31 Ağustos 2013 Cumartesi

Biz ortaokuldayken **

Biz ortaokuldayken 'Blue' dinlerdik. Kimisi Duncan'ı sever kimisi Lee diye inlerdi. Sonra Lee'nin uyuşturucu kullandığı ortaya çıktı onun hayranları uzaklaştı ondan. Çünkü uyuşturucu kötü bişeydi 'tü, kaka'ydı o.

Sonra Salsa, Trendy, Go girl okurduk biz. Ondan çıkan koca koca posterleri odalarımıza asardık. Ailelerimiz ergeniz diye hoş görürlerdi bizi. Aslında babalarımız görür, annelerimiz ise bant izi oluyor duvar diye kızarlardı. O dergileri en çok tenefüs aralarında okumayı severdik. Yada beden derslerinde. Magazin bölümünü okur ama en çok sanatçılar nasıl giyiniyorlar diye incelerdik. Kim kimle çıkmış, ayrılmış hepsini bilirdik. En havalı bilgilerimiz ise yabancı şarkıcı-oyuncular hakkında öğrendiklerimizdi. Eğer bi kız yabancı şarkıcı-oyuncular hakkında birşey biliyorsa havalıydı. Cool'du. Bir de Dream tv falan izliyorsa, ezbere yabancı şarkı da biliyorsa o kız bildiğin havalıydı.

Türk popçuları da takip ederdik biz. Benim favori popçum 'Gökhan Özen'di. Hatta defterlerim sticker'larıyla doluydu. Günlüğümde günlük sahibinin fotosunun olması gereken yerde onun fotosu vardı. Hatta duvarımda kocaman bi posteri bulunuyordu. Üstünde de cırt pembe gömlek :) O zamanlar türkçe öğretmenimiz bizi günlük tutmamız için yönlendirirdi. Kompozisyon yazdırırdı. Şiir yazdırırdı. İyi ki de böyle yaptırmış. Şimdi yazma delisiyim çünkü. Gerçi ilkokul öğretmenim de beni yazmaya teşvik etti hep. O kadar şiirimi yarışmaya gönderdi ama hiç derecem olmadı ne yazıkki. Yeteneksiz değilim ama nasip.

Birde hocalarımız ahlaklı birer vatandaş olmamız için eğitirdi bizi. Hala öyle hocalar var mı bilemiyorum. Yerlere tükürenleri vatan haini ilan eden müdür yardımcımız vardı. O adam iyi ki varmış. Hayatımda hiç yere tükürmedim, hayatımda hiç yere çöp atmadım.

Sonra biz ortaokuldayken dersanelerin ücretsiz 15 günlük kursları olurdu onlara giderdik. Gerçi son sene herkes bi dersaneye kaydolmuştu ama 6da 7de dersane dersane gezerdik. Cep telefonu lüks bişeydi. Ben bi kere dersaneye giderken kuzenimin 5110 kırmızı telefonunu götürmüştüm herkes bana bakmıştı. Çok havalıydım gerçekten(!)

Aslında dönüp bakıyorum da işimiz gücümüz hava yapmakmış. Gösterişmiş. Ama biz yinede çok eğlenirdik ortaokulda. Derslerde gırgır şamata yapardık. İki arkadaş vardı onlar bizi kırar geçirirdi gülmekten. Sonra birbirimizin evlerine çok gider gelirdik. Msn'e girerdik. Herkesin bilgisayarı yoktu o zamanlar ama herkesin msn'i vardı. O zamanlar msn'e MESENE mi denilecek yoksa EMESEN mi denilecek çok tartışılırdı. Msnde renkli nickler çıktığında hemen araştırmaya koyulmuştuk. Kodları vardı onların. .$# falan yazıyodun bişeyler. Sonra bir de o zamanlar 'Myspace' vardı. Ki hala var. Fotoğraf albümleri yapardık bol bol. Hatta çok iyi hatırlıyorum. Bende evanescene, cimbom, gökhan özen bir de karışık foto albümü vardı.Yakın arkadaşımla tanımadığımız kişilerin myspacelerine girer fotoğraflarına bakardık. O zamanlar face yoktu tabi. Ama çok eğlenirdik. Güler, dalga geçerdik. Ah ne günleri be..


