4 Eylül 2013 Çarşamba

Mabellll Ma Ma Mabelll

Mabel Matiz. Aşk yok olmaktır.
Bu aralar en çok dinlediğim şarkı. La la la modunda dinliyorum. Tavsiyedir ^.^

Çok kararlısın 
Kalbimi çıra gibi yakmaya niye 
Duvar çekiyorsam 
Yanıyorum için için, bitti işim 

Saklar mı yüreğin yüreğimi 
İçinin her yerinde 

Eski kelimeler 
Döndürüyor başımı 
Sen söylediğinde 

Korkular... Arzular.. 
Nasıl başım dar 
Bilsen şaşarsın yar 
Her yerim kördüğüm dolaşık 
İpin ucunu bul çözeyim 

Her ayrıntım sayıklıyor 
Sükunetim deliliğimden 
Aşk yok olmak diyor biri 
Yar ben yokum yok zaten 

Ayyaş ruhum sayıklıyor 
Her zerrem sende çarpıyor 
Aşk yok olmaksa şimdiden 
Yar ben yokum ben de zaten 

Bin çalıntı aşk tecrübesi bakıyor gözlerime ah 
Soru soruyorsam tuzağına düşeceğim bana günah 
Saklar mı yüreğin yüreğimi 
İçinin her yerinde 
Eski kelimeler 
Döndürüyor başımı 
Sen söylediğinde 

Korkular... Arzular.. 
Nasıl başım dar 
Bilsen şaşarsın yar 
Her yerim kördüğüm dolaşık 
İpin ucunu bul çözeyim 

Her ayrıntım sayıklıyor 
Sükunetim deliliğimden 
Aşk yok olmak diyor biri 
Yar ben yokum yok zaten 

Ruhum depremlere gebe 
Sükunetim deliliğimden 
Aşk yok olmak diyor biri 
Yar ben yokum yok zaten 

Her ayrıntım sayıklıyor 
Sükunetim deliliğimden 
Aşk yok olmak diyor biri 
Yar ben yokum yok zaten 

Ayyaş ruhum sayıklıyor 
Her zerrem sende çarpıyor 
Aşk yok olmaksa şimdiden 
Yar ben yokum ben de zaten

3 Eylül 2013 Salı

Dost Dediğin..

Dostlar iyiki var. Paylaşmak iyiki var. Dertleşmek iyiki var Ağlamak iyiki var. Gülmek iyiki var. Çay iyiki var...

Ben bu notu okuduğumda bugün gelecek aklıma. Ve bugün yaşadığım duygular. İnatçı keçim gelecek sonra aklıma. Onun gözleri gelecek. Ağlayan, gülen gözleri. Sayan- söven ama gülen sözleri gelecek. Dostum.. O benim canım.. O iyiki var!

2 Eylül 2013 Pazartesi

Anlayamadım

Bugün Eylül ayının ilk günüydü. Eylül ve Nisan en sevdiğim aylardır benim. Ama bugün berbat bir gündü benim için. Aslında elle tutulur bi problemim olmadı ama içimde bi sıkıntı var. Hiç birşeyi beğenememezlik. Hiç bir şeye katlanamamazlık. Sürekli ağlama isteği. Olduğum yeri terketme arzusu. Akrabalardan sıkılmışlık..
Anne- baba özlemi. Nefes almakta güçlük çekiyorum. Bana neler oluyor bilmiyorum!

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Biz ortaokuldayken **

Biz ortaokuldayken 'Blue' dinlerdik. Kimisi Duncan'ı sever kimisi Lee diye inlerdi. Sonra Lee'nin uyuşturucu kullandığı ortaya çıktı onun hayranları uzaklaştı ondan. Çünkü uyuşturucu kötü bişeydi 'tü, kaka'ydı o.

Sonra Salsa, Trendy, Go girl okurduk biz. Ondan çıkan koca koca posterleri odalarımıza asardık. Ailelerimiz ergeniz diye hoş görürlerdi bizi. Aslında babalarımız görür, annelerimiz ise bant izi oluyor duvar diye kızarlardı. O dergileri en çok tenefüs aralarında okumayı severdik. Yada beden derslerinde. Magazin bölümünü okur ama en çok sanatçılar nasıl giyiniyorlar diye incelerdik. Kim kimle çıkmış, ayrılmış hepsini bilirdik. En havalı bilgilerimiz ise yabancı şarkıcı-oyuncular hakkında öğrendiklerimizdi. Eğer bi kız yabancı şarkıcı-oyuncular hakkında birşey biliyorsa havalıydı. Cool'du. Bir de Dream tv falan izliyorsa, ezbere yabancı şarkı da biliyorsa o kız bildiğin havalıydı.

Türk popçuları da takip ederdik biz. Benim favori popçum 'Gökhan Özen'di. Hatta defterlerim sticker'larıyla doluydu. Günlüğümde günlük sahibinin fotosunun olması gereken yerde onun fotosu vardı. Hatta duvarımda kocaman bi posteri bulunuyordu. Üstünde de cırt pembe gömlek :) O zamanlar türkçe öğretmenimiz bizi günlük tutmamız için yönlendirirdi. Kompozisyon yazdırırdı. Şiir yazdırırdı. İyi ki de böyle yaptırmış. Şimdi yazma delisiyim çünkü. Gerçi ilkokul öğretmenim de beni yazmaya teşvik etti hep. O kadar şiirimi yarışmaya gönderdi ama hiç derecem olmadı ne yazıkki. Yeteneksiz değilim ama nasip.

Birde hocalarımız ahlaklı birer vatandaş olmamız için eğitirdi bizi. Hala öyle hocalar var mı bilemiyorum. Yerlere tükürenleri vatan haini ilan eden müdür yardımcımız vardı. O adam iyi ki varmış. Hayatımda hiç yere tükürmedim, hayatımda hiç yere çöp atmadım.

Sonra biz ortaokuldayken dersanelerin ücretsiz 15 günlük kursları olurdu onlara giderdik. Gerçi son sene herkes bi dersaneye kaydolmuştu ama 6da 7de dersane dersane gezerdik. Cep telefonu lüks bişeydi. Ben bi kere dersaneye giderken kuzenimin 5110 kırmızı telefonunu götürmüştüm herkes bana bakmıştı. Çok havalıydım gerçekten(!)

Aslında dönüp bakıyorum da işimiz gücümüz hava yapmakmış. Gösterişmiş. Ama biz yinede çok eğlenirdik ortaokulda. Derslerde gırgır şamata yapardık. İki arkadaş vardı onlar bizi kırar geçirirdi gülmekten. Sonra birbirimizin evlerine çok gider gelirdik. Msn'e girerdik. Herkesin bilgisayarı yoktu o zamanlar ama herkesin msn'i vardı. O zamanlar msn'e MESENE mi denilecek yoksa EMESEN mi denilecek çok tartışılırdı. Msnde renkli nickler çıktığında hemen araştırmaya koyulmuştuk. Kodları vardı onların. .$# falan yazıyodun bişeyler. Sonra bir de o zamanlar 'Myspace' vardı. Ki hala var. Fotoğraf albümleri yapardık bol bol. Hatta çok iyi hatırlıyorum. Bende evanescene, cimbom, gökhan özen bir de karışık foto albümü vardı.Yakın arkadaşımla tanımadığımız kişilerin myspacelerine girer fotoğraflarına bakardık. O zamanlar face yoktu tabi. Ama çok eğlenirdik. Güler, dalga geçerdik. Ah ne günleri be..


Bir de ben Avril Lavigne hayranıydım. Onun gibi giyinmeye çalışırdım. Şarkılarını ezberlerdim. Kliplerini hergün onlarca kez izlerdim. Complicated en sevdiğim şarkısıydı. Hala ezbere söyleyebilirim o kadar. Klibi de çok güzeldi hem. Klip için bknz. Sonra Sc8er Boy şarkısı vardı. Onunda klibi çok eğlenceliydi. ^.^

O zamanlar farklı olmaya çalışıyorduk. Fark edilmeye çalışıyorduk. Farklı giyiniyorduk. Siyah göz kalemleriyle karalıyorduk gözlerimizi. Benim saçlarım tektek örgülüydü. Hatta bir keresinde dersanede türkçe hocam saymıştı 42 tane örgüm vardı. Upuzun siyahtı saçlarım. Ablam örmeye çalışırken parmakları ağrırdı. Uçlarına fosforlu renkli lastik tokalar takardım. Siyah oje sürerdim. Sarı lastik bileklik takardık. O zamanlar o modaydı ama neden takıyorduk hatırlamıyorum. Sonra siyah deri iplerimiz vardı. Bileğimize ya da boynumuza dolardık. Hocalar kızardı, biz yine takardık. Bir de kulaklarımıza ikinci üçüncü delikleri açtırabilmek için yalvarırdık annemize. Benim annem o zamanlar izin vermemişti :( Lise bittiğinde anca ikinci delikleri açtırdım kulağıma.

