23 Ekim 2015 Cuma

Meditasyon Yöntemim: Yazmak.


İlkokul hocam çok yaşlıydı benim. Ders anlatmaktan nefret ederdi. Yorulurdu da diyebiliriz. Bize 4 yıl boyunca sadece 1 çocuk şarkısı öğretti: Kırmızı balık gölde. Çok fazla bir şey öğretmedi. Teneffüslerde bile hiç sınıftan çıkmazdı. Şeker hastası olduğu için hep diyet yapmak zorundaydı. – yani ben öyle sanıyorum.- Diyet ekmeğinin arasında domates falan olurdu. Tırnaklarını bile sınıfta keserdi. Ben genelde ön sıralarda otururdum. Çok başarılı bir öğrenci değildim, çok da kötü değildim. Orta halliydim hep. Ortanca çocuk olmamdan kaynaklanıyor sanırım bu her şeyi orta halli yapmak. Yani bu benim teorim tabi. Neyse… Çok dersle alakalı bir adam değildi maalesef. Ama en iyi yaptığı şey, tek yaptığı şey de diyebiliriz: yazdırmak. Hep yazdırırdı. Okuttururdu. Belirli günler ve haftaları çok önemserdi. İlkokulda en çok yaptığım şey belirli günler ve haftalarla ilgili şiir, kompozisyon yazmaktı. Ve sanırım Fedai hocanın bana kattığı en büyük şey bu oldu: yazmayı sevmek.
Ortaokulda da yazdım hep. Gökşen hoca hep günlük yazın derdi bize. Bende sık sık yazmaya çalışırdım. Saçma yazılar ama içimden geldiğince işte. Çok severdim onu. Yıllardır düzenlenemeyen kütüphanemizi düzeltmeye çalışmıştık hep beraber. Okul çıkışlarında hep okulda kalırdım. Kütüphanedeki kitapları listeler onlara numaralar yapıştırırdık, ayrıştırırdık, düzenlerdik. Artan vakitlerimizde bize şiir okurdu Gökşen hoca. Arkada fon müziği çalardı. Bazen bize de okuturdu. Huzur bulurdum ben orda. Çok mutlu olurdum. Panoları düzenlerdik sonra. Yine belirli günler ve haftalarla ilgili tabi... Programlarda ya sunucu olurdum ya da şiir okuyan kız. Bazen koroda olurdum, bazen folklor ekibinde. Bazen de hepsinde. Şiir dinletileri düzenlerdik Gökşen hocayla beraber.  Kütüphanede olurdu tabii. Ve sadece öğretmenler katılırdı. Bunlarla da yetinmez iş eğitimi odasında da vakit geçirirdim derslerden sonra. Yaptığım resimleri ya da çalışmaları hoca beğenirse sergiye koyardı. Bazen de örnek çalışma olarak alırdı. O zaman mutluluktan uçardım.
Lisede de yazma aşkım bitmedi. Hep yazı yazdım. Şiir yazdım. Âşık oldum şiir yazdım, hayata ergen ergen isyankâr baktım yazı yazdım. En yakın arkadaşlarıma bile hep mektup yazdım. Günlük yazmayı ihmal etmedim. Hatta en yakın arkadaşımla kendi alfabemizi oluşturduk. Kimse anlamasın diye o harflerle yazdık birbirimize mektuplarımızı. Şimdi komik geliyor kulağa ama o zaman mükemmel bir fikir gibi gelmişti bize. Sürekli polisiye ve fantastik kitaplar okudum lisedeyken. O zaman hayatta yapmak istediklerimin arasına ‘polisiye roman yazmak’ fikrini de ekleyiverdim. Ama bu dönem yazma hayatımın en durgun zamanıydı da diyebiliriz. Liseden sonra bu bloğu açtım. Yazdım buraya. Bazen yazmak için yazdım bazen içimden geldiği için bazen de okunsun diye. 
Üniversite hayatım daha verimli geçti yazmak adına. Çünkü yalnızdım. Ne kadar etrafımda arkadaşlarım olsa da hayatta kalmak için en çok çabaladığım dönemdi. Birinci sınıfta güzel günlük tuttum. Bloğa dolu dolu yazılar yazdım. En çok burada biriktirdim yazdıklarımı. Okudukça da heveslenip yazdım. Bir ara yine ara verdim. Soğudum yazmaktan. Üçüncü sınıfta çok yazan bir hoca geldi okula: Galip hoca. Hatta şuan öykü kitapları yazıyor. Ondan heveslenip tekrar başladım yazmaya. Fakat son sene yazmadım. Hiç. Çünkü âşık oldum. Gerçek anlamda tabi. Yani bu da bence öyle. Tamam saçmalamıyorum. İnsan âşık olunca mutlu olunca yazamıyor işte. Hatta ‘Çalıkuşu’ dizisinde Kamran Feride’ye evlenme teklifi ederken bile demişti ki: “Bana evet dersen bırakırım şairliği. Çünkü şairlik mutsuz adamın işi.”
Kamran’a katılıyorum ben.  Yazamıyor insan çok fazla. Bknz: son yazım.
Şimdi ise işsizim. Kendime güvenim yok. İşe yaramazlık hissini bir türlü atamıyorum içimden.  İşe de giremiyorum ders çalışmayla gitmiyor diye. Bari yazayım dedim kendi kendime. Çünkü bir şeyler yazdığımda kendimi üretken hissediyorum. 
Vel hâsılı kelam… Çocukluğumdan bu yana hep yazdım. Yazmayı sevdim. Yazmak beni mutlu etti. Ben akademisyen olmak istiyorum. Yazar olmak istiyorum. Üretmek istiyorum. İşe yarar olmak istiyorum. Kitabım çıkarsa alın e mi :)?
Şimdilik hoşça kalın. Tekrar görüşmek ümidiyle…