Bir de ben Avril Lavigne hayranıydım. Onun gibi giyinmeye çalışırdım. Şarkılarını ezberlerdim. Kliplerini hergün onlarca kez izlerdim. Complicated en sevdiğim şarkısıydı. Hala ezbere söyleyebilirim o kadar. Klibi de çok güzeldi hem. Klip için bknz. Sonra Sc8er Boy şarkısı vardı. Onunda klibi çok eğlenceliydi. ^.^

O zamanlar farklı olmaya çalışıyorduk. Fark edilmeye çalışıyorduk. Farklı giyiniyorduk. Siyah göz kalemleriyle karalıyorduk gözlerimizi. Benim saçlarım tektek örgülüydü. Hatta bir keresinde dersanede türkçe hocam saymıştı 42 tane örgüm vardı. Upuzun siyahtı saçlarım. Ablam örmeye çalışırken parmakları ağrırdı. Uçlarına fosforlu renkli lastik tokalar takardım. Siyah oje sürerdim. Sarı lastik bileklik takardık. O zamanlar o modaydı ama neden takıyorduk hatırlamıyorum. Sonra siyah deri iplerimiz vardı. Bileğimize ya da boynumuza dolardık. Hocalar kızardı, biz yine takardık. Bir de kulaklarımıza ikinci üçüncü delikleri açtırabilmek için yalvarırdık annemize. Benim annem o zamanlar izin vermemişti :( Lise bittiğinde anca ikinci delikleri açtırdım kulağıma.

Şimdi ben bunları nerden çıkardım? Bugün ortaokul arkadaşım nişanlanıyor a dostlarrrr. Hatta evlenmiş olan, hamile olan ortaokul arkadaşlarım var. Hayır hayır sakinim, 21 yaşındayım evde kaldım modlarına girmiyorum, hem okuyom ben yaaa. Öyle işte biz orta okuldayken bunlar vardı. Şimdilik ben gideyim de nişan için hazırlanayım. Hepiniz mutlu kalın, bekar kalın eheh. ^.^

27 Ağustos 2013 Salı

Bir not..

Aşk filmlerinde esas oğlanla esas kız vardır. Bir de esas oğlana ya da esas kıza deliler gibi aşık olan bi karakter. İşte ben o karakter üzülüyor diye hiç aşk filmi izleyemem. Yazık hep aklım onda kalıyor, acıyorum..

Bknz: Tolga.. :(



25 Ağustos 2013 Pazar

Sadece 'Mavi'


Mavi gökyüzüdür.
Mavi denizdir.
Mavi bakıştır.
Mavi güzeldir, tatlıdır, ılıktır, yumuşacıktır.
Uçurtmadır mavi
Kuştur.
Gemidir mavi
Balıktır.

Gökyüzünde uçsam ben
Denizde yüzsem
Maviliklerde kaybolsam.
Deniz kızı olsam
Adım gibi deryalara dalsam
Balık olsam
Kuş olsam..
Mavi olsam keşke.

Maviyi ben
Teomanın "mavi kuş ile küçük kız"ı ile
Nazımın "mavi gözlü dev"i ile
Haramilerin "mavi duvar" ile
Ortaçgilin "mavi kuş"u ile
Edip cansever ile
sevdim.
Mavi "aşk"tır.
Ve Mavi'yi sadece seversin.

Facebook oyun istekleri


Facebookta insanlar oyun isteği yolladığında herkes gıcık oluyor dimi. Daha ilkokuldayken bile doğru dürüst selamlaşmadığın arkadaşın sana istek yolluyor. Lisedeki edebiyat hocan yolluyo. Eski iş yerindeki bi abi yolluyo. Ünide yüzüne bile bakmayan arkadaşların yolluyo. Amcan yolluyo. Teyzen yolluyo. Hatta baban yolluyo. Sen "eöff be facebooktan oyun isteği yollamayın artık yeteeğğrr" diye cırlıyosun. Silin beni ya diyosun. Yakında tweeterdan da oyun isteği yollayacaksınız ondan korkuyorum diyosun. Yalan mı. Yalansa yalan deyin a dostlar. Ama artık facebook naptı? Herhangi bi istek geldiğinde toptan kapatmanız için butonlar yaptı rahatladınız.

Ben hiç oynamam normalde faceden oyun moyun. Genelde oyun da oynamam ben. Hep kaybederim. Küçükken ataride araba yarışı oynarken atarinin kolunu sağa sola çeviriyorum, kendimi de arabanın içindeymiş gibi hareket ettiriyorum diye dalga geçtiler benimle bende bir daha atari falan oynamadım. Sanal bebek aldım. O da öldü hep. El tetrisim vardı onu da hiç oynayamadım. Hep ekranı doldurdu sildiremediğim taşlar. Yani bu konuda hiç yetenekli değilim. He bi okeyi oynuyorum adam akıllı o kadar.