Şimdi ben bunları nerden çıkardım? Bugün ortaokul arkadaşım nişanlanıyor a dostlarrrr. Hatta evlenmiş olan, hamile olan ortaokul arkadaşlarım var. Hayır hayır sakinim, 21 yaşındayım evde kaldım modlarına girmiyorum, hem okuyom ben yaaa. Öyle işte biz orta okuldayken bunlar vardı. Şimdilik ben gideyim de nişan için hazırlanayım. Hepiniz mutlu kalın, bekar kalın eheh. ^.^

27 Ağustos 2013 Salı

Bir not..

Aşk filmlerinde esas oğlanla esas kız vardır. Bir de esas oğlana ya da esas kıza deliler gibi aşık olan bi karakter. İşte ben o karakter üzülüyor diye hiç aşk filmi izleyemem. Yazık hep aklım onda kalıyor, acıyorum..

Bknz: Tolga.. :(



25 Ağustos 2013 Pazar

Sadece 'Mavi'


Mavi gökyüzüdür.
Mavi denizdir.
Mavi bakıştır.
Mavi güzeldir, tatlıdır, ılıktır, yumuşacıktır.
Uçurtmadır mavi
Kuştur.
Gemidir mavi
Balıktır.

Gökyüzünde uçsam ben
Denizde yüzsem
Maviliklerde kaybolsam.
Deniz kızı olsam
Adım gibi deryalara dalsam
Balık olsam
Kuş olsam..
Mavi olsam keşke.

Maviyi ben
Teomanın "mavi kuş ile küçük kız"ı ile
Nazımın "mavi gözlü dev"i ile
Haramilerin "mavi duvar" ile
Ortaçgilin "mavi kuş"u ile
Edip cansever ile
sevdim.
Mavi "aşk"tır.
Ve Mavi'yi sadece seversin.

Facebook oyun istekleri


Facebookta insanlar oyun isteği yolladığında herkes gıcık oluyor dimi. Daha ilkokuldayken bile doğru dürüst selamlaşmadığın arkadaşın sana istek yolluyor. Lisedeki edebiyat hocan yolluyo. Eski iş yerindeki bi abi yolluyo. Ünide yüzüne bile bakmayan arkadaşların yolluyo. Amcan yolluyo. Teyzen yolluyo. Hatta baban yolluyo. Sen "eöff be facebooktan oyun isteği yollamayın artık yeteeğğrr" diye cırlıyosun. Silin beni ya diyosun. Yakında tweeterdan da oyun isteği yollayacaksınız ondan korkuyorum diyosun. Yalan mı. Yalansa yalan deyin a dostlar. Ama artık facebook naptı? Herhangi bi istek geldiğinde toptan kapatmanız için butonlar yaptı rahatladınız.

Ben hiç oynamam normalde faceden oyun moyun. Genelde oyun da oynamam ben. Hep kaybederim. Küçükken ataride araba yarışı oynarken atarinin kolunu sağa sola çeviriyorum, kendimi de arabanın içindeymiş gibi hareket ettiriyorum diye dalga geçtiler benimle bende bir daha atari falan oynamadım. Sanal bebek aldım. O da öldü hep. El tetrisim vardı onu da hiç oynayamadım. Hep ekranı doldurdu sildiremediğim taşlar. Yani bu konuda hiç yetenekli değilim. He bi okeyi oynuyorum adam akıllı o kadar.

Neyse ben konumuza döneyim: Facebook oyunlarına. Şimdi böyle lise sondayken falan happy aquarium(yazılışına tabikide faceden baktım.) oynuyodum. Çünkü orda kazanma hırsı falan yok. Böyle akvaryum pisleniyo temizliyosun. Balıklar acıkıyo besliyosun cart curt. Yani çok bi efor sarfetmenize gerek kalmıyor. Sonra dersane zamanı ders çalışmamak için cityville(bunu kendim yazdım.) oynuyodum. Annem hep cırlıyodu kalk ders çalış diye. O yüzden onu da bıraktım. Şimdi ise can sıkıntısından baktım herkes criminalcase(bunuda kendim yazdım ehe) oynuyo. (lisedeki hocam dahil. he bu arada o da biliyo blogumu. okuyosa selamlar :)) Sonra dedim bende oynayaaaayııım. Benim neyim eksiiiiik. Başladım oynamaya. Ama şimdi de enerji bitti isteyemiyorum da kimseden. Çok madurum a dostlar. Demekki neeemiş böyle oyun isteği yollayanlara cırlamamak gerekiyor imiş. Gün gelir sap döner hesaaabı oluyomuş sonra.

Şimdi bunu yazarken belki enerjilerim birikmiştir. Du gidiyimde bakıyım. Çok öpüldünüz canlar ^.^

Mim: Sen kimsin kardeşim? :)


Sevgili Melek bahar'ın blogunda okudum bu mimi. Okuyan herkes bu mimi yapabilir demiş bende yapıyım dedim :) Malum can sıkıntısı yaz tatili falan. Herkes hazırsaaaa başlıyorum yazmayaaa.

Ben Kimim?
21 yaşında İstanbulda yaşayan, Ankarada tarih okuyan, ailesi Kastamonulu ancak aslen türkmen göçmeni olan, hem küçük kız kardeş olan hemde kendinden iri küçük erkek kardeşe sahip olan bir ablayım. Ailenin şımarık minnak kızıyım. Babama asla kıyamam. Tam bir baba delisiyim. Aileme arkadaşlarıma çok bağlıyım.Arkadaşlar arasında tonlarca lakaba sahibim. Çünkü alıngan değilim. İki tane liseden şirine kankalarım var onlar vazgeçilmezim. 21 yıllık da dostum var her daim yanımda olan. Ankarada manevi kız kardeşim var bir de. Bir de sınıftan biricik kankim. Onlar benim en yakınlarım.
Hümanistim birazcık ben. İnsan ayırt edemeden gereksiz kişileri bile severim. Bütün mutsuzluklarım hep buradan çıkar genelde. Neyse genelde sürekli sırıtan mutlu bir yapım vardır ama kötü şeyleri sürekli arka plana attığımdan bazen çok mutsuz olabiliyorum. Kova burcuyum neredeyse bütün özelliklerini taşıyorum.
He bir de tam bi İstanbul aşığıyım.

Bloğumun adı nereden geliyor?
Ben çok olumlu düşünen, hayatı toz pembe gören biri olduğum için arkadaşlarım böyle tanımlarlar beni.

Blog açmaya nasıl karar verdim?
Şöyle ki, ortaokuldan yakın bir arkadaşım 2005'ten beri blog yazıyordu. Ben ise onu 2008'de okumaya başladım. Blog açmadan önce takip ettiğim bloggerlar vardı. Mesela: "Hulalop çeviren zombi". Onu okuduğumda çok etkilendim. Her anını yazmıştı. Günlük hatta dakikalık yazıyordu resmen. "Sonraki blog" diye diye çoğu kişinin hayatlarını okudum. İnanılmaz eğleniyordum. Sonra bende açmalıyım dedim kendime. Çünkü yazmayı, okumayı acayip seviyordum. Bloğumun ilk yazısını ve tasarımını karar verdiğim o gece 4e kadar bilgisayar başından kalkmadan hallettim.

Neden yaşam bloğu?
Çünkü yıllarca ara ara günlük tuttum. Günlük tutmak beni her zaman eğlendirdi. Aradan birkaç ay yada birkaç yıl geçtiğinde yazdıklarımı okumak bana çok farklı bir his veriyordu. Bu yüzden kalıcı bir yere yaşadıklarımı düşüncelerimi yazmalıydım. Defterlerim kaybolabilirdi ama bloğum kaybolmazdı. Bu yüzden yaşam bloğu açtım. Benim kendi yaşadıklarımı okumam içindi aslında.

