30 Ağustos 2012 Perşembe

Yahu olayı çözdüm ben!


Ya sorun ne biliyormusun duygularımın bozuk olması.
Yani bende bazı duygular yok.
Mesela ben aşık olamıyorum.
Ölümlere ağlayamıyorum.
Ekildiğimde takmıyorum.
İçimde birşeylerin ters gittiğini hissettiğimdeyse,
Bazı duyguları yaşamadığımı farkediyorum.
Ve bu durum berbat.
Etrafım çok kalabalık ama ben yalnızım ya.
Çünkü herşeye gülsem de herkesin güldüğü bazen saçma geliyor.
İşte o zaman gülmezsem garip karşılanıyorum.
Bazen  bazı şeyler çok karışık.
Bütün duyguların bende olmasını istiyorum ben.
Hepsi bu kadar.


28 Ağustos 2012 Salı

Kahvaltını kraliçe, öğle yemeğini sade, akşam yemeğini ise dilenci gibi ye..

Al işte sana bir cümlede diyet programı. Bir kore dizisinden replik. Ama güzel tavsiye veriyorlar dizide. Bende hazır kilo almışken yine diyete giriyim dedim. Diyet dediysem sabah 1 kibrit kutusu kadar peynir , öğlen haşlama tavuk gibi değil. İstediğimi yicem ama yemeğe ek tuz katmadan, çay şekerini azaltarak, akşam 7den sonrada birşey yemeyerek. He birde ip atlıcam sabah akşam 200er kere. Yani dün başladım iyi gidiyor. Annem şuan patates kızartsa da hatta onun kokusuna içim gitsede yemicem. Çünkü ben iradeli bir insanım. Şişman değilim evet 55.8 kg kilom ama ben mutsuzum. Çünkü pantolonlarımın içine giremeyince moral olarak direk çöküyorum. Normalde 36-38 beden kıyafetlere bakarken şimdi 40 beden aramak kendimi kötü hissetmeme sebep oluyor. Ama ben başarıcam Ankaraya gidene kadar 52 olcam ^.^

Hepinizi de kocaman öpüyor size bu şarkıyı yolluyoruum :)

Bir arkadaşa gitsin bu foto. Hatta bu vosvostan bir gün onda da olsun ^.^

23 Ağustos 2012 Perşembe

Dile kolay 37 yıl bu..

Annemle babamın 37. evlilik yıldönümleriydi dün. Beş günlük annemle küs devrimizden sonra barışmanın zamanı gelmişti. Ben haklıydım. Hala da haklıyım ama anne o. Mecburen gitmek zorunda kalıyorsun. Neyse bende barışma zamanımızın da geldiğini düşünerek dün bir süpriz yapayım dedim. Tek yapmadım tabiki. Rusum olmasaydı başaramazdım. Alkışlarınız Rusum içinnn ^.^

Ben ne yapsam ne yapsam diye düşünürken pasta yapmak geldi aklıma. Ama süpriz olcak. Annem evde varken nasıl yapcam? Sonra fırsat kollamaya başladım. Annemle ablam markete gidesiye bende çıktım evde marketten malzemeleri alıp eve geldim. 45 dk falan vaktim var. Çünkü annemler 1 saate dönüyorlar marketten hep. Başladım hazırlığa.. Rusumda çikolata sosunu yaptı bir yandan. Birde arkamızda iz bırakmamak için kullandığımız herşeyi yıkayıp kurulayıp aynı yerine koyuyoruz. Aaa bak şimdi hatırladım kullandığımız kremşanti kutularını süt kutusunu salondaki dolaba koymuştuuum. İnşallah kokmamıştır  ^.^


