28 Mart 2013 Perşembe

Polly Haberleri Vol- 1


Gençlerrrrrrr!
Büyük büsbüyük haberlerim var sizeee. Erasmusa bu sene başvurabildiim. Tarihlerini kaçırmadııım. Çok mutluyumm :) Tabi kazanırsam daha çok mutlu olcam. Bu sene İspanya Vigo üniversitesine gönderiyormuş bizim okul bizim bölümden. Bende başvuran nadir insanlardan biriyim. Ama yarın ingilizce yeterlilik sınavı var ve bu sınav acaip zor. Ben ingilizcem iyi yeaa diye geçinirken, geçen sene sordukları sorulara bi baktım. Sadece baktım yani öyle. Ya onlar ne kadar kazık sorular öyleee. İki-üç gündür bakıyorum ama çok güvenemedim bu sefer kendime. Neyse sınav yarın. İnşallah hakkımda hayırlısı olur ne diyim.

Ayrıcaaaa yarın eve gidiyoruum. Aileme süpriz yapcam. Tabi blogumu okumazlarsa süpriz olcak :)

Bide bizim derse giren hocalardan biri bana asistanım dedii. Bide bide başka bi hoca ben ve üç arkadaşımı yanına çağırdı ve bizi bi projeye dahil etti. Bizimle ilgilendi. İngilizcemizi geliştirmemiz gerektiğini söyledi. İki sene sonra da sizinle gelecek planları yaparız dedi ^.^ Yani bu aralar eğitim hayatım ile ilgili güzel şeyler oluyor. Durmak yok yola devam!

Şimdilik benden bu kadar dostlar. Malum yarın sınav var. Dualarını eksik etmeyin e mi?? Kocaman öptüüm :)

13 Mart 2013 Çarşamba

Pencere Kuşu Polly


Şuan sıkıntıdan ölmek üzereyiiim. Gazi mahallesine eve tıkılıp kaldım. Dersim saat 8buçuktan 12ye kadardı bitti. Neyse yemek yiyim vakit geçsin bari dedim. Yedim eve geldim. 8 kişilik evde tek kişi bile yook! Camın kenarında oturmuş pidecinin kaplumbağa hızındaki netinden yazıyorum bu yazıyı da. Tren yolu var tam karşımda. E tabi dördüncü kattayız her yer görünüyor. Evin aşağısından vızır vızır arabalar geçiyor. Şimdi müzik listemde Philip Philips'den Home çalıyor. Bir yandan onu söylüyorum bir yandan insanların tıntın kaldırımdan yürümelerini izliyorum. He şimdi yaşlı amca eczaneden çıktı. Bir tane çocuk pidecinin önüne bisikletini çekti. Postahanede de baya bir sıra varmış gibi duruyor burdan. Şimdi farkettim de sağ taraftaki parkın elektirik şeyleri oluyor ya kutu gibi üstüne resimler çiziyorlar, he onun üzerinde dal şekilleri vardı onlar insan yüzüymüş uzaktan farkediliyor. Beyaz bi şahinde Alo Hamsinin ordan geçti şimdi. Şu balıkçıya da bi gidemedik ya. Aslında güzel yapıyorlarmış. Yaz gelmeden gidip yesek iyi olur.

İşte şuan camın kenarından durum böyle. Bir gün daha böyle yanıma arkadaş bulamayarak ve sıkılarak geçiyor. Aslında var arkadaşlarım yanlış anlamayın. Ben çok sosyal bir insanım ama ankaradaki arkadaşlarım çok sosyal sayılmazlar. Ders bitince hemen eve gidiyorlar. Tek başıma da gezmekten çok hoşlanmıyorum ben. Belki akşam tek başıma çıkarım gezmeye belli de olmaz. Ama bütün gün burada oturup insanları izleyemem. Sinemaya mı gitsem acaba. Hem özledim de Büyülü Feneri :) Neyse bakınıyım birazcık. Haydi Polly'niz sizi öper ^.^

11 Mart 2013 Pazartesi

Anlatsam Roman Olur :)