Kişiliğim?
İsmimde saklı aslında. Pollyannayım ben, her ne kadar bunu çok sevemesem de, öyleyim yani. Safım birazcık. Çok çabuk güveniyorum, çok çabuk inanıyorum. Herkes benimle konuşurken iyi niyetli sanıyorum. Art niyet arayamıyorum. Herkes iyi gibiymiş gibi geliyor ama değil. Hayat benim için aslında mükemmeldi. Taki bu sene sorunlarrr silsilesi yaşayana kadar. Hala umudum var ama. Hala hayat birazcık toz pembe olabilir. Hayalperestim bir de.. Daha fazlası için tıktık. Yoksa yaz yaz bitiremem :)

Hoşlandıklarım?
Şiir. Yazmayı okumayı çok severim. Yumuşak birşey şiir. Böyle pamuk şeker gibi. Hem tatlı hem hafif hem renkli..
Kitap. Özellikle polisiye kitapları çok severim. Ve tabiki şiir kitaplarını. Kitap dokusu, ruhu olan birşey. Onları gidip seçmek, koklamak, dokunmak, elinde kahveyle-limonlu çayla okumak, meraklanmak, keşfetmek, hayal etmek..Ah kitaplar bende müthiş duygular uyandırıyor :)
Diziler.
Filmler. 
İnternet. 
Peluşlar. 
Arkadaşlar. 
Gezmek. 
Yemek yapmak- yemek. 
Blog okumak-yazmak.
..
Liste uzar :) Hayattan hoşlanıyorum ben ^.^

Hoşlanmadıklarım?
Önyargılar. Negatif düşünceler. Yalanlar. Savaşlar. İnsanların birbirini öldürmesi. Hırslı kişiler. Fesatlar. Bir de insanların benden hoşlanmamasından hiç hoşlanmaaaam!

En çok sevdiğim makyaj malzemesi?
Çok nadir yaparım ama eye-liner en sevdiğim...

Çantamda olmazsa olmazlarım?
Cüzdan, kitap, taraklı ayna, cımbız, anahtarlık, mp4, selpak. Bunlar olmazsa dışarı çıkamaaam! (Aaa tabiki de yalan unutunca paşa paşa çıkıyorum valla, hayat :))

En son okuduğım kitap?
Mustafa Armağanın "Satılık İmparatorluk"

Kimleri mimleseem. Herkesi mimlesem. Beni seven, okuyan, bu mimi yapmak isteyen herkesi :)

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Günlük Gibimsi Vol-4


Merhaba dostlar..
Bugünlerde hava İstanbulda sıcak. Harareti alsın diye insanlar bol bol su ve çay tüketiyorlar. Bende elimden limonlu çayımı eksik etmiyorum. Ablam hasta grip oldu yatıyor. Evde sadece ikimiz kaldığımız için hasta bakıcısı da ben oluyorum. Ev işleri zor olsa da kendi keyfimin kahyası olduğum için rahatım. Annemleri özlüyorum sadece. Yaklaşık 20 gündür ayrıyız annemlerle. Onlar Kastamonuda kaldılar. Bi 15 gün daha gelmicekler maalesef. Zaten gelseler de 1 hafta sonra ben Ankaraya dönüyorum :(

Aslında özledim orayı da. Kankitomlan vırvır konuşmayı özledim, annesinin mercimek çorbasını özledim. Sınıfta bıcır bıcır konuşmayı özledim. Sabahları zar zor yataktan kalkıp sürünerek okula gitmeyi özledim. Ankaranın kışını özledim. Mantoma sarılıp yürüyüp burnumun soğuktan sızlamasını özledim. Valla şaka yapmıyorum özledim Ankarayı, oradaki hayatımı..

Buraya gelince hatıralarım canlanıyor. İçim sıkılıyor. Göğüs kafesimin altında bi sızı oluşuyor. Bu duyguyu sevmiyorum. Ben canlı Polly'i, gülen Polly'i, kendisine Duracell denilen Polly'i seviyorum. Ve o Polly canlanacak biliyorum :)

Şimdilik hoşçakalın can dostlar..

22 Ağustos 2013 Perşembe

İs- tek- ler!


Cesaretli olup bisiklete binmeyi öğrenmek istiyorum.
İnsan kıyımlarını önlemek istiyorum.
Aileler dağılmasın istiyorum.
İnsanlar birbirlerini anlasınlar dinlesinler istiyorum.
Adalet kelimesinin hayata geçmesini istiyorum.
Bencil insanlar paylaşmayı öğrensin istiyorum.
Birine sinirlendiğimde bağırıp, küfredip, karşımdakini aşağılamak istiyorum.
Haksızlığa uğradığımda hesabını sormak istiyorum.
Saf, gamsız biri olmaktansa azıcık fitne öğreniyim de insanların fesat düşüncelerini anlayabiliyim istiyorum.
Fedakarlık yaptığımda karşılığını almak değil, gönül almak istiyorum.
Hep insanlar mutlu olsun isteklerimden vazgeçip azıcık kendimi düşünmek istiyorum.
İnsanların beni kullanmasını engellemek istiyorum.
Pollyannacılık zararlı bişey olduğu için pollyanna olmaktan vazgeçmek istiyorum.

Buraya sürekli atarlı zamanlarımda iç dökmek için değil, mutlu olduğum şeyleri de yazmak istiyorum.
Ama bende de yazma isteği sinirli ve üzgün olunca geliyor napıyım.

Mutlu olduğumda da yazma ümidiyle. Hoşçakalın can dostlar..

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Düzeltilmeye çalışılan beyin hücreleri.


Çooook uzun zaman oldu gelmeyeli. 2 aydır tonla şey oldu. Anlatasım var ama vaktim olmuyor hiç. (Görende başbakanım falan sancak ) Ama haklı sebeplerim vardı. Bahane değil gerçekten. En son yazdığım posttan sonra çıldırıp eve geldim ben. Herşey o kadar üst üste geldi ki kaldıramadım. Ha İstanbula geldim geçti mi dertler hayır. Daha da arttı üstelik. Bir ay annemlere soğuk davrandım. Bir ara okulu bırakmaya karar verdim derslere doğru dürüst girmedim. Arkadaşlarıma kötü davrandım toparlaması çok zor oldu. Hayatımda hiç ağlamadığım kadar ağladım. Duygularım laçka oldu. Sağlıklı düşünemedim hiç. Hata yaptım. Zor topladım. Sınav zamanı beynimin 2/3 kısmını resmen yedim. Çok zayıfladım. Yirmilik dişlerimin hepsini aldırdım. Hasta oldum. Finaller bitince eve dönemedim. Kendimi toplamaya çalıştım. Biraz topladım. Yeni kararlar aldım. Yeni şeyler öğrendim. Uzaklaşmam gereken kişilerden uzaklaştım. Unutulması gereken şeyleri unuttum. 'Yeni bir ben' olmaya çalıştım. İnternetten çok uzaklaştığım için buralara uğrayamadım. Kafam çok karışıktı çözmeye çalıştım.
Artık kısa cümleler kuruyorum. Çok düşünmemeye çalışıyorum. Yeni yeni kitaplar aldım onları okuyorum, çok şey öğreniyorum. 1 hafta sonra memlekete gidicez. Çok uzun zaman kalıcaz. Yine gelemicem ben buralara. Okul açılcak ve ben 'yeni ben' olarak devam edicem bu seneye. Çok farklı bir insan olucam demiyorum ama bu seneki gibi bi polly de olmak istemiyorum. Çünkü çok zor toparladım.
Burada beni merak eden bütün dostlarımı da kocaman öpüyorum. Gerçekten toparladığımda bomba gibi döncem buralara :)) Herkes kendine iyi baksın gelince hepinizi müthiş görmek istiyorum. Hoşçakalın.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Keşke'ler olmasaydı keşke..


Yazasım  var çok uzun zamandır. 
Çok şeyler yaşadım. 
Çok şeyler atlattım.
Ama anlatılmıyor bazen işte.
İki kelimeyi bir araya getirip anlatamıyorsun yüreğinden geçenleri.
Sinirlerim laçka oldu benim.
Eski polly gitti çoktan.
Değişmeseydim keşke.
Bu kadar çok şey gelmeseydi keşke üstüme.
Bazen yaşanılması gerekiyormuş diyorum.
Ama 'keşke'lerimden bir türlü kurtulamıyorum.
Kafam yoğu, çok hemde.
Çok dertlendim.
Çok kırıldım.
Çok hastalandım.
Yalnız kaldım, dibine kadar.
Çok yalnız.
Ne orası, ne burası gitmiyor hiç bi yerde dertler.
Kafamı boşaltamıyorum hiçbir yerde..
Beni ne ailem, ne arkadaşlarım kimse, kimse anlayamıyor.
Ben bile beni anlayabilmiş değilim zaten.
Okulu bile bitirememe ihtimalim oldu bir ara.
Ki hala da bu ihtimal devam etmekte.
Bir dersten geçemeyince mezun olana kadar,
Tek ders bile kalsa mezun olamıyorsun işte.
Takar sana bi hoca mezuniyetin gider, hayatın değişir.
Belki giderim başka şehre.
Şu sıralar kafam çok dolu.
Düşünmesem keşke bu kadar.
Eski gamsız hallerime dönebilsem.
Liseye dönsem, ilkokula dönsem.
Şuanda olmasam mesela şimdi.
Değişse dünyam.
Dünyamı değiştirebilsem keşke.
Hayatımı yeniden şekillendirebilsem.

