuzluydu deniz.(Bi kaç kere yuttum tadını da biliyorum yani :)) Böyle sudan çıkınca kaşınızda  kirpiğinizde tuz kalıyo ilginç yani. Biz karadenizin sularına alışkın olduğumuzdan garip geldi bana. Ama kumu çoook güzeldi hep beni gömdüler kuma. Yattım içim ısındı ohh. Sonra.. Hayatımda ilk kez yakamozu gördüm. Gerçekten muhteşem bir manzaraymışş. Gece yattık şezlonglara bir yandan dalgaların sesi, bir yandan gülüşmelerimiz, yakamoz, birde elinizi uzattığınızda dokunacak kadar yakın duran yıldızlar.. Harika bir manzarası vardı oranın. Farklı bir atmosferi vardı. Birde bizim Etçil şirinin yakın  arkadaşı da vardı : Niyan Toli. Çok eğlendik hep beraber. Herkes mi şirin olur bir yerde. Annesi teyzesi kardeşi kuzeni büyük teyzesi.. Herkes çok misafirperver ve sempatikti. Ev de çok güzeldi. Herşey çok sade düzenlenmiş, herşey gerektiği kadardı. Beraber sofrayı kurduk beraber kaldırdık, yıkadık. Yemekleri çok güzeldi bir kere. Bol zeytinyağlı, içine bol sevgi katılmış, bol lezzetli yemeklerr!Sonraa..

Merkeze indik. Ama nasıl?? Otostopla! Orda otostopla bir yerden bir yere gitmek çok normalmiş. Hayatımda ilk defa otostop çektim. Merkezde benim Şekerlik Abidemle görüştük. Biraz rahatsızdı, çok duramadı bizimle. Okey oynadık beraber, yemek yedik. Sonra yine otostopla geri döndük. Etçil Şirinin böyle bool bool otostop maceraları varmış onları da öğrendim. Anlattı anlattı güldük hepberaber :) Son günümde de  Merkeze gittik. Ama onun öncesinde bol bol arabayla dolaştıktan sonra Denizköye gittik. Etçil şirinin çocukluğu orda geçmiş. Yani yazları. Oranın denizi daha sıcaktı ama yinede üşüdük :) Akşama Merkeze gittiğimizdeyse kendimi turist gibi hissettim. Dolaştık sahilde patlamış mısır yiyerek. Sonra hediyelik eşya
bakmak için takıcıların  olduğu yere falan gittik. Herkese mini mini hediyeler seçtim. Zeytinyağı da almadan olmaz tabii.. Onları da aldık mı evin yolunu tuttuuuk. Eve gelince valizimi hazırladım ve yattık. Gece de konuştuk biraz fısır fısır.. Sonra ben bindim ve geldim...

Böylece bitti Çandarlı tatilim. Seneye tekrar gidicem inşallah. İzmir çok şirin bir şehir. Çok fazla yerini gezemedim ama. Beyaz tek katlı evleri, taş sokakları, nemsiz havası, bol rüzgarlı akşamları.. Güzeldi, tatlıydı, istediğim gibiydi. Etçil Şirine, ailesine ve Niyan Toliye kocaaamaan bir teşekkürler. Onlar iyiki var ^.^

Buda bizim orada çokça dinlediğimiz sevdiğimiz bir şarkıı :)

26 Haziran 2012 Salı

# Gidiyoruuuuuuum

Gidiyorum genşlerrrrrrrrrrr.

Yarın sabahın köründe kalkıp Kabataştan binip Bursa semalarına doğru idobüslen, ordanda İzmir'e aktarma yaparaaak Çandarlıya gidiyorum! Yaklaşık 1 hafta buralardan uzak olucam. Özleyin beni e mi?? İlk defa ailemden ayrı tatil yapıcam, heyecanlıyım.

Dönüşteee maceralarımı sizinlen paylaşırım.. Şimdilik hoşçakalınnn ^.^

# İşte orası burası :) #



24 Haziran 2012 Pazar

Sabır denen bişi var dimi??