* 37. yıl... Hamdi <3 Şükran ... Siizi seviyorummm *
Tam pastayı bitirdik derken camdan bir baktımki annemler sokağın başında. Rusumun eline tutuşturdum pastayı üst kata çık dedim. Bekliyor merdivenlerde zavallım. He bu arada pastayı bizim rusun evine bırakcaz. Hemen arka sokakta çünkü. Bende indim poşetleri eve getirdim. Biz Rusumla gezmeye gidiyoruz dedim çıktım evden. Ben aşağı sokak kapısını kapatınca rusumda arkadan indi. Eve bırakıp çıktık hediye almaya.. Anneme de babama da güzel birer gömlek aldık. Bende kendime elbise aldım. Kendimize de hediye almak lazım dimi ^.^ Lacivert bordo güzel bişi :)

Eve geldik koştur koştur. Tabi Rusum kendi evine gitti. Ben arayınca pastayla hediyeleri getircekti bizim eve. Neyse yemek yedik çay faslına gelince haber verdim geldi hemen. O gelince mutfakta pastayı hazırlarken bende bir özür faslı çekiyim dedim. Sonuçta haklı da olsam anneye bağrılmaz. Affedildim sonra hemen rusum getirdi pastayıı. Üstüne de mum :) Babamla annem unutmuşlar ben hatırlatmış oldum. Beraber mumu üflediler birbirlerini öptüler pastayı kestiler hediyelerini de giydiler. Mutlu mesut aile olduuk. Kırkbirkeremaşşallahtütütütübize :))

Nice 37, 47, 57, 67... yıllaraa ^.^

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Bu şarkı özel olsun. onu sevelim. beni seven de sevsin.



Rus'um Ankaraya Geliyorrrr

Evvet başlıktan da anlaşılacağı gibi 20 yıllık dostum Ankaraya geliyor. Hemde üniversite okumaya. Hemde aynı üniversite. Hemde aynı fakülte. Hemde aynı bölüm dicem ama yok değil :) Biliyorum ona kazandığı gün buraya onunla ilgili şeyler yazacağımı söyledim. Bekledi. Özür dilerim kuzum ama seni öyle alelacele uykulu modda anlatmak istemedim. Şimdi şöyle yayıla yayıla bi anlatıyım :)

Biz Rusumla ne ilkokulda nede lisede aynı çatı altında okuduk. Biz hep arada sırada birbirine giden gelen ama ona rağmen aralarına hiç soğukluk girmeyen iki arkadaşız. Küçüklükten beri hiç kavga da etmedik çok şükür. En son kavgamız herhalde bebeğimi niye yere attın falandır ^.^ İlk defa aynı sıraya geçen sene dersanedeyken oturduk. Ama bu sefer durum farklı. Hiç yaşamadığımız birşeyi yaşıyoruz. Aynı şehirde aynı okulda aynı binadayız. (Hatta aynı ev bile olabilir çalışmalar devam ediyor. :))

Ve bu haberi biz yanyanayken aldık. Tabi o gün bekledik bekledik açıklamadılar. Sürekli gözüm telefondaydı. Artık ümidi kestik bayramdan sonra açıklayacakları fikrinde karar kıldık. Gece 10-11 gibi Rusum beni çaya çağırdı. Balkonda oturmuş dertleşiyoruz. Onun çok yakın arkadaşlarından Havva aradı -çok severim kendisini ben oyy :))- Telefonda doğru düzgün çekmiyor bizim mahallede. Zar zor duyuyoruz sesini. Yani Rusum konuşmak için balkondan beline kadar sarkıyordu o derece. Neyse dediki sonuçlar açıklanmış. Biz bunu duyar duymaz hemmen bilgisayarın başına fırladık klavye bende fare onda. Giriyoruz ama nasıl heycanlıyız. Sonra açıldı sayfa nereye bakacağını şaşırıyor tabi insan. İlk gördüğüm yer Ankara oldu sonra Gazi sonra Çtl.. Ben bir çığlık kopardım nasıl sarılıyoruz birbirimize. Arkamızdada annesi ne ankara mı ya gerçekten mi falan diyo. Ama Rusum sakin ben çok fenayım. Sanki kazanan benim :) Evin kapısını açtı bas bas bağırıyo Rusum yengee yengeee diye. Herkese duyurduk o akşam.Hatta şu aşağıdaki kutlama çikolatalarından da boll boll yedik ^.^ O sevindi ama tam algılayamadı. Neyseki şuan algılamış durumda ayın 6sındada kayda gidicez :) Şimdiki konumuz: "Polly ben oraya ne götürcem ne lazım kayda neyle gitcez bileti gidiş dönüşmü alıyım" gibi sorular.