Yirmiliklerimin iki tanesi gitti benim.
Yarısı kaldı hazirana.
Ha haziran demişken,
Benim nisana mayısa yazacak şiirim kalmadı.
Yaşanılası zamanlarımı yaşanılmaması gerekenlerle çevirdim ben.
Çok pişmanlıklarım var.
Kafamı çok duvarlara vurasım.
Keşke hiç büyümesem, olgunlaşmasam.
Çocuk kalsam ben.
Tek derdim biten çizgifilmim olsa.
Şeker için ağlasam anneme.

Boşluk var içimde.
Ama aynı zamanda öyle boş kalabalık varki.
Zayıfladım hem.
Yaz gelse.
Gezsem doya doya.
Sevsem kedileri.
Koklasam denizi.
Yaz gelse.
Açsam en sevdiğim dizimi.
Tembelleşsem sıcakta.
Yatıversem pempiş yatağıma.
Üç gün çıkmasam içinden.
Yaz gelse.
Taksam kulaklığımı.
Geçsem aynaya, oynasam içimden geldiğince.
Yaz gelse değil aslında
İçime ferahlık gelse benim, olacak hepsi.
Ama fırtınalar durmuyor yüreğimde.
Kaldıramıyorum üzerimdeki yığıntıları.
Sevilsem keşke..

28 Nisan 2013 Pazar

Bi söz..

”Gözleriniz olmasa konuşamayacaktım
Hep böyle cana yakın mı bakarsınız…”

17 Nisan 2013 Çarşamba

Nisan da gelecek mi?

"Nisan olsa benim adım" diye şiir yazacaktım oysaki ben bu ay. Birincisini hatırlarsanız eylül için yazmıştım. Eylül son baharın en güzel ayı diye. Nisan da ilkbaharın en güzel ayıydı öncelerde. Ama bu sene alamadımki şu nisan ayı zevkini. Emirgan korusuna lale bayramına gidemedimki. Balkona çıkıp elimde limonlu çayım üstümde kısakollumla pıtı pıtı yağan yağmuru hissederken şiir kitabı okuyamadımki. Bez ayakkabılarımı giydiğimde ıslanmadan dolaşamadımki. O yüzden efenim yazamıyorum nisana şiir. Biliyorum ısmarlama şiir olmaz ama hissedemeden de yazamamki istediğim şiiri.
Neyse şuandan itibaren bir güzel nadide harikulade fevkalade fevkaladeninde fevkinde bir hocayla samimi bir muhabbete girmiş bulunmaktayız. Kadını çok seviyorum yaa. Bugünkü en en güzel haberim bu. Aslında dün sinirliydim, agresiftim. Kahve mevzu işte. Daha sonra dönerim konuya. Yada dönmiyim ya. Benim kararlarım var. Toplantılarım var. Araştırmalarım var. Bozmasın kimse moralimi.
Çok şey yazasım geldi. Zamanım pek yok. Ama sizi seviyorum dostlar.

12 Nisan 2013 Cuma

Polly Haberleri Vol-2

Merabaaaaa.
Ben yine yok oldum iki hafta. Şimdi yine haberlerle karşınızdayım. Eve gittim geldim. Sonra çok fena grip oldum. Yatak döşek yattım. Sonra kendime baktım ayağa kalktım. Kalkar kalmaz da kendimi okula ve derslere adadım. Şöyle bir durum varki İspanyaya gidemiyorum. Ama buna üzülmedim. Şimdi Mevlana değişim programını araştırıyorum. O da yurttışına gönderen bir program. Belki size kanada'dan yazarım eylülde belli mi olur :)
Okulu yaklaşık 1 hafta ektiğim için o kadar çok notum biriktiki.. O kadar çok temize geçmem ve anlamam gereken konu varki size anlatamam. Ben inek bir öğrenciyim. Sınavlara daha iki hafta olmasına rağmen deli gibi çalışmaya başladım. O yüzden sizden yine uzak kalıcam baya :( Beni özleyin tamam mı. Derslerim için de dua edin. Hedef belli: Bu dönem ortalama 3.80 olacak! Çok çok öpüldünüz ^.^

İşte ben böyleyimm ^.^

28 Mart 2013 Perşembe

Polly Haberleri Vol- 1


Gençlerrrrrrr!
Büyük büsbüyük haberlerim var sizeee. Erasmusa bu sene başvurabildiim. Tarihlerini kaçırmadııım. Çok mutluyumm :) Tabi kazanırsam daha çok mutlu olcam. Bu sene İspanya Vigo üniversitesine gönderiyormuş bizim okul bizim bölümden. Bende başvuran nadir insanlardan biriyim. Ama yarın ingilizce yeterlilik sınavı var ve bu sınav acaip zor. Ben ingilizcem iyi yeaa diye geçinirken, geçen sene sordukları sorulara bi baktım. Sadece baktım yani öyle. Ya onlar ne kadar kazık sorular öyleee. İki-üç gündür bakıyorum ama çok güvenemedim bu sefer kendime. Neyse sınav yarın. İnşallah hakkımda hayırlısı olur ne diyim.

Ayrıcaaaa yarın eve gidiyoruum. Aileme süpriz yapcam. Tabi blogumu okumazlarsa süpriz olcak :)

Bide bizim derse giren hocalardan biri bana asistanım dedii. Bide bide başka bi hoca ben ve üç arkadaşımı yanına çağırdı ve bizi bi projeye dahil etti. Bizimle ilgilendi. İngilizcemizi geliştirmemiz gerektiğini söyledi. İki sene sonra da sizinle gelecek planları yaparız dedi ^.^ Yani bu aralar eğitim hayatım ile ilgili güzel şeyler oluyor. Durmak yok yola devam!

Şimdilik benden bu kadar dostlar. Malum yarın sınav var. Dualarını eksik etmeyin e mi?? Kocaman öptüüm :)

13 Mart 2013 Çarşamba

Pencere Kuşu Polly


Şuan sıkıntıdan ölmek üzereyiiim. Gazi mahallesine eve tıkılıp kaldım. Dersim saat 8buçuktan 12ye kadardı bitti. Neyse yemek yiyim vakit geçsin bari dedim. Yedim eve geldim. 8 kişilik evde tek kişi bile yook! Camın kenarında oturmuş pidecinin kaplumbağa hızındaki netinden yazıyorum bu yazıyı da. Tren yolu var tam karşımda. E tabi dördüncü kattayız her yer görünüyor. Evin aşağısından vızır vızır arabalar geçiyor. Şimdi müzik listemde Philip Philips'den Home çalıyor. Bir yandan onu söylüyorum bir yandan insanların tıntın kaldırımdan yürümelerini izliyorum. He şimdi yaşlı amca eczaneden çıktı. Bir tane çocuk pidecinin önüne bisikletini çekti. Postahanede de baya bir sıra varmış gibi duruyor burdan. Şimdi farkettim de sağ taraftaki parkın elektirik şeyleri oluyor ya kutu gibi üstüne resimler çiziyorlar, he onun üzerinde dal şekilleri vardı onlar insan yüzüymüş uzaktan farkediliyor. Beyaz bi şahinde Alo Hamsinin ordan geçti şimdi. Şu balıkçıya da bi gidemedik ya. Aslında güzel yapıyorlarmış. Yaz gelmeden gidip yesek iyi olur.

İşte şuan camın kenarından durum böyle. Bir gün daha böyle yanıma arkadaş bulamayarak ve sıkılarak geçiyor. Aslında var arkadaşlarım yanlış anlamayın. Ben çok sosyal bir insanım ama ankaradaki arkadaşlarım çok sosyal sayılmazlar. Ders bitince hemen eve gidiyorlar. Tek başıma da gezmekten çok hoşlanmıyorum ben. Belki akşam tek başıma çıkarım gezmeye belli de olmaz. Ama bütün gün burada oturup insanları izleyemem. Sinemaya mı gitsem acaba. Hem özledim de Büyülü Feneri :) Neyse bakınıyım birazcık. Haydi Polly'niz sizi öper ^.^

11 Mart 2013 Pazartesi

Anlatsam Roman Olur :)