Neyse ben konumuza döneyim: Facebook oyunlarına. Şimdi böyle lise sondayken falan happy aquarium(yazılışına tabikide faceden baktım.) oynuyodum. Çünkü orda kazanma hırsı falan yok. Böyle akvaryum pisleniyo temizliyosun. Balıklar acıkıyo besliyosun cart curt. Yani çok bi efor sarfetmenize gerek kalmıyor. Sonra dersane zamanı ders çalışmamak için cityville(bunu kendim yazdım.) oynuyodum. Annem hep cırlıyodu kalk ders çalış diye. O yüzden onu da bıraktım. Şimdi ise can sıkıntısından baktım herkes criminalcase(bunuda kendim yazdım ehe) oynuyo. (lisedeki hocam dahil. he bu arada o da biliyo blogumu. okuyosa selamlar :)) Sonra dedim bende oynayaaaayııım. Benim neyim eksiiiiik. Başladım oynamaya. Ama şimdi de enerji bitti isteyemiyorum da kimseden. Çok madurum a dostlar. Demekki neeemiş böyle oyun isteği yollayanlara cırlamamak gerekiyor imiş. Gün gelir sap döner hesaaabı oluyomuş sonra.

Şimdi bunu yazarken belki enerjilerim birikmiştir. Du gidiyimde bakıyım. Çok öpüldünüz canlar ^.^

Mim: Sen kimsin kardeşim? :)


Sevgili Melek bahar'ın blogunda okudum bu mimi. Okuyan herkes bu mimi yapabilir demiş bende yapıyım dedim :) Malum can sıkıntısı yaz tatili falan. Herkes hazırsaaaa başlıyorum yazmayaaa.

Ben Kimim?
21 yaşında İstanbulda yaşayan, Ankarada tarih okuyan, ailesi Kastamonulu ancak aslen türkmen göçmeni olan, hem küçük kız kardeş olan hemde kendinden iri küçük erkek kardeşe sahip olan bir ablayım. Ailenin şımarık minnak kızıyım. Babama asla kıyamam. Tam bir baba delisiyim. Aileme arkadaşlarıma çok bağlıyım.Arkadaşlar arasında tonlarca lakaba sahibim. Çünkü alıngan değilim. İki tane liseden şirine kankalarım var onlar vazgeçilmezim. 21 yıllık da dostum var her daim yanımda olan. Ankarada manevi kız kardeşim var bir de. Bir de sınıftan biricik kankim. Onlar benim en yakınlarım.
Hümanistim birazcık ben. İnsan ayırt edemeden gereksiz kişileri bile severim. Bütün mutsuzluklarım hep buradan çıkar genelde. Neyse genelde sürekli sırıtan mutlu bir yapım vardır ama kötü şeyleri sürekli arka plana attığımdan bazen çok mutsuz olabiliyorum. Kova burcuyum neredeyse bütün özelliklerini taşıyorum.
He bir de tam bi İstanbul aşığıyım.

Bloğumun adı nereden geliyor?
Ben çok olumlu düşünen, hayatı toz pembe gören biri olduğum için arkadaşlarım böyle tanımlarlar beni.

Blog açmaya nasıl karar verdim?
Şöyle ki, ortaokuldan yakın bir arkadaşım 2005'ten beri blog yazıyordu. Ben ise onu 2008'de okumaya başladım. Blog açmadan önce takip ettiğim bloggerlar vardı. Mesela: "Hulalop çeviren zombi". Onu okuduğumda çok etkilendim. Her anını yazmıştı. Günlük hatta dakikalık yazıyordu resmen. "Sonraki blog" diye diye çoğu kişinin hayatlarını okudum. İnanılmaz eğleniyordum. Sonra bende açmalıyım dedim kendime. Çünkü yazmayı, okumayı acayip seviyordum. Bloğumun ilk yazısını ve tasarımını karar verdiğim o gece 4e kadar bilgisayar başından kalkmadan hallettim.

Neden yaşam bloğu?
Çünkü yıllarca ara ara günlük tuttum. Günlük tutmak beni her zaman eğlendirdi. Aradan birkaç ay yada birkaç yıl geçtiğinde yazdıklarımı okumak bana çok farklı bir his veriyordu. Bu yüzden kalıcı bir yere yaşadıklarımı düşüncelerimi yazmalıydım. Defterlerim kaybolabilirdi ama bloğum kaybolmazdı. Bu yüzden yaşam bloğu açtım. Benim kendi yaşadıklarımı okumam içindi aslında.

Kişiliğim?
İsmimde saklı aslında. Pollyannayım ben, her ne kadar bunu çok sevemesem de, öyleyim yani. Safım birazcık. Çok çabuk güveniyorum, çok çabuk inanıyorum. Herkes benimle konuşurken iyi niyetli sanıyorum. Art niyet arayamıyorum. Herkes iyi gibiymiş gibi geliyor ama değil. Hayat benim için aslında mükemmeldi. Taki bu sene sorunlarrr silsilesi yaşayana kadar. Hala umudum var ama. Hala hayat birazcık toz pembe olabilir. Hayalperestim bir de.. Daha fazlası için tıktık. Yoksa yaz yaz bitiremem :)