Dünyada ne insanlar var arkadaş ya. Dün bizim Kuvaliyi edebiyat sınavına götürdüm. O sınava girdi, bende strese. Neyse ilk defa veli oldum mutluyum ehe. sonra bizi bahçadan kovdular. Bende naptım yürüdüm çocuk parkı buldum oturdum gölgeye oh mis. Dedim burda geçer 2buçuk saat ^.^

Tabi ben tedbirli geldim. Kitabımı aldım, gazetemi aldım, kulaklığı da attım çantaya. Yani sıkılmamak için herşeyi aldım. Başladım gazetemi okumaya. Sonra bi tane kadın geldi oturdu. Tamam olur buyursun otursun bank benim değil ya. Ama birkaç dk sonra bi tane daha kadın geldi oturdu aramıza. Sıkıştım ama ses etmedim. Dedim oku gazeteni. 

Aradan 2-3 dk geçmeden kadınlar kanka olmaz mı. O kendi kızını anlatıyo öbürü kendi kızını anlatıyo karşılaştırıyolar falan. Bazen çok gıcık olduğum şeyler konuşuyolar atlayasım geliyo söze, ama sonra diyorumkii sakin ol Polly.. Neyse sabır sabır bir yere kadar. Bu seferde aldım elime romanımı okuyorum. Ama aklım sürekli onların konuşmalarına gidiyo sürekli sayfanın başına atlıyorum. Okudum okudum.. Sabır sabırr. 

Sonra telefonum çaldı arayan: Tripkolik şahsım. İşte napıyosun nerdesin falan konuşuyoruz. Bende dedim Kuvaliyi sınava getirdim. Kuvaliyle takıldıktan sonra bizim İnatçı keçiye gitcektik onu konuşuyoruz. Konuştuk bitti kapattım.

Kadın dediki " Eee sen kim getirdin bakıyımm". O sinsi tavırlar o kadann gıcık ki sanane diyesim geldi, demedim. Arkadaşımı dedim. Ben olsam kızıma izin vermem dedi sonra. Lan sanane getiririm getirmem. Dedim benim annem güveniyo gönderiyo. Yıllardır tanıyo zaten, bana da güveniyor ona da alt tarafı sınava getirdim dedim. İşte bende kızıma güveniyorum da çevreye güvenmiyorum da bıdı bıdı. Hasta etti beni. 

Kalkcam banktan ama ilk ben geldim onlar kalksın banane. İnat ettim kalkmadım. Okudum romanımı. Sonra bana laf atıyo. "Ay bu kız da benim oğlum gibi sürekli roman okuyo...." falan filan. Sadece gıcık bi tebessüm ettim. Cevap vermiyorum dimi niye üstüme geliyosunki. Ama yok bu seferde soru yağmuruna başladı. Nerde okuyosun? Nerelisin? Nerde oturuyosun? Ne okuyosun? diye başlayan devasaaaa bir soru silsilesi. Ama ben sabırlı bir insanım saygılı bir insanım cevapladım hepsini sakin sakin. Ama kadın "bi insan bu kadar mı yüzsüz olur yaaaa" dedirten cinsten.

Dedim kendime kısasa kısas Polly coşşş. Bu diyor bi kız annesinin dizinin dibinde okumalı. Yok şehirdışında kime güvencen. Yurt olsa böyle ev olsa şöyle bıdı bıdı.. Bende saydım sövdüm. Anlattım ben şöyleyim böyleyim. Bende ablam da şehir dışında okuyoruz. Gayette şöyleyiz böyleyiz. Sustu. Oh dedim kurtuldumm. Sonra gitsek mi falan dedi diğer kadına. Bende önden kalktım gittim. 

Kuvali de çıktı zaten bişiler yedik. Bende ordan İnatçı keçiye gittim. Gitcekti bugün yaz okulu için bursaya ama sonra büt olcakmış bilmem ne olayları oldu. O da çarşamba gidecek. Bendeeeee çarşamba günü İzmire gidiyorum tatilee. Manisalı ev arkadaşıma gidicem diyodum ya. Onlar İzmirde yazlıktalarmış. Bende oraya gidicem. Dönüş şuan pazartesi gibi duruyor ama orayı çok seversem ertelerim bileti ^.^

Bu post çok uzun oldu biliyorum. O yüzdeeeen bugünkü maceralarım yarınaaaa. Öptüm koocaman koocaman ^.^

- Tatilde bende bu amca gibi yapcam. Ehe. -