Bugün hayatımın en karmaşık günlerinden biriydi. Hatta dünü de sayarsak en karmaşık haftasonu.. Geçtiğimiz hafta okulun açılması sebebiyle uykuma bi haller oldu. Dün de bugünde 8:30 da kukuman kuşu gibi uyandım. Uyuyamadım da bir daha. E yapacak bi işimde yok bunaldım. Neyse dün evdeki kızları da alıp Optimum'a götürdüm. Gezdik tozduk yemek yedik vs. Birde Teknosa'dan mp3 aldım. Ama rengi böyle şeker pembe çok tatlı. Eve geldik bilgisayara taktım, yok çalışmıyor. Sonra internetten sürücüsüne vs bişeylerine baktım olmadı. Nasıl sinirlendim. Utanmasam ağlıcam yani. Neyse dedim yarın osmanlıca kursundan sonra kızılaydaki teknosada değiştiririm. Çıktım gittim oraya. Baktılar çalışmıyor. Stok da sadece Ankamall'de varmış. Bindim metroya gittim oraya. Ankamall'de de 3 tane teknosa var. Birinciye girdim derdimi anlattım ikinciye gönderdiler. İkinciye gittim derdimi anlattım değişim yaptılar. Ben denemek istiyorum çalışıp çalışmadığını dedim o yüzden üçüncüsüne gönderdiler. Orda gerizekalı bir teknosa çalışanı dur bekle gitme müşteri hizmetlerine ben hallediyim dedi. Halledemedi de zaten. Amacı farklıymış. Neymiş efendim şal tasarımı yapıyormuş kartını verdi. Hey Allahım hepsi beni bulur zaten. Gittim müşteri hizmetleri midir nedir oraya bekledim sıra. Adam denedi çalışmadı. Yan taraftaki arkadaş yardımcı olsun dedi. Birde orda sıra bekledim, ona da anlattım durumu. O da dediki değiştirdiğiniz yere götürün. Yani ikinci mağazaya. Gittim ama orda da sıra var. Neyse hala büyük bir sabırla bekledim sırayı. Kadına dedim böyle böyle. O da demezmi aldığınız yere götürüp iade yapın diye. Nasıl sinirlendim ama gözlerim doldu ağladım ağlıcam. Koskoca alışveriş merkezinin çıkışını bulana kadar zor tuttum kendimi. Çıktım ağladım zaten. E diyorum burdan optimuma nasıl gidicem. Dön dolaş neyse 542'lerin geçtiği devlet demir yollarına kadar yürüdüm. Birde açım, gittim büfeden büskivi aldım. Oturdum durakta yedim. 10 dk oldu otobüs yok 15 oldu yok 20 oldu yok. Çatlıcam sinirimden. Neyse durağın orda güzel bi araba durdu. Baktım arkadan genç bir çocuk koşuyor çevirdim kafamı öbür tarafa. Çocuk bindi öne. Ama araba hala gitmiyor. Baktım şöyle bir camı aşağı indirdi arabayı kullanan amca. Eryamana mı gidiceksin dedi evet dedim bizde oraya gidicez kızım götürelim istersen dedi. Önce hayır dedim sonra baktım otobüsün geleceği yok bindim. İçimden de diyorum "bindik bir alamete gidiyoz kıyamete." Baktım araba aile arabası. Nazar boncuğu falan var. Çocuk da temiz yüzlü zaten. İlk 5-10 dk onlar aralarında konuştular mırmır anlamadım ben. Etrafı izliyorum saf saf. Sonra amca dedi nerelisin. Ooo bi sohbet açtı uzadı gitti yani. Bölümümü falan sordu. Çocuk da gazide Endüstri mühendisliği okuyormuş. Amca da emniyette çalışıyormuş. Sonra amca eryamana metro yapılmamasından bir aaçtı konuyu of. Bir siyaset yapıyor görmeyin. Neyse tam inicem amca hala diyor "gözünüzü açın kızım" diye. Bende iyi akşamlar amcacıııım falan dedim. Çocuk da iyi akşamlar dedi indim. Yani amca utanmasa eve yemeğe davet edecekti valla :) Sonra ben girdim o gerizekalı optimumdaki teknosaya. Dedim alın bunu ya. Bekledim 20 dk falan. Bir de orda kriz geçirdim. İade çeki aldım. Sonra alcam mp3 mp4 herneyse. Ama şimdilik dursun kenarda.

Anlayacağınız bugün roman tadında bir gün geçirdim. Yarına Allah Kerim :)

8 Mart 2013 Cuma

Hedefler Büyük!

Artık çalışkan, düzenli, prensipli bir Polly oldum ben...


Ankaraya geldiğimden beri hayatımı düzene sokmaya çalışıyorum. Başardım mı? Eveeeet. Hergün düzenli olarak notlarımı temize geçiriyorum. Görevlerin altından nasıl kalkıcam diye dert yanarken; nasıl başa çıkacağıma dair çözümler üretmeye başladım.

Görevlerle ilgili hergün yapmam gereken üç şey var. Ben bu üç şeyi haftanın yedi gününde hangi şekilde yapacağıma dair planlar hazırladım. Başarılı oldu :) Evde düzenimi de oturttum, yeni oda akadaşıma da alıştım.

Ayrıca geçen yıl yaşadığım hedef kaygısını da çözdüm. Formasyon alıp atanmaya mı çalışsam? Erasmus'a mı başvursam? İstanbul'a mı geçiş yapsam? Yoksa Farabiyle mi İstanbula geçsem? Yüksek lisans yapıp üniversitede mi kalsam? gibi sorularım vardı. Her gün yeni fikirlerle geliyordum. Ama artık bu olayı çözdüm. Yüksek lisans yapıp üniversitede kalmaya karar verdim. Bu dönem aptallık yapıp genel ortalamamı 3,48den 3,28'e düşürmüş olabilim. Ama önümde koskoca bir 5 dönemim var. Ve ben bunu başarabileceğime inanıyorum.

Bu söylediklerim çok uçuk gelmiş olabilir. Ama inanmak başarmanın yarısıdır demişler. Boşuna söylememişlerdir heralde. Hem şöyle bir durum varki: Bölümümü seviyorum. Bence bu önemli bi etken. Kolay dersleri seçtim zaten. Geçen sene ikinci dönemde hedef koymuştum kendime. Yaklaşmıştım da.. Bu sefer yaklaşmıcam, gerçekleştiricem!

Heyytt :)) Çok artistik bir post oldu bu post. Ama olsun böylesi daha iyi. Hee unutmadan osmanlıca kursuna yazıldık bizim kızlarla. Pazar günü kurs başlıyor. Heyecanlıyım desem yalan olur. Çünkü bütün sınıfı biz doldurduk sanırım :) Ama umarım yeni insanlar da olur. Şimdilik benden bu kadar. Hoşçakalıııınn ^.^

2 Mart 2013 Cumartesi

Öf. Yine Gidiyorum.


Gidiyorum yine. İstemesem de, ağlayıp zırlasam da gidiyorum. Bu sefer öyle çok alıştımki eve ayrılasım gelmiyor. Ankara'ya gidicem bissürü sorun çıkcak yine. Yine sorumluluklar binecek omzuma. Ben yine pollyannalığı bir kenara bırakıp ağlıcam. Ev ayrı bir dert bana, okul ayrı bir dert, aile özlemi hepten ayrı bir dert..

Dün gece öyle çok ağladımki, sırılsıklam oldu yastığım. Migrenim tuttu zor uyudum. Yetmezmiş gibi yine patladı arkadaki yirmilik dişlerim. Ağlarken zaten guatrım acıyor. Ne çürük birşeyim ben ya.. Çok sıkıldım herşeyden. Bazen buradan da öyle boğuluyorumki "Oh gidicem Ankara'ya görceksiniz!" diyorum. Ama Ankara daha kötü.

Aslında orada da mutlu oluyorum bazen. Ama bazen işte. Çok nadir olarak oluyor o da. He birde bize bir ders programı yapmışlar, görünce ona da ağlamak istedim. Şimdi valizimi hazırlıyorum. Bunu o kadar sık yapmaya başladımki yoruyor artık beni. Dışarda okumak iğrenç birşey. Bazıları için mükemmel olabilir. Onları okudukları şehre bağlayan birşeyler olabilir. Ama benim yok. Yok.

Bu duygulardan nefret ediyorum. Sıkılmaktan bunalmaktan ağlamaktan suratsız olmaktan.. Bunları yapınca ben 'ben' olmuyorum. Ama bazen oluyor işte. Adı yok ama oluyor arada.

Birazdan kuzenlerim gelir zaten. Bütün günümüz beraber geçer. Akşam uğurlarlar beni. Geliceksin yine üzülme derler. Derslerine iyi çalış başka şeylerle kafanı meşgul etme diye de eklerler. Eksik birşeyin olursa ara bizi. Bak canın sıkılırsa da ara. Buna benzer şeyler söylerler. Ama hep boş laflar bunlar. Hep söyledikleri ama hiç gerçekleşmeyen şeyler.

Ankara soğukmuş. Çok soğuk hemde. Korkuyorum gitmeye. Ama gece biniyorum. Yine veda ediyorum o çok sevdiğim 'İstanbul'uma..