Hoşlandıklarım?
Şiir. Yazmayı okumayı çok severim. Yumuşak birşey şiir. Böyle pamuk şeker gibi. Hem tatlı hem hafif hem renkli..
Kitap. Özellikle polisiye kitapları çok severim. Ve tabiki şiir kitaplarını. Kitap dokusu, ruhu olan birşey. Onları gidip seçmek, koklamak, dokunmak, elinde kahveyle-limonlu çayla okumak, meraklanmak, keşfetmek, hayal etmek..Ah kitaplar bende müthiş duygular uyandırıyor :)
Diziler.
Filmler. 
İnternet. 
Peluşlar. 
Arkadaşlar. 
Gezmek. 
Yemek yapmak- yemek. 
Blog okumak-yazmak.
..
Liste uzar :) Hayattan hoşlanıyorum ben ^.^

Hoşlanmadıklarım?
Önyargılar. Negatif düşünceler. Yalanlar. Savaşlar. İnsanların birbirini öldürmesi. Hırslı kişiler. Fesatlar. Bir de insanların benden hoşlanmamasından hiç hoşlanmaaaam!

En çok sevdiğim makyaj malzemesi?
Çok nadir yaparım ama eye-liner en sevdiğim...

Çantamda olmazsa olmazlarım?
Cüzdan, kitap, taraklı ayna, cımbız, anahtarlık, mp4, selpak. Bunlar olmazsa dışarı çıkamaaam! (Aaa tabiki de yalan unutunca paşa paşa çıkıyorum valla, hayat :))

En son okuduğım kitap?
Mustafa Armağanın "Satılık İmparatorluk"

Kimleri mimleseem. Herkesi mimlesem. Beni seven, okuyan, bu mimi yapmak isteyen herkesi :)

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Günlük Gibimsi Vol-4


Merhaba dostlar..
Bugünlerde hava İstanbulda sıcak. Harareti alsın diye insanlar bol bol su ve çay tüketiyorlar. Bende elimden limonlu çayımı eksik etmiyorum. Ablam hasta grip oldu yatıyor. Evde sadece ikimiz kaldığımız için hasta bakıcısı da ben oluyorum. Ev işleri zor olsa da kendi keyfimin kahyası olduğum için rahatım. Annemleri özlüyorum sadece. Yaklaşık 20 gündür ayrıyız annemlerle. Onlar Kastamonuda kaldılar. Bi 15 gün daha gelmicekler maalesef. Zaten gelseler de 1 hafta sonra ben Ankaraya dönüyorum :(

Aslında özledim orayı da. Kankitomlan vırvır konuşmayı özledim, annesinin mercimek çorbasını özledim. Sınıfta bıcır bıcır konuşmayı özledim. Sabahları zar zor yataktan kalkıp sürünerek okula gitmeyi özledim. Ankaranın kışını özledim. Mantoma sarılıp yürüyüp burnumun soğuktan sızlamasını özledim. Valla şaka yapmıyorum özledim Ankarayı, oradaki hayatımı..

Buraya gelince hatıralarım canlanıyor. İçim sıkılıyor. Göğüs kafesimin altında bi sızı oluşuyor. Bu duyguyu sevmiyorum. Ben canlı Polly'i, gülen Polly'i, kendisine Duracell denilen Polly'i seviyorum. Ve o Polly canlanacak biliyorum :)

Şimdilik hoşçakalın can dostlar..

22 Ağustos 2013 Perşembe

İs- tek- ler!


Cesaretli olup bisiklete binmeyi öğrenmek istiyorum.
İnsan kıyımlarını önlemek istiyorum.
Aileler dağılmasın istiyorum.
İnsanlar birbirlerini anlasınlar dinlesinler istiyorum.
Adalet kelimesinin hayata geçmesini istiyorum.
Bencil insanlar paylaşmayı öğrensin istiyorum.
Birine sinirlendiğimde bağırıp, küfredip, karşımdakini aşağılamak istiyorum.
Haksızlığa uğradığımda hesabını sormak istiyorum.
Saf, gamsız biri olmaktansa azıcık fitne öğreniyim de insanların fesat düşüncelerini anlayabiliyim istiyorum.
Fedakarlık yaptığımda karşılığını almak değil, gönül almak istiyorum.
Hep insanlar mutlu olsun isteklerimden vazgeçip azıcık kendimi düşünmek istiyorum.
İnsanların beni kullanmasını engellemek istiyorum.
Pollyannacılık zararlı bişey olduğu için pollyanna olmaktan vazgeçmek istiyorum.

Buraya sürekli atarlı zamanlarımda iç dökmek için değil, mutlu olduğum şeyleri de yazmak istiyorum.
Ama bende de yazma isteği sinirli ve üzgün olunca geliyor napıyım.

Mutlu olduğumda da yazma ümidiyle. Hoşçakalın can dostlar..