Ama biz mutluyuz umutluyuz huzurluyuz vsvs. Şimdi onu tebrik etme zamanıı. "Bravo Rus güzelim, tebrikler harikasın benim ateşböceğim-küçükken ona öyle derdim oda bana esmer bomba derdi eheheh- artık beraberiz, seni çok seviyorum, beni hiç unutma hep beni sev mucuka mucukaa" :))

18 Ağustos 2012 Cumartesi

En Eski Anı...Mim...


Sevgili Deep mimlemiş beni. Ne de iyi etmiş. Ona sonsuuuz teşekkürü bir borç bilirim :) Mimin konusu ise süper. Tam benlik. O yüzden zevkle yazmaya başlıyorum ^.^

Benim çocukluğum en eski anılarım tam bir felaket. Harika bir çocukmuşum çok zekiymişim falan dersem yalan olur yani. Bebekken durmadan ağlarmışım. Annemler sürekli doktora giderlermiş ve doktorun söylediği tek şey "sadece gazı var beyfendi!". Babamda deli olurmuş ve eve geri getirirlermiş. Birde bebekken çok çirkinmişim ben yani ilk doğduğumda. Beşikte battaniyeyi kaldıran "bu ne biçim çocuk!!" deyip kapatıyorlarmış yüzümü. Çünkü zayıf doğmuşum ben 2.5 kilodan biraz fazla. Kapkaraymışım birde. Üstüne üstlük sürekli yüzüstü sol yanağımın üzerine yatıyormuşum. Hala sol yanağım biraz daha zayıftır :))

Hatta 20 yıllık arkadaşım (yani neredeyse doğduğumdan beri:)) Rusum, bana bir keresinde demiştiki "sen benim kızım olsan seni hemen çöpe atardım?!". O kadar fenaydım yani. Yaşım büyüse bile sürekli ağlamaya devam etmişim ben. Küçüklüğüm denince aklıma ilk 'ağlarken aynaya baktığım an' gelir. Çünkü hep ağlıyodum ben abicim. Nedeni yok. Havaya bakarak anıra anıra ağlarmışım. Sonra yengemler birinden duymuşlar 3 hafta cuma günleri sela verilirken şu şu duaları okuyarak babasının terliğini ağzına 3 kere vurursanız susar. Yoksa bu çocuk ya anasını yer yada babasını demiş. Yapmışlar tabii. E çaresizlik napsınlar. Birde ne görsünler bunları yaptıktan sonra susmuşum ben. ahah cidden gerçek bu ^.^

Birde ben çok hareketli bir çocuktum durmadan zıplardım hoplardım sokakta sürekli dizimi kanatırdım. Çocukken hep dizlerim kabuktu. Biri iyileşmeye başlarken yine biryerden düşüp kanatırdım dizimi. He birde sakardım ben. Hala sakarım. O yüzden babam bana "sakarya grubundansın kızım sen." der hep.

Bide bide çocukların bebekken ilk dişleri çıkar ya hani, benim ilk hangi dişlerim çıkmış dersiniz?? Tabiki köpek dişleri!! hemde sadece onlar çıkmış üstte ve altta sadece köpek dişleri olan bir bebek!! Korkunç ya. O yüzden amcam bana 'vampir' dermiş. Şöyle birde çocukluk tipimi betimlersek: saçları seyrek düz siyah, kulaklar hafif kepçe, bir kulakta iki kulak memesi (yani bir kulak memesi ikiye bölünmüş gibi), zapzayıf üflesen uçacak derecede, dizleri hep kanamış yara bere içinde, dişler desen tam bir felaket... İşte böyleymişim ben. Çocukluk arkadaşımın söylediğine şuan hak verdim doğrusu!