26 Şubat 2013 Salı

Ne Desem Bilemedim

 
Gidecektik normalde bugün Kelebeğin Rüyası'na. Gittik de. Çok kaliteli bir filmdi, çok iyiydi, ağlattı, senaryosu ufak ayrıntıları falan süperdi vs.vs diye anlatacaktım size. Öyleydi de zaten. Ama bazıları keyfimi kaçırdı. Bu kişi babannem tabiki. Haytta nefret ettiğim tek kişi. Gerçek anlamda nefret ettiğim, öldürmek istediğim falan. Küçüklüğümden beri hep hayalini kuruyorum. Psikopat oldum. Babannem ölse benden bilecekler he. Ama herkes bunu bekliyor yalan değil. Nefret bana yakışmıyor biliyorum ama neler yaptığını yazsam roman olur. Babam bile onun yüzünden terketmek istiyor İstanbul'u. Amasra'ya yerleşmek istiyor. Sadece ben nefret etmiyorum herkes ediyor.

Zaten bugün susmadı telefonum. Kahvaltıda 5 kere kalktım yerimden. Sinemadayken susmadı. Eve geldim 'Beni böyle sev'i izliyorum yine susmadı. Akşam yemeğinde yine susmadı. En sonunda kapattım telefonu. Başbakan bile bu kadar çok konuşmuyordur telefonla ya. İşi düşen arıyor anasını satıyım. Herkese evet dediğim için bütün bunlar. Hayır demeyi öğrencem artık bıktım. Ya da açmıcam insanların telefonlarını.

Nefret ediyorum huylarımdan. Resmen kullanıyorlar ya. Nefret ettiriyorlar hayattan. Soğutuyorlar zevk aldığım herşeyden. Az kaldı Ankara'ya gitmeme. Sanki sevinir gibi oldu ama napıyım orda dert burda dert of ya. Neyse bu günlük bu kadar. Siz mutlu olun e mi? Bu da stres atma şarkım.

25 Şubat 2013 Pazartesi

Yeni Mekaan :)

Ben dün yazdığım postta 'bugün gezmeyeceğim' mi demiştim. Yok öyle olmadı. Çünkü ben ne zaman böyle desem bir yerden birşey çıkıyor. Bildiğiniz gibi dün İstanbul'da hava harikaydı. Bahardan kalma bir gündü. Haliyle günlerden de pazar olunca insanlar dışarı fırlamış, biz de fırlayalım dedik :)

Bu sebepten ötürü şöyle bir deniz havası alalım dedik. Kabataş'a geldik. Ama oturacak tek bir masa bile yoktu. Neyse dedik bari ilerideki 'Kahve Dünyası'na gidelim. Girdik içeri, garson dedi yerimiz yok. Çıktık dışarı düşünüyoruz. Bizim arkadaş da geçen Beyazıtta bir yer keşfetmiş 'Ağa Kapısı' diye. Böyle hemen hemen 5 katlı olan bir mekan. Kafe tarzı. Hafif loş ışıklı, fon müzikte ney sesi olan, etrafta kitaplığı sobası falan bulunan sıcak bir yer. Hemde deniz manzaralı :) -Gerçi biz üşüyoruz diye deniz havası alamadık ama-

Sevdik orayı. Çok benimsedik. Yeriniz bulunması biraz zor ama güzel. Ayrıca çayı ve pizzası çok güzel. Fiyatları da uygun. İstanbulda olanlara tavsiyem dediğim gibi bir mekan arıyorlarsa gitmeleri. Şimdilik benden bu kadar. Birazdan çok reklamı yapılan 'Kelebeğin rüyası'na gideceğim. Bu da bugünkü şarkımıııız ^.^

Burası da girişi

24 Şubat 2013 Pazar

Az kaldıı!


Yaklaşık bir haftadır gelemiyorum buralara. Malum bugün itibariyle Ankara'ya gitmeme tam bir hafta kaldı. E sayılı günler olunca herkese vakit ayırmaya çalışıyorum. Geçen hafta hem kuzenlerimle hemde arkadaşlarımla bol bol gezdim tozdum. Birde altı ayda bir yaptığım tiroit kontrolüm olunca yoğundum haliyle. Bugün işim çıkmazsa büyük ihtimalle evdeyim.
Okuyamadım yazdıklarınızı, özledim buraları. Bir de size kötü bir haber vereceğim. Artık Ankara'da internetim olmayacak :( Çünkü ortalamam yerlerde. İnternetin başından kalkıp ders çalışamıyorum. Sadece kütüphaneden gireceğim artık. Ama boş bırakmam buraları. Çünkü bırakınca eksikliğini çok hissediyorum. O yüzden merak etmeyin yine buralarda olacağım ben :)
Bu tatil o kadar uzun geldiki.. O kadar çok şey yaşadımki.. Dersler yoğunlaştığında İstanbul'da olmayı özleyeceğim. Ergengerisiyle boğuşmayı eğlenmeyi, ablama şebeklikler yapmayı, babamla dertleşmeyi, annemin kucağına yatmayı, inatçı keçimle gülüp eğlenmeyi, kuzenlerimle uğraşmayı çok ama çok özleyeceğim.
Of son haftaya girince hep böyle oluyor. Gitme psikolojisi bütün beynimi kaplıyor. Daha alışveriş yapmadım ben yaaaa. Çarşamba günü bütün alacaklarımı almam lazımm. Ben gideyim de indireceğim dizileri müzikleri hallediyim en iyisi. Sizin de kocaman öptümmm :))

18 Şubat 2013 Pazartesi

Doğumgünüsüü

Merabaaa.
Dün gece çok yorgun olduğum için anlatamadım yaşadıklarımı. Dün için 'hayatımın en güzel doğum günü' diyemicem ama güzeldi. Ailemleydik, kuzenlerim vardı. Kurduk ses sistemini eğlendik dilediğimizce.. Oynadık bol bol kurt döktük. Fotoğraflar videolar çektik. Ama İnatçı keçim babası rahatsız olduğu için gelemedi gözüm yollarda kaldı :(
Ergengerisi çok istediğim için gümüş bileklik almış, çok mutlu oldum :) Ama buruktu bir yanım. Neden bilmiyorum. Yaş büyüdüğü için mi, bazı şeyler eksik olduğu için mi, yoksa beklediğim bir kişiden beklediğim tepkiyi göremediğim için mi? Buruktum işte. Ama iyiki bu dünyada varım. İyiki doğmuşum. Umarım 22.yaş günüm daha güzel geçer :)
Güzel dilekleri olan herkese de teşekkür ederim kocaamaan ^.^
Bu da size doğum günü hediyem olsun :)
Soldan sırasıyla: Kuzenim Okan, Ablam, Ergen gerisi ve kepçe Ben :) O elbise de en sevdiğim elbisemdi!

17 Şubat 2013 Pazar

21 mi olduk şimdi?!

Google amca da unutmamış sağolsun :)
Yarım saat önce 21 olmuş bulunuyorum. Ama bu 12den sonra olan doğum günlerinden değil benimkisi ben cidden 12yi bikaç dakika geçerken doğmuşum.
Sevdiğim insanların bir kısmı kutladı. 1-2 yakın arkadaşım hariç. Ama bir tanesi facebookta olmasına rağmen kutlamadı ve şuan sinir katsayım çok yüksek. Daha yeni başladık güne. Gün içerisinde neler olup bittiğini anlatmak için sabırsızlanıyorum. Yarın bu saatlerde yine burda olmak dileğiyle, koccaman öpüldünüz :))

14 Şubat 2013 Perşembe

Beni Böyle Sev


Bu sene 20 dakika dizisinden sonra sevdiğim ikinci dizi oldu 'Beni Böyle Sev'. Türk filmi tadında çok şeker bir dizi. Tabi içinde Alper Saldıran'ım ve Zeynep Çamcı da olunca daha da bi şeker oluyor ^.^
Normalde Türk dizilerinde sıkılıyorum ben. Olaylar bir türlü ilerlemiyor, on saat bakışmalar, bir ton reklam derken bunalım geçiriyorum izlerken. Ama 'Beni Böyle Sev' farklı geldi. Kızın sürekli içinden konuşması, çok saf olması, karadeniz kızını güzel temsil etmesi, birazda kızda kendimi bulmam çekti beni. Belki çok klasik zengin oğlan- fakir kız olayı ama oyuncu kadrosu çok kaliteli ve sıkmıyor. Kızın içinden konuşmaları çok güldüyor insanı. Dün akşam tekrarını izledim ve çok hoşuma gitti. Pazartesi akşamları Trt'de yayınlanıyor. Konu biraz sıradan olsa da kaliteli dizi izlemek isteyenler ailecek izleyebilirler. Tavsiyemle izleyenlerden de eleştiri bekliyorum. Keyifli izlemelerr :))

12 Şubat 2013 Salı

Salgınmış. Peh.