Bugün hayatımın en karmaşık günlerinden biriydi. Hatta dünü de sayarsak en karmaşık haftasonu.. Geçtiğimiz hafta okulun açılması sebebiyle uykuma bi haller oldu. Dün de bugünde 8:30 da kukuman kuşu gibi uyandım. Uyuyamadım da bir daha. E yapacak bi işimde yok bunaldım. Neyse dün evdeki kızları da alıp Optimum'a götürdüm. Gezdik tozduk yemek yedik vs. Birde Teknosa'dan mp3 aldım. Ama rengi böyle şeker pembe çok tatlı. Eve geldik bilgisayara taktım, yok çalışmıyor. Sonra internetten sürücüsüne vs bişeylerine baktım olmadı. Nasıl sinirlendim. Utanmasam ağlıcam yani. Neyse dedim yarın osmanlıca kursundan sonra kızılaydaki teknosada değiştiririm. Çıktım gittim oraya. Baktılar çalışmıyor. Stok da sadece Ankamall'de varmış. Bindim metroya gittim oraya. Ankamall'de de 3 tane teknosa var. Birinciye girdim derdimi anlattım ikinciye gönderdiler. İkinciye gittim derdimi anlattım değişim yaptılar. Ben denemek istiyorum çalışıp çalışmadığını dedim o yüzden üçüncüsüne gönderdiler. Orda gerizekalı bir teknosa çalışanı dur bekle gitme müşteri hizmetlerine ben hallediyim dedi. Halledemedi de zaten. Amacı farklıymış. Neymiş efendim şal tasarımı yapıyormuş kartını verdi. Hey Allahım hepsi beni bulur zaten. Gittim müşteri hizmetleri midir nedir oraya bekledim sıra. Adam denedi çalışmadı. Yan taraftaki arkadaş yardımcı olsun dedi. Birde orda sıra bekledim, ona da anlattım durumu. O da dediki değiştirdiğiniz yere götürün. Yani ikinci mağazaya. Gittim ama orda da sıra var. Neyse hala büyük bir sabırla bekledim sırayı. Kadına dedim böyle böyle. O da demezmi aldığınız yere götürüp iade yapın diye. Nasıl sinirlendim ama gözlerim doldu ağladım ağlıcam. Koskoca alışveriş merkezinin çıkışını bulana kadar zor tuttum kendimi. Çıktım ağladım zaten. E diyorum burdan optimuma nasıl gidicem. Dön dolaş neyse 542'lerin geçtiği devlet demir yollarına kadar yürüdüm. Birde açım, gittim büfeden büskivi aldım. Oturdum durakta yedim. 10 dk oldu otobüs yok 15 oldu yok 20 oldu yok. Çatlıcam sinirimden. Neyse durağın orda güzel bi araba durdu. Baktım arkadan genç bir çocuk koşuyor çevirdim kafamı öbür tarafa. Çocuk bindi öne. Ama araba hala gitmiyor. Baktım şöyle bir camı aşağı indirdi arabayı kullanan amca. Eryamana mı gidiceksin dedi evet dedim bizde oraya gidicez kızım götürelim istersen dedi. Önce hayır dedim sonra baktım otobüsün geleceği yok bindim. İçimden de diyorum "bindik bir alamete gidiyoz kıyamete." Baktım araba aile arabası. Nazar boncuğu falan var. Çocuk da temiz yüzlü zaten. İlk 5-10 dk onlar aralarında konuştular mırmır anlamadım ben. Etrafı izliyorum saf saf. Sonra amca dedi nerelisin. Ooo bi sohbet açtı uzadı gitti yani. Bölümümü falan sordu. Çocuk da gazide Endüstri mühendisliği okuyormuş. Amca da emniyette çalışıyormuş. Sonra amca eryamana metro yapılmamasından bir aaçtı konuyu of. Bir siyaset yapıyor görmeyin. Neyse tam inicem amca hala diyor "gözünüzü açın kızım" diye. Bende iyi akşamlar amcacıııım falan dedim. Çocuk da iyi akşamlar dedi indim. Yani amca utanmasa eve yemeğe davet edecekti valla :) Sonra ben girdim o gerizekalı optimumdaki teknosaya. Dedim alın bunu ya. Bekledim 20 dk falan. Bir de orda kriz geçirdim. İade çeki aldım. Sonra alcam mp3 mp4 herneyse. Ama şimdilik dursun kenarda.

Anlayacağınız bugün roman tadında bir gün geçirdim. Yarına Allah Kerim :)

8 Mart 2013 Cuma

Hedefler Büyük!

Artık çalışkan, düzenli, prensipli bir Polly oldum ben...


Ankaraya geldiğimden beri hayatımı düzene sokmaya çalışıyorum. Başardım mı? Eveeeet. Hergün düzenli olarak notlarımı temize geçiriyorum. Görevlerin altından nasıl kalkıcam diye dert yanarken; nasıl başa çıkacağıma dair çözümler üretmeye başladım.

