30 Aralık 2012 Pazar

Yeni Yıl Yeni Yıl- Mim


Nihayet yeni kayıt butonuna tıklamış depresyondan çıkmış bulunuyorum. Aslında hala çıkabilmiş olduğumu düşünmüyorum ama hadi diyorum kandırıyım kendimi. Yaklaşık 2 hafta önce mimlemişti beni sevgili Melodram. Ama ben anca davete icabet edebildim. Peki şimdi başlayalım mı??


  • İlk olarak şu değişmiş halimi sevmedim. Eski Polly olmak istiyorum.
  • Şu finalleri iyi bir şekilde atlatıp 1 ay güzel güzel kendi evimde yatmak istiyorum.
  • Sorumluluklarım azalsın istiyorum.
  • İçimdeki kavgaların son bulmasını istiyorum. 
  • Kardeşimle ablamın sınavlarını kazanmalarını istiyorum.
  • Kivimin artık bişeyler yapmasını istiyorum.
  • İnatçı keçimin dertlerinin son bulmasını istiyorum.
  • Mali işlerimi 2013e harika bir şekilde ayarlayabilmeyi istiyorum.
  • Başkalarının değil kendi istediklerimi yapmak istiyorum.
  • Aslında hepsinden öte, kendimle kavgalarımın, çatışmalarımın, düşüncelerimin boğuşmalarının dinmesini istiyorum. Bunu çok çok istiyorum!!

8 Aralık 2012 Cumartesi

!!

Uyuyamıorum.
Bu kadar mı üstüste birikir dertler.
Bu kadar mı bi insan zorlanır.
Herşeymi kötü gider ya herşey mi.
Ne ankaraya gitmek istiyorum ne de burada kalmak.
Çok farklı bir yerde çok farklı bir insan olarak çok farklı şeyler yapmak istiyorum.
Herşeyi geçtim 4. kez çıkar mı 20lik diş?
Bu kelimeyi kullanmaktan tiksiniyorum ama şuan birçok şeyden 'nefret' ediyorum.
Kalbim patlayacakmış gibi hissediyrum,
Sanki göğüs kafesim dar gelmiş gibi ona.
Kocaman yüreğim çok doldu, beynimin çekmeceleri darmadağın.
Ne olurdu şuan boşlukta salınan bir yıldız olsaydım da canımın istediğinde kayıp uzaklaşabilseydim herşeyden, herkesten...

7 Aralık 2012 Cuma

Doğru Söze 'Buyrun' Denir.


Sevgili Hayal Meyal çok güzel bir konuya değinmiş. Aynı konuları ben yazmak istedim ama bu kadar güzel anlatamazdım heralde. Buyrun birlikte okuyalım. 

İzdivaç programlarına çıkan adamların 8/10'u "Zoru severim zaten" der. Sanırım ekrana çıkmadan önce öğretiliyor bu cümle onlara. Zoru sevmeleri gerekiyor. Ben zoru sevmem mesela. Zorlandığım yerde oradan hemen koşarak uzaklaşırım. Mutsuzluğu da sevmem. Beni mutsuz eden şeylerden de olabildiğince uzaklaşırım. Zorlarda beni mutsuz eder hep. Mutlu olmanın yollarını ararım.


Şimdi böyle konuşuyorum ama yarın öbür gün tersini de söyleyebilirim. Zira benim için "değişmez asla" dediğim bi'şey yok. Dogmatik olan din'dir. Din'i değiştiremem ama dine bakış açım bile değişir. Misal, ben küçükken Pınar Altuğ zihniyetinde insandım. Gençlik zamanlarım diyebileceğim toy düşüncelerimle. Akmerkez'e gittiğimde "kapalı" hanımlar bırakın beni tedirgin etmeyi, rahatsız ediyorlardı. Sonraları nasıl olduysa okudum, öğrendim, araştırdım. 

Kendi hastalıklarımı kendim tamir etmeyi öğrendim. Dinimi onun bunun yönlendirmesine göre değilde, asıl olması gerektiği gibi yaşama kararı aldım. Misal, namaz kılmıyordum. Zayıfım diye oruçta tutmuyordum. "Bugün Allah için ne yaptın?" deseler, zaten O'nun için bi'şe yapamadığım gibi kendim için de bişey yapmıyordum. O an kafama dank etti. Bi'şeyler yapan, bi'şeylerden vazgeçen, koruyan, kollayan insanlar ve de en önemlisi bir amaç uğrunda hayatına yön veren insanlar hakkında olan düşüncelerimden önce utanıp, sonra öğrenmeye başladım..

Öğrendikçe anladım. Anladıkça aşık oldum sayın seyirci. "Örtünmek" örümcek beyinlilik değildi. Güzelliklerinin saklanmasıydı. Tüm pisliklerini, eskimişlerini, geçmişlerini örten insanların bunu anlamasını elbette bekleyemem. Çünkü kötü olanın üstü örtülür onlara göre. Fakat islam o kadar güzel ki, güzel olanı sakla diyor. Güzel olanı herkes görmesin. Özel insanlar görsün, sana helal kıldığımız.

Sonra inandıkça, bağlandıkça bağlanıyorsun. Mutsuz olduğum o eski zamanlarımdan kaçıp, huzur ve mutluluğu buldum. Hep gülmeye başladım o zamandan beri. Gülmeyi sevdim. İçimdeki Allah'a olan bağımlılığım söz konusuydu. Bunu herkes biliyordu artık.

İlk kapandığımda Etiler'e dedemlere gittim.Kapıyı açtı, sonra suratıma kapıyı kapadı. Büyükanneme dönerek "Ya bu bohçacıları neden siteye alıyorlar" dedi. Kapının dışından duyunca beynimden vurulmuşa dönmem gerekirdi. Fakat hayır, sadece güldüm. Acı bi gülmeydi belki fakat kendim için değil bu kesinlikle. Tekrar vurdum kapıyı, bu kez suratıma bakan dedem beni tanıdı.

Öyle farklı zihniyetlerle birlikte oldum, öyle şeyler yaşadım ki. "Rahatsız olma" deyimini yaşamak hiç aklıma gelmedi. Yani birisi başörtümden rahatsız olursa bu kendi sorunudur. Zira ben inancımı yaşıyorum. İnancım gereğini yapıyorum. Peki sen ne yapıyorsun? Hadi, bana amacını sorgulayıp, sonra cevabımı ver. Tartışalım. Ben sana Kur'an dan ayetlerle geleyim örtünme hakkında, namahremlerim hakkında. Sen de bana kendi kitabını göster, "buna inanıyorum ve burada sen gibi insanları dışlamam gerektiği söyleniyor" de, sana saygı duyayım.

Ama şu an sana kesinlikle saygı duymuyorum. Şu düşünceni atlatabilmen için "kendi inandığım" Allah'tan hidayet diliyorum senin adına. Sen benden rahatsız oluyorsun fakat, ben bu olaydan rahatsızlık duymuyorum. Çünkü ben yanlış bi'şey yapmıyorum.