Hastayım beeen!
İki gündür çıkamadım yataktan. İlaçlarımla kanka olduk, beraber uyuyoruz. Dün babannemi hastaneden getirdikten sonra koltuğa bi uzandım akşama kadar kafamı kaldıramadım. Üzerimde bir kırgınlık bir yorgunluk anlatamam. Boğazımda bir acıma, bir yanma.. Ankaranın o kadar soğuklarında hasta olma kendine dikkat et, İstanbula bi gel annenin yanında hastalan! Hiçbirşey yiyesim gelmiyor. Burnum akmadığı içinde başım sürekli ağrıyor. Annem bana baksa bile iyileşemedim. Oysaki ben karşıya amcamların yanına kaçacaktım biraç günlüğüne. O da yattı. Bir an önce iyileşeyim dua edin bana olur mu :(

10 Şubat 2013 Pazar

Bu Aralar Taktım Buna!


Geçen ay bunalıma girdiğimde sürekli birsen tezer, jehan babur, ezginin günlüğü falan dinlemiştim. İki gün önce Dream'de dinledim bu şarkıyı. Harika bir düet olmuş. En sevdiğim sesler bir araya gelmiş. Durmadan dinliyorum. Sizde dinleyin zevkle :)

7 Şubat 2013 Perşembe

Soru-Cevap Mimi

Canımcıımm Mia'cıım mimlemiş beni. Bende gezmekten tozmaktan anca gelebildim. Deep'in miminden sonra sıra geldi Mia'nınkineee :)


1- Hayatınızda mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza?

Yok henüz olmadı öyle bişey.

2- Hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?

Üniversite tercihlerim. 30 tercih yaptım. Bütün Türkiyeyi yazdım. Geleceğini önemsemeden bir bölüm seçtim. Risk değil mallık :)

3. Almayı düşünüpte alamadınız neler var?

Bir elbise beğenmiştim çok pahalıydı alamadım. Klasik bi cevap ama o kadar para verilmez canım bir elbiseye. Ben bazen parama kıyamıyorum.

4- Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı? (Asla beyaz giymem vs.)

Çok karışık desenli rengarenk şeyler giymem. Sade seviyorum ben. Ayrıca kesinlikle renk uyumu olması gerekiyor. Eğer beğenmediğim bi şekilde dışarı çıkarsam o günüm kendime sayıp sövmekle ve mutsuz bir şekilde surat asmakla geçiyor.

5- Nefret ettiğiniz huylar ya da nefret ettiğiniz insanlar?

Beni yönetmeye çalışan insanlar. Herkes kendi hayatına baksın. Benim için plan yapmasın. Yalan ikiyüzlülük dedikodu falan bunları saymama gerek yok zaten.

6- Sizi en net tanımlayan kelime hangisi?

Şirin ve pollyanna :)

7- Hayata yeniden gelme şansınız olsa, hangi ülkede doğmak isterdiniz?

Norveç. Soğuk ama olsun. Yaşam şartları çok iyi. Ama yine müslüman olarak gelmek isterdim.

8- Tek başına bir insan keyif almak için neler yapabilir?

Mısır patlatır, alır eline komedi filmi izler. Yada açar en sevdiği hareketli müzikleri ayna karşısında oynar. Yada banyo yapar en sevdiği giysileri giyer süslenir takar kulaklığını tek başına gezmeye çıkar kendini film yıldızları gibi hisseder ^.^ (Hayal gücüm geniş bu soruya cevabı yaz yaz bitiremem:))

9- Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "Hayır!" cevabı alsanız?

Gelinliği çıkartır, balayı için hazırladığım bavulu alır balayın için ayırttığımız yere tatile giderim. Mal gitsin o saçmasalak düşünsün. Gidip tatil yerinden bi yakışıklı bulurum ben.

10- Ölümden sonra var olan hayata inanıyor musunuz?

Tabikiiiiiii

11- Sizi yazmaktan soğutan olaylar?

Bunalımlı duygular. Ya bunalımdayken yazıp anlatıp sonra geriye dönüp okuduğumda yine aynı şeyleri hatırlamaktan nefret ediyorum. Hatta bazı bunalımlı yazılarımı buradan sildim.

12- Kendinize robot bir sevgili yapıyorsunuz, ona hangi özellikleri eklemek isterdiniz?

Şiir okuma, yemek yapma, düşünceli olma, empati duygusu.

13- İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?

Yaşar. Zaten bizim yaşayacaklarımızı sonsuz ilmi bilgisiyle bilen Rabbimiz bilgisiyle yazmış ve biz de zaten o kaderi yaşıyoruz.

14- Aklınıza ik gelen ingilizce kelime hangisi?

Love.

15- Bir kitap yazsanız, adı ne olurdu?

Her renkten.

16- Blogger olmasa, şu an gerçekleştirdiklerinizi nerede gerçekleştiriyor olurdunuz?

Tumblr. O da belki.

17- Birinden hoşlanıyorsun ama hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor, arkadaşınsa boş değil ona karşı. Ne yaparsın?

Haha bunu yaşadım zaten :) Onlar yaklaşık 4 ay çıktılar. Önce çok mutluydular sonra çocuk arkadaşımı bıraktı arkadaşım bunalıma girdi ben teselli ettim.

18- İnternette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?

İlk ve tek ismim 'Yerli Pollyanna' :)

11 Soru Mimi

Sevgili Deep mimlemiş beni bu kez. Bol sorulu bol cevaplı bi mim. Üç aşamadan oluşuyor. Ben soru hazırlamak da berbat olduğum için soruları alıp cevaplayacağım. Uzatmadaaan başlıyım en iyisi ^.^


Birinci aşama: Soruları cevaplama


1-Kitaplara eş değerde sevdiğin bir şey var mıdır? Varsa nedir?
Diziler. Yani kitap okumayı inanılmaz seviyorum. Dizi izkemek de kitap okumak kadar zevkli benim için. Tabi dizi deyince bazı sıkıcı türk dizilerini istisna tutuyorum. Şu fox da her gün yayınlananlar gibi..
2-Takma adın var mı? Varsa o adı neye göre seçtin ya da sana nasıl hitap edilmeye başlandı? Yani hikayesi nedir?
Takma adım varmıı. Şöyleki eğer lakap kastediliyorsa burda ilkokldan beri en az 10 tane lakabım olmuştur. Duracell, kenyalı japon, son mohikan, mecimek.. Bunlar en çok kullanılanlar. Ama internet ortamında takma ad kastediliyorsa sadece Yerli Pollyanna'yım :)
3- Kitap okurken aynı anda şarkı dinleyenlerden misin? Belirli kitaplarla özdeşleştirdiğin şarkılar var mı? Varsa bunlar nelerdir?
 Sadece fon müzik dinlerin. Bazen de yabancı müzik. Türkçe dinlersem karıştırıyorum çünkü. Dalıp gidiyorum müziğe o zamanda kitabı anlayamıyorum haliyle. Ve hayır özleşleştirdiğim şarkı yok.
4-Seri kitapları mı daha çok seversin yoksa tek kitapta herşeyin olup bitmesinden hoşlananlardan mısındır?
Yani seri olanları da okudum onlar güzel. Aşkın gözyaşları gibi, alacakaranlık serisi gibi. Tabi tek kitap olup bi solukta okunup bitenleri de seviyorum. Ayrımım yok yani. Bana yeterki kaliteli kitap olsun :)
5-Hayatta en çok gerçek olmasını / senin olmasını istediğin şey nedir?
Birinin bana aşık olması. Tabi  benim de ona.
6-E-book mu yoksa eski usul,ellerinde hissedebileceğin kitapları mı okumayı tercih edersin?
Eski usul tabikii. Elime alıcam dokunucam koklıcam öyle okucam. Hele 2. el kitaplar bu yüzden benim favorim!
7-En sevdiğin şarkıcı / grup ve onun / onların en sevdiğin şarkısı nedir?
Dönem dönem değişiyor. Yani en sevdiğim sanatçı yada grup yok. Ama Nev bence çok kaliteli bir isim. En sevdiğim şarkısı da 'meğer'.
8-Kendin hiç ayraç yaptın mı? Yaptıysan eğer kendi yaptıklarını mı yoksa kitapların orjinal ayraçlarını mı tercih edersin?
Yok yapmadım. Öyle bi düşüncem olmuştu ama uygulamaya geçirmedim. Bu yüzden hazır ayraç kullanıyorum.
9- En sevdiğin,bir anlamda hayatını etkileyen ünlü bir alıntı / alıntılar var mıdır?
İnsanlar onlar için neler yaptığınızı anlamazlar, ta ki siz yapmayı bırakana kadar.
10-En sevdiğin mevsim hangisidir?
Kesinlikle ilkbahar!
11-Dürüstçe cevap vereceğini varsayarak soruyorum.Elinde bir şeyleri değiştirecek güçte tek kullanımlık bir güç olduğunu düşünelim.Bu kadar büyük bir şans avuçlarındayken bencillik edip kendi isteklerin doğrultusunda mı kullanırdın yoksa daha geniş düşünüp herkesin yararına olan bir değişiklik yapmak için mi kullanırdın? Ve bu değişiklik (bencillik edip de yaptığın yada herkesin yararına olan) ne olurdu?
Bencil bir insan değilim. Ama bazen keşke birazcık olsun olabilsem diyorum. Şöyleki bu cevabı vermek çok içimden gelmedi açıkçası. Cevap bana kalsın :)