Ama ne olursa olsun annem babam bana bakmış büyütmüşler. Şuan çirkin ördek yavrusundan kuğuya dönen birşeyim ben ehe ^.^ Benimde en eski anılarım bunlarr...

Mimlediklerim:

Rapunzeliçe

The secret in my eyes

Mia Wallace

16 Ağustos 2012 Perşembe

Polly Güzel Şeyler Buldu ^.^

Başıktan da anlaşılacağı gibi harika şeyler buldum bugün. Annemin bayram temizliğine başlamalıyız demesiyle kollar sıvandı tabii.. İlk başta salondan başlayalım dedik ve 3-4 saattir hala dolapların altını düzenliyoruz. Ama ben çok eğlendim. Neden sorun biiii. Çünküü ailemize ait güzel şeyler buldum ve onları fotoğrafladımm. Hemeeen ekliyorum benim 3.2'lik telefonumla çektiğim fotolarımıı ^.^

Bizim milyon yıllık fotoğraf makinemiz. Kullanmıyoruz ama o hep bizimle ^.^

Duvara iple tutturulmuş çok eski bir fotoğraf. Ama artık duvarımızda değil. Sanırım 80li yıllara ait :)


Ah babamın diploması bu. İlk defa görüyorum. Ama şok yakışıklı dimiğ ya yerim babişkomuu ^.^

Annemin robotunun parçaları. Bir kere bile kullanmamış. Ama ben hepsini deniyiciğimm :)

Şehirleri tanıtan yaklaşık sekize katlanmış kataloklar. Eskiden böyleymiş dimekkii..

Ergengerisi ve benim göbek bağlarımız. Ablamınki yok. Peki niye diye bir sorun. Çünkü onun göbek bağı okul bahçesine gömülü. Çünkü o okusun diye gömmüşler. Okudu büyüdü örtmen oldu o abisi ablası. Bu fotoğrafı annemin hala sakladığına inanamıyorum. Beyaz olan benim  ^.^

İlk defa gördüğüm bebeklik fotoğrafım. Ay çok tatlıyım yaa tipe geel :D

Annem ve babama gelen yılbaşı kartları. Eskiden herkes birbirine yollarmış. Nostalji olsun diye bende yapcam..

Daha birsürü bişey daha buldum. Yemek tariflerimi dersiniz. 79 yılına ait eşyaların garanti belgesimi. Evin tapusu. Babamın mayolu fotoğrafları. Ama çok güzeldi ciddeen ^.^

Şimdilik böylee. Sevgiyle mutlulukla kalın emii :))

12 Ağustos 2012 Pazar

Sıkıntı Yıkanırmıki?

Geldim buralara. Güya ramazan sonuna kadar internete girmeyecektim, bilgisayarı açmayacaktım. Ama olmadı. Sıkılıyorum evde ya. Bunalıma girdim dün. Birde sürekli gelen giden misafir durumu var. İnsan rahatlayacak bir yer arıyor. Sürekli markete gidip gelmekle, evi silip süpürmekle, misafir ağırlamakla geçiyor günlerim. Gördüğünüz gibi harika bir ev kızı oldum. Ama bu beni sıktı. Ev kızlığının yanında yaptıklarım  televizyon izleyip kitap okumak.

Evet tatile girerken hayallerim bunlardı, ama farkettim ki ben Ankara'yı özledim. Biliyorum oraya gidince bu yazıyı okuyup "Yuh be ne demişim ben. Burası özlenilecek yer mi?" dicem. Ama burda da yapılcak şeyler bitti neredeyse.

Tamam televizyon karşısında yayılıp bütün gün olimpiyatları izlemek güzeldi. Hatta bütün sporların kurallarını, kim 2010da şampiyon olmuş, bizim sporcular naapmış gibi soruların cevaplarını falan baya öğrendim. Ama yatmaktan da bel ve sırt ağrısı çektim. Neyse dedim kitap okuyayım biraz. Okudum çok güzel vakit geçirdim, okuduğum kitaplar gerçekten çok güzeldi. Ama o da sıktı.