19 Ekim 2015 Pazartesi

Mutlu Mutlu Musmutlu :)


Kardeşim askerden geldiiiiii :)
Sevdiceğim Zonguldak'a atandııııı :)

Bu iki haberi cumartesi günü vermek isterdim ama haberleri aldığımdan beri nefes alacak vaktim bile olmadı :)

Muhtemelen iki yıl sonra Zonguldak'ta yaşamaya başlayacağım. Yani gelin olarak oraya gideceğim de diyebiliriz :) istanbula ankaraya Bolu'ya heryere yakın. Sakin, sahili olan küçük bir şehir :)

Ailede durumlar iyi. Arkadaşlarla iyi. Sevdiceğimlen iyi. Dersler de iyi gidiyor :) sırada son hız ders çalışıp atanmak kaldı. İnşallah seneye 'atandım' diye sizlerle paylaşırım. Şimdilik hoşçakalınnnnn ^.^

13 Ekim 2015 Salı

Ruh halim..

Bugünki ruh halimi yansıtan en iyi kelime.. "Dilhun"!
Anlamı: İçi kan ağlayan. Büyük bir üzüntü içinde olan. Gönül manasındaki dil kelimesi ile kan manasındaki hun kelimesinin birleşiminden oluşmuştur.
En yakın arkadaşıma kırgın olunca bütün günüm iç karartıcı geçti. Dolaşmaya çıktım geçmedi. Dizi izledim geçmedi. Çay içtim çekirdek çitledim yine de bir an olsun aklımdan gitmedi. Birine kırgın olunca acayip huzursuz oluyorum ben. Özellikle de çok değer verdiklerime. Neyse. Biraz buruğum bu gece. Ama siz iyi olun ve hoşçakalın.

10 Ekim 2015 Cumartesi

Migren mi benden büyük ben mi migrenden?!


Dersane hazırlığı:
• Mentollü migren taşım (tamam)
• Migren Çayım (tamam)
• 10luk Dolorex (tamam)
• Hap için bir de su (tamam)
 Artık dersaneye gidebilirim.

Dersane dönüşü:
• Yemek ye
• İlaç iç
• Migren taşını sür
• Kafaya buz koy
• Göz bandını tak
• Uyu

...ve gün tamamlanır. Dersaneyi bırakmalı mıyım?