İkinci aşama: Hakkımızda 11 gerçek

1- Çoğu zaman evlatlık olduğumu düşünüyorum.
2- İkinci bir bloğum var.
3- Çocukken hep Bugs Bunny gibi olmak istemiştim.
4- Takıntılı bir insanım.
5-  Asla sırıtırken fotoğrafım olmadı.
6- Hep ergenliğime geri dönmek istiyorum.
7- Bu bloğumu milyon tane tanıdığım bildiği için daha fazla hakkımdaki gerçekleri açıklayamam :)

Üçüncü aşama: Mimlediklerinizin cevaplamasını istediğiniz sorular.(Bu konuda biraz hazıra kondum ama bu sorular güzel :))

1)      Mutluluk sizce nedir?
2)      Sevdiğiniz bir insanı kaybettiniz onu tekrar kazanmak istiyorsunuz? Ne yapardınız?
3)      Hayatınızdaki olmazsa olmazlarınız nelerdir? Kişi, eşya her şey olabilir...
4)      Zamanı geri sarma özelliğiniz var ilk olarak hangi yaşa ve hangi olaya geri dönmek isterdiniz? Neden?
5)      Bonus kazandınız ve size zamanı ileri sarma özelliği de verildi..Hangi yaşa yolculuk yapardınız, neyi merak edersiniz gelecekte?
6)      Evleneceğiniz insanda arayacağınız özellikler arasında olmazsa olmazınız ne olurdu?
7)      Size sihirli bir değnek veriyorum.. Ve ne istersen onu yapacaksın ama sadece bir kere kullanma hakkın var.
8)      Yolda gidiyorsun karşı cinsten biri laf attı. " Hey yakışıklı" --- "Güneş yeryüzüne inmiş, bu ne güzellik" dese ne tepki verirsin?
9)      Sana yapılacak en büyük işkence ne olur? Bu soru sizi gıcık etmem için soruldu, haberiniz olsun :))
10)   Size yapılan ya da sizin yaptığınız çok büyük bir şaka oldu mu? Varsa paylaşır mısın, please? :)
11)   Hayat kısa ve zaman çabuk geçiyor o zaman ......... yapalım? Boşluğu doldur bakalım..
Daima öğrenmeye açık olup kendimizi geliştirmeyi ihmal etmeyelim.

Mimlediklerim:

3 Şubat 2013 Pazar

Hihiii :)

Şuan aile partimiz sona ermiş bulunmakta. Bi parti anca bu kadar eğlenceli olabilirdi. 80 yaşındaki babanneme 'tiridine bandım' oynattık. Karşılıklı göbek attık. Hele 110 kiloluk halamla göbek atmalarımızı bi görseydiniz ölürdünüz gülmekten. Bir de bizim küçük kuzenlerle bi Gangnam style oynamamız var. Bizim ergen gerisi disko ışığı falan yaptı telefondan çok fena oldu :) Michel telo'nun bara bara bere bere şarkısındaki hallerimi kameraya çekmişler izlerken gülmekten ben yarıldım. Demet akalının Türkan şarkısını bi söylüyoruz ergengerisiyle babam bile oynadı. Doğumgünü partisi yengemin olduğu için amcamla yengemi dansa kaldırdık, annemle babamı falan. Onları ilk defa böyle gördüm. Bide amcam yengeme doğum günü şarkısı olarak bana korece doğum günü parçasını söylettirdi iyice şebek oldum ^.^ Oturduk bide küçük kuzenlerle sıra gecesi yaptık. Hatta apaçi dansı bile yaptım. Bugün en çok kurtlarını döken ben oldum. 6. sınıfta öğrendiğim vardar ovasını bile dizlerime vura vura söyledim :) Herkes o kadar eğlendiki anlatamam size. Böyle bana Ankara havaları oynatıyolar, ablama Edirne havası falan çok pis makara yaptık. Şebeklik olsun diye istediğim gibi stres attım. Okuldan biri benim bu halimi görse inanamaz o kadar diyorum. Ama yine de bitmedi enerjimiz. Kapıdan çıkarken bile hala Efulim'i söylüyoduk :)



Hatta Cigulinin Binnazını, İsmail YK'nın "ben senin annenin ellerinden öpeceğim"ini falan söyledik oynadık makarasına, kroluğu görmeniz lazımdı. Şuan söylemek istediklerimi, yaşadıklarımı böyle anlatamam ya :) Ankarada ne kadar stresim varsa attım. Oynadım dalga geçtim şebeklik yaptım insanları güldürdüm oynattım. Çocukluk hayalimdi benim tiyatrocu olmak. Birazda o isteği giderdim. Hatta babam böyle onları koparmaya çalışırken dediki "Tam tiyatrocu bu valla". İşte bunu duymak harika bişey. Dedim benim sesim kötü ama idare edin. Halam diyo "yoooo neresi kötü valla çok güzel". O kadar mutlu oldumki. Bide şey dedi "ne güzel eğleniyosun, gençlik ne güzel, iyi güldürdün bizi yaa".  O zaman tamam dedim. İyiki bu aile de varım. Onları çok çok seviyorum ^_^

Şimdilik hepinize iyi geceler. Sizde böyle çoook eğlenirsiniz umarım. Kocamaaaan öpüldünüz :))

2 Şubat 2013 Cumartesi

Foto Foto Yaptım ^.^

Selam canlarım :)
Normalde dün gelecektim, yaptığım pastanın böreğin fotoğrafını koycaktım dimi. Öyle söylemiştim. Ama dün biraz rahatsızlandım gelemedim pc başına. Bugünde başımı bi diziden kaldıramadığım için biraz geç geldim. Ama dizi demişken o nasıl bi dram dizisidir ya? Ya bi hayat bu kadar acıklı olabilir mi? Evet kore dizilerinin vazgeçilmezlerinden "I'm sorry I love you"dan bahsediyorum. Şimdi final bölümü kaldı. Bende fazla pc başında durma baş ağrısı yaptığı için kalktım başından.

Neyse ben konumuza geliyim. Dün misafirler geldi. Ama onlar gelmeden yetiştircez diye göbeğimiz çatladı. O yüzden sadece pastanın adam akıllı fotoğrafını çekebildim. Diğerlerini hemen alıp misafirlerin olduğu masaya götürdüler. Onlara da "durun bi dkkk fotoğraflamam lazım" diyemedim :(


Çikolata sosunun sütünü az koyduğum için katı oldu ve istediğim gibi akmadı :( içinde bütün antep fıstıkları ve çok az da damla çikolata var. Pandispanyası da kakaolu. Dışı sade kremşanti ve üstüne de süs olsun diye antep fıstığı tozu. Tadı güzel oldu ama şekli çok içime sinmedi. Ama teyzeler çok beğendiler. Yaş günlerinde onlara yapmam için sözler verdirdiler ^.^

Sonra ben bugün bütün gün şu şekildeydim yatakta:
Bi elimden hiç düşürmediğim aynam, tabiki can yoldaşım bilgisayarım, bide durmadan yiyip kabuklarını minnacık kestiğim portakallarım. Ya ben kilo aldım diyorum diyorum hala yiyorum. Kendime hakim olamıyorum. Şimdi bile saat olmuş 1 ben çikolata yiyorum :( Biri beni durdurmalı!!!

Bide bayadır oje sürmüyorum ben. Yani 2 yıl falan oldu. Bugün canım sıkıldı diye şöyle bi süreyim dedim diplerine değdirmeden sonra size şebeklik yapasım geldi ^.^
Bu da size gülücüüük :)
Ben şimdi ilk önce şu final bölümümü izliyim. Sonra vampir günlüklerinin yeni bölümü yayınlanmış onu izliyim. Bi de inatçı keçim geldi bugün yarın ona gitcem. Bu yüzden yatmadan onun kurabiyesini de yapıyım. Tatil harika bişeyyyyyy :))