Fakat bugün farklıydı. Bugün istanbul harikaydı. Bugün inanılmaz yağmur yağdı. Bugün hava kapkara oldu, gri oldu, lacivert oldu. Bugün balkonda acayip ıslandık. Yağmurun tadına istediğimiz kadar vardık. Babamla harika vakit geçirdik. Kurulanmadık bile, kurumayı bekledik. Yaz yağmuru harika birşeymiş.


Öyle işte bütün sıkıntım bir yağmurla sona erdi. Yağmur bütün istanbulu yıkadığı gibi benim sıkıntılarımı da yıkadı. Ve ben babamı ne kadar sevdiğimi, ona ve istanbula nasıl bağlı olduğumu anladım. Ayrıca sana söylüyorum Ankara "Farkettimki seni hiç ama hiç özlememişim! Seni sevgilisi olmayınca sıkılıp eski sevgilisi özleyen ergen gibi özlemişim. Hatta benim sana eski sevgiliye verilmiş olan sevgim bile yok. Öyle işte Ankara sadece yanılmışım. Kusura bakma."

Şimdi yağmur yağınca bu yazının şarkısı olarak cem adrian dinleyelim diyecektim ama canım bunu dinlemek istedi. Bu da bu yazının şarkısı olsun.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

MİM:ACAYİP Mİ ACAYİP SORULAR


Kendisini okumaya bayıldığım, her postunu merakla beklediğim, kültürümü çokça arttırmamı sağlamış olan deeptone(http://sadevederin.blogspot.com/) mimlemiş beni bu harika mimde. Ama bu mimin benim için çok büyük bir önemi var. Çünkü bu benim ilk mimim. Bu yüzden öncelikle deeptone'a kocamaaan teşekkürler ^.^ İyiki varsın deep..

Mim soruları:

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz.Kalan 1 yılınızda ne yapardınız?

Bir pollyanna olarak hemen olumlu bakıp bıcır bıcır yaşamaya devam edebilirmiydim bilmiyorum. Belki ilk zamanlarda bunalıma girerdim ama sonra çaresi olmadığını anlayınca dolu dolu yaşamaya devam ederdim. En yakın arkadaşlarımla pijama partileri verirdim. Kilo alma problemim olmadığından dilediğimce pasta, börek vsvs bol bol yerdim. İstanbulda en sevdiğim yerlere gidip piknik yapardım en sevdiklerimle, özellikle ailemle. Yaz mevsiminde denizden hiç çıkmayıp, kışın karlara yatardım. Yağmuru, güneşi, taşı, toprağı hepsini doya doya hissederdim.

Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?

En büyük fobim karanlık. Hayatta kalamam. O yüzden hayatta en nefret ettiğim şey elektriklerin gitmesidir. Zifiri karanlık olduğunda da çığlık çığlığa bağırırım zaten. Takıntı olarak da simetrim var. Herşey düzgün ve özenli olmalı. Dağınık bir odada asla ders falan çalışamam.

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiçbir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?

Hayatta en çok yaptığı şey arkadaşlarıyla takılmak olan ben intihar eylemi yapabilirdim. Bide neden ben neden ben diye düşünürdüm. Önce tek olduğumdan emin olmak için heryeri avare gibi dolaşırdım. Yaşamaya çalışırdım belki bir çiftliğe gidip sebze meyve yetiştirirdim aç kalmamak için. Etobur olduğumdan inek ve tavuk beslerdim bide.

Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız, neden?

Bosnadan başlardım. Çünkü Bosna'ya boşnaklara karşı sempatim var. Saraybosna'yı, Mostar köprüsünü görmeyi gerçekten çok istiyorum. Orda Osmanlı zamanından kalma yerleri falan dolaşırdım. Ahhh Bosna aşkım depreşti!

İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?