8 Ekim 2015 Perşembe

Ufak Ufak..

Öğrenci olmamak..
Üniversite hep bitsin dedim. Hep Ankara'dan kurtulmak istedim. Son sene aşık oldum. Kopmak istemedim. Evime gelip bu kadar Ankara'da olmak isteyeceğimi hiç düşünmemiştim. Öğrenci olmak çok ayrıymış. Başkaymış. Daha coolmuş mesela. Şimdi okul bitti deyip iş yok deyince cool olmuyo insan be. Acı birşeymiş yani.

Haksız olmak..
Hep derlerdi okul bitince ne olacak insan en çok o zamanları özlüyor diye. O zaman bıyık altından gülüp, aldırış etmiyodum söylenenlere. Ama hakikaten haklılarmış. Haksız olmak hiç bu kadar koymamıştı.

Alışkanlıklar..
İnsan yalnız başına yaşamaya başlayınca kendince alışkanlıklar ediniyor ister istemez. Pijamalar yastığın altında kalacak mesela. Düzen başkalaşıyor, alışkanlıklar tepetaklak ediliyor, kilo bile alıyor insan. Sanırım kendi başıma daha sakindim.

Özlem.. Özlemek..
Hayatımda bu kelimeyi hiç bu kadar yaşamadım. Bir insanın kirpiği bile bu kadar ağır özlenir mi? Elini tutmak, gözlerine bakmak, gamzesinden öpmek, gülüşü falan saymıyorum bile. Kirpiğine kadar özlem diyorum. O kadar diyorum.!

İşe yaramamazlık..
Kendimi boş kola kutusu gibi hissediyorum. Arada bi dokununca ses çıkartan, herhangi bir işe yaramayan, gereksiz, çöpe atılmayı bekleyen.. Boş bir kola kutusu. Annem yemek temizlik yaptırmıyor. Bir işe girip çalışmıyorum para kazanmıyorum. Dershane paramı kendim ödeyemiyorum. Başkalarının omzunda yük. Bu çok ağır birşey! Öğrenci iken hiç böyle hissetmiyordum.

Ağırmış ya. Haklılarmış. Zor bir dönem başladı şimdi. Atanamazsam ne olcam? Sorusunu bir kenara bırakıyorum. En azından 10 ay sormak istemiyorum bu soruyu. 

Normalde çok eğlenceli biriyimdir hayat doluyumdur bilirsiniz. - yine çok meşhur ben- Depresyona girmek istemiyorum.  Böyle olmak istemiyorum. Neşeli olmak istiyorum!!

6 Ekim 2015 Salı

Özledim çok.

Çok şey değişti yazmadığımdan beri. Çoooook değişti.
Deep yazmasa unutmuştum bile buraları. Ama o yazınca döndüm ve buraları çok özlediğimi farkettim. 
Okul bitti. Ankara'dan döndüm. Artık memleketteyim. Çok sevdiğim İstanbul'umda.. Artık sevdiğim bir adam var. Hayatımı birleştirmek istediğim. Okul bitti ve ben bi Tarih öğretmeni oldum. Ama atanamadım. Ülkemizdeki birçok öğretmen gibi. Yılmadım. Bu sene KPSS için dersaneye yazıldım. Yine öğrenci oldum. Yeni başladı ve ben de çalışmaya başladım. 90 almam gerekse de zoru severim hepiniz bilirsiniz. -yani en azından beni bilenler- Çok meşhurmuşum da herkes biliyormuş gibi söyledim komik oldu :) 
Neyse.. Çok uzatmak bunca aradan sonra saçma geliyor. Böyle şey gibi. Hani bir arkadaşınızla 2 yıl görüşmezsiniz sonra onu görünce konuşacak çok birşey bulamazsınız ya onun gibi. Önce genel geçer bilgiler vermem, sonrasında detaya inmem lazım.
Ana çok özlendiniz ve çok seviliyorsunuz bilin. Ve şimdilik hoşçakalın 😊🙋