Görevlerle ilgili hergün yapmam gereken üç şey var. Ben bu üç şeyi haftanın yedi gününde hangi şekilde yapacağıma dair planlar hazırladım. Başarılı oldu :) Evde düzenimi de oturttum, yeni oda akadaşıma da alıştım.

Ayrıca geçen yıl yaşadığım hedef kaygısını da çözdüm. Formasyon alıp atanmaya mı çalışsam? Erasmus'a mı başvursam? İstanbul'a mı geçiş yapsam? Yoksa Farabiyle mi İstanbula geçsem? Yüksek lisans yapıp üniversitede mi kalsam? gibi sorularım vardı. Her gün yeni fikirlerle geliyordum. Ama artık bu olayı çözdüm. Yüksek lisans yapıp üniversitede kalmaya karar verdim. Bu dönem aptallık yapıp genel ortalamamı 3,48den 3,28'e düşürmüş olabilim. Ama önümde koskoca bir 5 dönemim var. Ve ben bunu başarabileceğime inanıyorum.

Bu söylediklerim çok uçuk gelmiş olabilir. Ama inanmak başarmanın yarısıdır demişler. Boşuna söylememişlerdir heralde. Hem şöyle bir durum varki: Bölümümü seviyorum. Bence bu önemli bi etken. Kolay dersleri seçtim zaten. Geçen sene ikinci dönemde hedef koymuştum kendime. Yaklaşmıştım da.. Bu sefer yaklaşmıcam, gerçekleştiricem!

Heyytt :)) Çok artistik bir post oldu bu post. Ama olsun böylesi daha iyi. Hee unutmadan osmanlıca kursuna yazıldık bizim kızlarla. Pazar günü kurs başlıyor. Heyecanlıyım desem yalan olur. Çünkü bütün sınıfı biz doldurduk sanırım :) Ama umarım yeni insanlar da olur. Şimdilik benden bu kadar. Hoşçakalıııınn ^.^

2 Mart 2013 Cumartesi

Öf. Yine Gidiyorum.


Gidiyorum yine. İstemesem de, ağlayıp zırlasam da gidiyorum. Bu sefer öyle çok alıştımki eve ayrılasım gelmiyor. Ankara'ya gidicem bissürü sorun çıkcak yine. Yine sorumluluklar binecek omzuma. Ben yine pollyannalığı bir kenara bırakıp ağlıcam. Ev ayrı bir dert bana, okul ayrı bir dert, aile özlemi hepten ayrı bir dert..

Dün gece öyle çok ağladımki, sırılsıklam oldu yastığım. Migrenim tuttu zor uyudum. Yetmezmiş gibi yine patladı arkadaki yirmilik dişlerim. Ağlarken zaten guatrım acıyor. Ne çürük birşeyim ben ya.. Çok sıkıldım herşeyden. Bazen buradan da öyle boğuluyorumki "Oh gidicem Ankara'ya görceksiniz!" diyorum. Ama Ankara daha kötü.

Aslında orada da mutlu oluyorum bazen. Ama bazen işte. Çok nadir olarak oluyor o da. He birde bize bir ders programı yapmışlar, görünce ona da ağlamak istedim. Şimdi valizimi hazırlıyorum. Bunu o kadar sık yapmaya başladımki yoruyor artık beni. Dışarda okumak iğrenç birşey. Bazıları için mükemmel olabilir. Onları okudukları şehre bağlayan birşeyler olabilir. Ama benim yok. Yok.

Bu duygulardan nefret ediyorum. Sıkılmaktan bunalmaktan ağlamaktan suratsız olmaktan.. Bunları yapınca ben 'ben' olmuyorum. Ama bazen oluyor işte. Adı yok ama oluyor arada.

Birazdan kuzenlerim gelir zaten. Bütün günümüz beraber geçer. Akşam uğurlarlar beni. Geliceksin yine üzülme derler. Derslerine iyi çalış başka şeylerle kafanı meşgul etme diye de eklerler. Eksik birşeyin olursa ara bizi. Bak canın sıkılırsa da ara. Buna benzer şeyler söylerler. Ama hep boş laflar bunlar. Hep söyledikleri ama hiç gerçekleşmeyen şeyler.

Ankara soğukmuş. Çok soğuk hemde. Korkuyorum gitmeye. Ama gece biniyorum. Yine veda ediyorum o çok sevdiğim 'İstanbul'uma..