Şuana kadar hiç kurbağa öpmedim. Öpmem de sanırım. Çünkü vıcık vıcıklar. Ve ben vıcık vıcık olan şeyleri sevmem. Birde küçükken kuzenim bana 'bak burda kırboo var. sakın yaklaşma. ellersen elinde kocaman lekeler olur.' demişti. O yüzden ömrümün sonuna kadar yaklaşmıcam.

En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay?

Dün liseden bir arkadaşın evine iftara gittik. Erken gittiğimizden sadece kızlar vardık. Otururken en yakın arkadaşım gömleğimin bir yerinde delik olduğunu söyledi. -ki ben böyle şeylerde gerçekten çok takıntılıyım.üstümdeki herşey hep mükemmel olmak zorundadır.- Sonra bak burdada varmış dedi. O kadar  bozuldumki.. Bende dedim bu şilebezi çabuk yırtılıyo makinede. Görmemişim aynısından bir tane kankine al dedim. Ama çok yakın olmadığım diğer kızların arasında kendimi çok kötü hissettim.

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?

Telefon, selpak ve cüzdan. Bunun yanında birde parfüm.

Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmak isterdiniz?

İlk Aşk filminin olmasını isterdim. O film bir çocuğun gözünden anlatılıyor ama olsun. Güzel yani ilk aşkınla evlenmek falan. Öyle birşeyler olsun isterdim.

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?

Giderdim ya. Gezmeyi görmeyi seviyorum sonuçta. Bir de ilk giden kişi olmak.. Ayrıcalıklı birşey tabi. Beni seçmesi de onur verici ama beni seçmeyip kimi seçicek dimi o da var. Tabi giderken inşallah ölmem nefes alabilirim diye dua ederek giderdim.

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?

Oooo istediğim yere giderdim. Hatta ilk olarak Üsküdar vapuruna binip bütün gün inmezdim ^.^


Mimlediklerim:

Serapus                   Kırmızı Başlıklı Pollyanna           Rapunzeliçe            
The Secret In My Eyes 

2 Ağustos 2012 Perşembe

Organize Olamayan Organizatör

Ramazan geldi hoşgeldii. Eski dostlarla bir arada iftar yemekleri de geldi ne iyi etti. Lise arkadaşları, ilkokul arkadaşları, mahalle arkadaşları, liseden kankiler derkeeeen hergün dolu dolu geçmeye başladı. Ama tabi bunların hepsi ne istiyor?? Tabiki organizasyon. Peki ben yapabiliyor muyum?? Tabiki hayır. Ama en vefalı dostlardan biri sayıldığım için; herkesin telefon numaraları bende, herkesin nerede olduğunu az çok ben biliyorum, e kimseyle küs  müs de değilim. Ben ne kadar "ben organizasyon yapmam." desemde aradan 2 gün geçmeden elimde telefonla orayı burayı ararken buluyorum kendimi. İşin içine hop diye atıveriyorlar beni.

Bugün ilkokul arkadaşlarıyla iftar yapıcaz. 3 kişi benimle iletişimde.  Ben topu başkalarına atıyorum onlar bana. Yok biri diyor ben onla konuşmuyorum sen mesaj atsana. Diğeri diyor Polly ben diyemem sen de. Böyle 1 haftadır yedim bitirdim kendimi. Peki bu sabah ne öğrendim ben? Organizatör arkadaş şehir dışındaymış geç gelecekmiş. E noldu peki? Tabiki top "organize olamayan organizatör" olan bana geldi. Yok rezervasyon yapılmadan olmazmış da. Yok kesin sayıyı bildirmemiz gerekiyormuş da. Ben ilgilenmicem dedim arkadaşım desem deee. O kadar millete haber veren ben olduğum için tabiki de sorunları benim halletmem gerekiyor. Dua edin de işin içinden çıkabileyim. Lisede yaptığım gibi berbat etmiyim herşeyi. Tövbeliydim ama yapcak birşey yok bozmam lazım!

P.S: İnşallah kafayı yemem...